"Haine ölüm" diye bağırdı Hainci. Bir çok kişi de onu tekrarladı. Çok azı ise sessizce olan biteni izledi ve sessizce izleyenlerin çok azının bu aptallık karşısında midesi bulandı.
(Motikan 2)
Kıymetini bilmek yerine hâlâ o CHP zihniyetini, o “Beyaz Türk” zihniyetini Erdoğan’ı alaşağı etmek için müttefik olarak gören bir damar var.
Ve ne yazık ki o damar çözüm sürecinin son evresinde bile “Beyaz Türk” mahallesine ne kadar Erdoğan karşıtı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
Bitlis'li Musa Selgi, yaklaşık 50 yıldır Nemrut Kalderası'na gönüllü bekçilik yapıyordu. Ağaçları koruyor, çocuklarıyla birlikte temizlik yapıyor, gelen turistlere mütevazı barakasında hizmet veriyordu.
Bugün o baraka yıkıldı.
Eğer daha iyi bir hizmet ve düzenleme için yapıldıysa elbette saygı duyarız. Ancak ömrünü Nemrut'a adamış bir insanın emeğini ve hatırasını da unutmamak gerekir. Nemrut'un yıllardır çözülemeyen onlarca sorunu varken, bugün tartışılan yıkılan bir baraka olmamalı yazık..
Sadece merak ettiğim için soruyorum:
O “mizah, Atatürk’ün şahsına yönelik olmuş olsaydı, yani Atatürk o “mizah”ın konusu olmuş olsaydı, bugün özgürlük diye çığıranların acaba tepkisi ne olurdu?
En ufak bir Atatürk eleştirisi karşısında “Yargı nerede, niçin gereği yapılmıyor?” diye bağıranların o “mizahı özgürlükçülük diye savunmaları sizce inandırıcı mı?
O mitingin söylediğin taleplerle uzaktan yakından bir ilgisi yok.
PKK dağdan insin istemiyor ve çözüm sürecini ilkel- şoven siyasetlerinin sonu gibi görüyorlar.
Bu mitingin amacı bu.
PKK’nin bir kırk yıl daha dağda kalmasının Kars’a ve sana faydası ne Deniz, yetmedi mi?
“ Seni başkan yaptırmayacağız” ifadesi, Kürt sorununun müsebbibi CHP’ye, Kürtleri yem etmekten başka bir işe yaramadı.
Kürt siyasetinin en büyük hatası, Kemalist zihniyetli CHP’nin medeni olabileceği yanılgısına kapılmaktı.
Şamil Tayyar’dan Selahattin Demirtaş iddiası:
“Geçtiğimiz günlerde Selahattin Demirtaş’ın bir ziyaretçisi olmuş.
Uzun süre sohbet etmişler.
Özeleştiri yapmış, mealen şöyle demiş:
“Geçmişte yanlış yaptık. Tüm hesabı Erdoğan’ın yıkılması, gitmesi üzerine yaptık.
Oysa tümden reddederek değil gerektiğinde uzlaşarak yol almalıydık.
Yeni bir siyasi yapı kurmalıyız ve yönetime ortak olmalıyız. Sorunları birlikte çözmeliyiz.”
Bu ifadelerden anladığım; Demirtaş yakın zamanda çıkacağını umuyor ve muhalefete değil iktidara talip.
Kemalistlerle değil muhafazakarlarla daha kolay anlaşacaklarını düşünüyor.
Demirtaş’ın yeni siyasi tasarımı, ileride cumhur ittifakının parçası olma ihtimalini doğurur mu bilemem ama çözüm sürecinin başarısı yeni siyasi işbirliklerinin doğmasını kaçınılmaz kılar.
Görüyoruz ki CHP’nin butlan anaforundan sıyrılamayıp içe kapandığı süreçte birçok cephede yeni döneme ilişkin politikalar üretiliyor.
Hareketli dönem başlıyor.”
Bir dönem kapanıyor.
PKK dağdan iniyor.
Ortadoğu’da devlet dışı silahlı grupların bir geleceği yok artık.
Uluslararası hukuk ve BM yok hükmünde.
Demokrasi bütün dünyada can çekişiyor.
Sınırlar göçmenlere kapanıyor.
Türkiye yüzünü Avrasya’ya dönüyor derken, NATO 22 yıl sonra Ankara’da toplanıyor.
Çin’in büyüme trendi durdu.
İran’da sona eren savaş rejimi güçlendirecek ve İran’ın dünyaya açılması bir hayal olmaktan çıkacak.
Batı’nın iki yüzyıla dayanan Kürt stratejilerinin yerini muhtemelen Kürdistan’ın da içinde bulunduğu coğrafyanın yeni İpek Yollarına açılması suretiyle tarihe karışacak.
Kürtler, yüzyıllardır beraber yaşadıkları halklara yüzlerini dönerek siyaset üretmez ve mümkün olanın siyasetini yapmazlarsa, büyük emeklere ve fedakarlıklara mal olmuş mevcut kazanımlarına oturup ulusal yas tutmalarından başka çareleri kalmayacak.
Özetle her şey değişiyor, herşey dönüşüyor ve yeni olan neyse o bekleniyor.
Ama siyasi aktörlerin şu Diyarbakır ziyaretlerinde hiç bir şey değişmiyor.
AK Parti iktidarına karşı çeyrek asırdır, sıkı bir cenderede tutulan Kürt halkına bir zamanların ‘stratejik ortaklarından’ hiç kimse dönüp yeni bir söz söylemiyor!
Pişmanlık yok!
Pişmanlık duyanlarda Muhasebe yok!
Kürtler o malum stratejilerin asli aktör değil çünkü, çıkılacak yolda, tedarik gücü olarak görülmeye devam edilen hazır kıta bir dünya nimeti ve dünyada bir benzeri kalmamış bir nimet!
Kimsenin dikkatinden kaçmamıştır muhtemelen.
İşlerin eskisi gibi olamayabileceği azıcık görüldüğünde, Diyarbakır ziyaretleri başlıyor hemen.
Xalê Mixeme’de Ciğer kebaplar yeniyor bir güzel.
Kürt şehirlerinde mağdur aile arayıp bulma zorluğu yok nasılsa, kıyametle, bir mağdur aile seçilip ziyaret ediliyor
Sonra Şehrin istikbalinden ziyade kendi istikbalinin peşinde koşturmaktan yorgun düşmüş, kemalistlerin ve kendini solcu sanan Neo- İttihatçıların yıllarca Amed Şubesi gibi çalışmış, şehri gerçek Kürt hafızasının taşıyıcısı Kürt aydınlarına itinayla kapatmış, saçı sakalı ağarmış elitlerle, suya sabuna dokunmayan sohbetler yapılıyor ve konjonktüre uygun tekliflerle Kürtler’in desteği çaktırmadan talep ediliyor.
Yetmezmiş gibi, Kürtler’e evden kaçmaya hazırlık yapan kız muamelesi yapılıyor bir çeşit ve misal CHP’nin içinde bulunduğu zor durumda Kürtler Özel/İmamoğlu ile Kılıçdaroğlu arasında tercih yapmaya zorlanıyor.
Bakın Kılıçdaroğlu gidemez ama biz gidiyoruz Diyarbakır’a, kasınması ise başka bir mevzu!
Kendi bölünmelerine çare bulamayanlar, Kürtler’in bölünmesinde arıyor geleceği!
Daha dündü, hep beraber seyrettik, kimimiz içimiz kan ağlayarak seyretti, kimimiz ortada binlerce ölüye ve yakılıp yıkılmış beşbin yıllık şehirlere rağmen iktidarı ‘beraber salladığına’ inandı.
“Seni Başkan Yaptırmayacağız” filmi kadar bir halka acı vermiş bir film yok dünyada!
Ama senaryoya az biraz dokunarak, Kürtleri’in aynı filmin hem aktörü hem nesnesi olabileceğine hala inanılıyor!
Yeni filmin çekimesi ise tamamen Kürtler’e bağlı.
Yok demesini, hayır demesini bilecekler ve kendi özgün hikayelerini yazmaya karar verecekler, o kadar!
Bir türlü eritemediğimiz hafıza stoklarıyla samimi bir yüzleşme yaşamanın zamanıdır.
Rahmi Koç bir’ fıkra’ anlattığını sanıyordu, ama anlatılanın bu çapta bir ulusal tepkiye yol açacağını bilseydi muhtemelen anlatmaz kendine saklardı.
Yanında Başbakanlık yapmış bir siyaset ve devlet adamı Binali Yıldırım vardı. Gülmek yerine makul bir müdahelede bulunabilir, Rahmi Beye bu fıkranın yakışmadığını hatırlatabilir miydi bilemiyorum, aklıma geldi ve yazıyorum sadece.
Eski bir TRT Genel Müdürü benim de davet edildiğim bir toplantıda Kürt sanatçılarını aşağılayan demeyeyim, hafif dokunduran bir cümle kurdu, ‘ çok kaprisli oluyorlar’ dedi, bununla yetinse ‘sanatçı bu kapris yapar’ der geçerdim; ama müdür sözü anlaşılmaz bir şekilde Rojin’e getirdi ve aşuftenin teki dedi.
Kelime hoş değildi, itiraz etmeye karar vermem zaman almadı, bir Kürt kadınına medyanın huzurunda aşüfte denmesini o anda kabullenemedim ve “Bu kelime size yakışmadı, Rojin aşufte değil, Kürt sanatçısı bir kadın’ dedim.
Salon bir anda buz kesti.
Müdür bey de şaşırdı, benden böyle bir tepki beklemiyordu sanırım “ kusura bakmayın ben terbiyesiz bir adamım Orhan bey’ dedi kızgınlıkla ve toplantı sona erdi.
Hadise duyuldu, büyüdü, Emine Erdoğan hanımefendi Rojin’i aradı yanlış hatırlamıyorsam, davalar açıldı. Aşuftenin hakaret olup olmadığına dair tartışmalar bile yapıldı.
Bunun gibi, Kürtler’in hafızasındaki doktor ve Kürt kadınlarına dair hikayeler komik değil, çok trajik ve çok unutulmazdır.
Annem Türkçe bilmezdi.
Hastalandığında Diyarbakır’ın, hastalarıyla Kürtçe konuşan bir iki doktorundan birini, ama en ünlüsünü, Tarık Ziya Ekinci’yi hatırlar, ‘mı bıbın Tarık Begê’ ( Beni Tarık Bey’e götürün ) derdi.
Derdini Kürtçe anlatır, tedaviyi Kürtçe dinlerdi.
Nurlar içinde uyusun Tarık Ağabey hastasıyla Kürtçe konuşmanın bedelini ağır ödeyenlerden oldu, Beş Nolu Cezaevinin zulmünden geçti, tahliye olunca soluğu Fransa’da aldı.
Hastası annem Behiye Miroğlu aynı cezaevinin kapılarında yıllarca kar kış demeden oğluyla Kürtçe konuşamadan geldi durdu.
Ona göre insan ancak namus davası ve elini kana bulayıp birini öldürdüyse hapishanelere düşerdi, bu yüzden, ölünceye kadar oğlunun hapishaneye neden düştüğünü doğru dürüst anlayamadan ve suçlu olduğunu kabullenemeden göçüp gitti bu dünyadan.
Rahmi Koç’a gösterilen ulusal çaptaki tepkinin anlaşılmasına ulusal bir hafızanın içinde saklı duran hikayeler bir katkı sağlar diye hatırlatma gereği duydum.
Ulusal hafızaların belki de en kırılgan en hassas, hani fay hattı derler ya, böylesi ruhsal fay hatları içinde yaşıyoruz.
Azami dikkat göstermek sonra da bize hala acı veren hafıza stoklarını eritmek gerekir.
#RahmiKoçÖzürDile Rahmi Koç, doktora gitmiş ve doktor daha bir şey demeden soyunmaya başlamış.
Doktor demiş, “Soyunmana gerek yok”
“Soyunmasam nasıl yapacaksın ki?” demiş, sol eliyle ağzından akan salyaları silerken.
#rahmikoç
Türkiye’den Dubai çıkar mı tartışması var.
Bugün Türkiye’de 300k euro arabayı sahibinden’e koyuyorsun mafya arayıp çökmeye çalışıyor. Bu tarz arabaları anca galeri aracılığıyla satabiliyorsun, onlar da ayrı mafya demek ki.
Startup’ına yatırım haberi çıkıyor, yine mafya arayıp çökmeye çalışıyor.
Bunlar teyitli bilgiler. Paranın birinci şartı güvenliktir gerisi fasa fiso. Yani olmaz o iş.
İsrail'in alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu'nun 450 aktivistinden biri daha tecavüze uğradığını anlattı:
🔴 "Pantolonumu ve çamaşırımı zorla indirdiler ve askerlerden biri tarafından tecavüze uğradım”
🔴 "Diğer insanların içlerine silah sokuldu"
🔴 "Kızıma bilinmeyen madde enjekte edildi"
🔴 Avustralyalı belgesel film yapımcısı Juliet Lamont, kelepçeli ve zincirli haldeyken karanlık bir konteynerin içinde İsrail askerinin tecavüze uğradığını, aktivistlere su işkencesi, dayak ve yüzüne elektroşok tabancıyla ateş edilmesine tanık olduğunu söyledi (Double Down News)
🔴 Serbest bırakılmalarının ardından, en az 15 aktivist İsrail'de gözaltındayken cinsel saldırı veya tecavüze uğradığını bildirdi
Böyle şeyleri yapabilmek için,Latin Amerika ve Asya’da kanlı bir darbeyle iktidara gelmeniz ve ülkeyi en az bir on yıl keyfinizce yönetmeniz gerekir.
Türkiye’de ise, bütün nüfusu ancak Mardin- Kızıltepe kadar olan Uşak’ta ve başka Uşaklar’da belediye başkanı olmanız yeterli!
@LogHaber Yugoslavya’nın bölünmesi, senin gibi Miloseviç kafalıların etnik ırkçılık yapması ile başladı.
Bir olayı irdeleyip anlayacak zekaya bile sahip değil bu kafa.
@LogHaber Yugoslavya’nın bölünmesi, senin gibi Miloseviç kafalıların etnik ırkçılık yapması ile başladı.
Bir olayı irdeleyip anlayacak zekaya bile sahip değil bu kafa.