İlgi düşkünlüğü, kişinin sürekli olarak başkalarının dikkatini, onayını, takdirini veya ilgisini arama eğilimidir. Her insan ilgi görmek ister; ancak ilgi düşkünlüğünde bu ihtiyaç olağan sınırların ötesine geçer ve kişinin davranışlarını belirleyen temel motivasyonlardan biri hâline gelir.
Belirtileri: Sürekli takdir beklemek.
Girdiği ortamlarda dikkat çekmeye çalışmak.
Görmezden gelinmeye aşırı tepki vermek.
Sosyal medyada beğeni ve yorumlara aşırı önem vermek.
Başkalarının ilgisini kaybetmemek için abartılı davranışlar sergilemek.
Sürekli başarılarını, yaşadıklarını veya mağduriyetlerini anlatmak.
İlgi başka birine yöneldiğinde huzursuz olmak.
Nedenleri
Çocuklukta yeterli sevgi ve onay görememek.
Koşullu sevgi ile büyümek ("başarılı olursan sevilirsin" mesajı).
*Düşük özsaygı.
*Güvensizlik duyguları. Bazı kişilik örüntüleri (özellikle narsisistik ve histriyonik özellikler). Bunu medya, siyaset ve sosyete dünyasında sıklıkla görebiliyoruz.
Yav, velek ki grup toplantısı yaptı. Hani torpil, kıyak, görev ödülü falan artık neyse.
Biraz da kalabalık topladı.
Kime ne söyleyeceğinden bağımsız kim onu dinleyecek?
Özgür Özel, bugün "Rıza Şehri" öğretisinden bahsetti.
Evet biz de her şey rızalıktan gelir. Bu öğreti tam bir komünel yaşamdır.
Bu yapının, öğretinin oluşmasını Hallac-ı Mansur şöyle tarifler:
Vahdet-i Vücud anlayışına, yani varlıkların birliğine göre çokluk bir yanılgıdır çünkü çokluk, bir görüntüden ibarettir. Görüntü anlam boşluğu yaratabilir, zaman zaman kaybolabilir ya da uzun süre kalamayabilir. Bu bağlamda görüntü yanıltıcıdır. Her şey özdedir. Öz ‘bir’dir. Bu ‘bir’ de Tanrı’dır. Her şey Tanrı’nın açığa çıkmasıyla varoluş gerçekleşmiştir. Örneğin insan bedeni, birçok organın bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu organların uyumlu olarak çalışması sonucunda insan olma özelliğini kazanmıştır ama bu organların çokluğu, tek bir insanı oluşturur. O zaman çokluk, biri var eder, ‘bir’ ise çokluktan oluşur. Tanrı, birliği; varlık ise çokluğu yansıtır. Çokluk birin ürünüdür. Bir ise çokluğun bütünselliğidir. Bu görüş de bizi Vahdet-i Mevcut anlayışına götürür.
Yav Ali Haydar, mesela birliğimiz için sen ne yapabilirsin ya da zaten bugüne kadar ne yapmıştın da gelecek için yapacağın şeye inanalım.
Yahu kayyımla yönetime çökmüşsünüz, neyin heyecanı bu.
Sizin kayyım olarak atanan bir asker veya teknokrattan ne farkınız var?
Milletimizin birlik ve bütünlüğünün sağlandığı, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin karargahı, partimizin kurucu ruhunun filizlendiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde her arkadaşımızın bu değerlere sahip çıkarak Genel Başkanımızla beraber yeni bir geleceğe yürüyeceğine inanıyorum.
Cumhuriyet Halk Partili olmak; ülkenin, halkın ve de partinin birliği ve dirliği için mücadele etmektir. Yan yana duracağız, birlikte yeni bir gelecek inşa edeceğiz🌺
Çürüme yalnızca siyasal ya da ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda psikolojik ve kültürel bir yıkımdır.
Ve belki de en tehlikeli aşama şudur:
İnsanların çürümeyi fark etmeyi bırakması.
Çünkü kötülük sürekli tekrarlandığında sıradanlaşır.
Şiddet sürekli üretildiğinde normalleşir.
Manipülasyon sürekli tekrarlandığında hakikatin yerini alır.
Tehlikeli kişilikler tam da böyle dönemlerde güç kazanır.
Çünkü çürüyen toplumlar, çoğu zaman güçlü görünen ama derin bir vicdani boşluk taşıyan karakterleri ödüllendirmeye başlar.
Sonuç, narsistik liderlik kültürü, toplumun bastırılmış öfkesini ve güvensizlik duygusunu kullanarak kendisini büyüttü.
Paranoid yapı sürekli düşman üretti.
Makyavelist karakter her yolu meşru görür oldu. Antisosyal yapı ise güç uğruna toplumsal zararları önemsemez durumda.
Sonuçta ortaya çıkan şey yalnızca bireysel psikopatoloji değil; kolektif bir ruhsal bozulmadır.
Toplum artık ortak değerler etrafında birleşmek yerine, korkular ve kutuplaşmalar üzerinden yönetilmeye başlandı.
İnsanlar birbirini dinlemez; birbirinden şüphe eder durumda.
Genel olarak güven duygusu çöktüğünde sosyal bağlar da zayıflar.
Geldiğimiz ço çağda insanlar hakikati değil; güçlü olanı takip etmeye yöneldi.
Âdalet değil güvenlik ar ayışı kabul görüyor.
Özgürlük değil istikra arayışısı öncelendi.
Ahlak değil başarı kutsanır hâle geldi.
Toplumsal çürümenin en önemli göstergelerinden biri de normalleşen yozlaşmadır.
Yalan sıradanlaştı.
Çıkar ilişkileri meşrulaştı.
Şiddet ve şiddet kültürü gündelikleşti.
Vicdan ise giderek sessizleşiyor.
Böyle dönemlerde tehlikeli kişilikler yalnızca bireysel sapmalar olarak kalmaz; sistemin işleyiş biçimine dönüşebilir.
Sosyal ve Toplumsal Çürüme: Tehlikeli Kişiliklerin Yükseldiği Zemin
Toplumlar bir anda çürümez. Çürüme, çoğu zaman görünmez biçimde ilerleyen; ahlakın, âdalet duygusunun, güven ilişkilerinin ve ortak yaşam kültürünün yavaş yavaş aşınmasıyla ortaya çıkan tarihsel bir süreçtir.
Sosyal ve toplumsal çürüme yalnızca ekonomik krizlerle açıklayamayız. Çünkü çürümenin en tehlikeli boyutu, insanın insana yabancılaşmasıdır. Günümüz dünyasında insan artık yalnızca birey olmaktan çıkıp; rekabetin, korkunun, çıkarın ve güç arzusunun nesnesine dönüşmeye başlamıştır.
İşte tam da bu noktada “tehlikeli kişilikler” için uygun zemin oluşmuştur.
Toplumsal çözülmenin yaşandığı dönemlerde narsistik, paranoid, makyavelist ve antisosyal kişilik yapılanmaları daha görünür hâle gelir. Çünkü kriz ortamları, empati yerine manipülasyonu; dayanışma yerine korkuyu; liyakat yerine sadakati ön plana çıkarır.
Çürüyen toplumlarda güç, çoğu zaman karakterden daha değerli kabul edilmeye başlanır.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanı olduğu dönem (2010–2023) boyunca CHP'nin aldığı oy oranları kabaca şöyle.
CHP Oy Oranı
2011 Genel Seçimi
%25,98
2014 Yerel Seçimi
%26,34
2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi*
Çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu %38,44(MHP ve muhalefet blok oyu dahil)
Haziran 2015 Genel Seçimi
%24,95(2011 yılına göre bir puan düşmüş)
Kasım 2015 Genel Seçimi
%25,32/Düşüş.
2017 Referandumu**
"Hayır" %48,59/Tüm muhalefet oyları dahil.
2018 Genel Seçimi
%22,65/3 puan gerileme.
2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi***
Muharrem İnce %30,64/tüm muhalefet oyları dahil.
2019 Yerel Seçimi
Türkiye genelinde yaklaşık %30,1
2023 Genel Seçimi
%25,35/ 2011 yılının gerisine düşmüş.
2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi**
Kemal Kılıçdaroğlu 2. turda %47,82/Kürt seçmen ve tüm muhalefet oyları dahil.
Öyleyse neredeyse seninde tamamında ya yönetici ya da vekil olarak yer aldığın hiç kazanılamayan seçimlere bakalım Gürsel Tekin:
Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanı olduğu dönem (2010–2023) içinde başlıca seçimler şunlardır:
1-2011 Genel Seçimi/kaybetti.
2-2014 Yerel Seçimi/kaybetti.
3-2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi/kaybetti.
4-Haziran 2015 Genel Seçimi/kaybetti.
5-Kasım 2015 Genel Seçimi/kaybetti.
6-2017 Anayasa Referandumu/kaybetti.
7-2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi/kaybetti.
8-2018 Genel Seçimi/kaybetti.
9-2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi/kaybetti.
10-2023 Genel Seçimi/kaybetti.
11-2019 yerel seçimlerinde/kaybetti.
12-2023 kurultayında genel başkanlığı Özgür Özel'e kaybetti.
Adam neredeyse her yıl düzenli olarak seçim kaybetmiş.
Başka sorusu olan var mı?
@CabirOzy@UmutSenerank Vallaha tebrikler, kutluyorum. Bizim buralarda hâlâ haysiyetli yaşayan yazar şair pek kalmadı gibi.
Bu haysiyetli davranışınızla İstanbul 'a da el atar mısınız?
Çok sevgiler
Narsistik özelliklerin baskın olduğu yapılarda kişi:
· Sürekli takdir görmek ister,
· Görünürlüğünü kaybetmekten korkar,
· Geri planda kalmaya tahammül etmekte zorlanır,
· Kendisini “merkez aktör” olarak görmek ister.
· Paranoid eğilimlerin baskın olduğu yapılarda ise:
· Çevresine güvenmekte zorlanma,
· Sürekli dışlanma hissi,
· “İhanete uğrama” düşüncesi,
· Yakın çevreyi hızla suçlama,
· Sert kopuşlar yaşama eğilimi görülebilir.
Sınır (borderline) özellikler taşıyan yapılarda ise:
· Ani duygu değişimleri,
· Keskin idealizasyon ve değersizleştirme,
· Yoğun aidiyet arayışı,
· Hızlı kopuşlar ve öfke patlamaları dikkat çekebilir.
Siyasal alan, bu tür kişilik örüntülerini görünür hâle getiren güçlü bir zemindir. Çünkü siyaset; güç, rekabet, görünürlük, hayranlık, aidiyet ve çatışma gibi narsistik dinamiklerin yoğun biçimde yaşandığı bir alandır. Bu nedenle bazı kişilerin psikolojik kırılganlıkları zamanla siyasal davranışlarının merkezine yerleşebilir.
Tarih boyunca egemen güçler, yalnızca zor kullanarak ayakta kalmadılar. Aynı zamanda kendi sistemlerine entegre ettikleri işbirlikçiler aracılığıyla toplumsal meşruiyet üretmeye çalıştılar. Bu işbirlikçiler kimi zaman siyasetçi, kimi zaman bürokrat, kimi zaman aydın, kimi zaman medya figürü, kimi zaman da “uzman” kimliğiyle ortaya çıktı.
Oligarşinin en büyük başarısı, baskıyı yalnızca dışarıdan kurmaması; sistemi içeriden savunacak aktörler yaratabilmesidir.
Öyle değil Müslüm Sarı:
Sistemin temel amacı yalnızca toplumu yönetmek değildir; aynı zamanda kendi bünyesinde tuttuğu sermaye çevrelerini, işbirlikçilerini büyütmek, ayrıcalıklı sınıfları korumak ve düzenin devamlılığını garanti altına almaktır. Bu nedenle kriz anlarında iktidarlar, en kullanışlı aparatlarını devreye sokar; bu bazen yargı, medya, teknokratik yönetim, güvenlik söylemi ve bazen de “istikrar” adı altında sunulan olağanüstü müdahale mekanizmaları öne çıkarılır.
Çünkü oligarşik yapılar için esas mesele halk iradesi değil; düzenin devamlılığıdır. İşte siz tam olarak bu kategoridesiniz, yani siz bu sistemin devamlılığı için atanmış teknokratlarsınız.
Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin CHP Sözcüsü Müslim Sarı:
📌''Grup seçimlerinin usulsüz bir seçim olduğunu söylüyoruz. Bu seçimleri kabul etmediğimizi TBMM’ye yazmıştık.''
📌“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, salı günü grup toplantısını yapacak ve grup konuşmasını gerçekleştirecek.”
https://t.co/f9fgZ50XRb
Bir parti ile nasıl bağ kurulur?
Aidiyet ideolojik bağlılıkla kurulabilir, yani inanmış, ideolojik bütünlük, politik akıl, siyasal kimlikle mümkündür.
Bugün düzen partilerinin çoğunda sadakat zorunluluğu veya bağımlılığı vardır. Yani kazan kazandır, fırsatlardan faydalan şeklindedir.
İdeolojik bağlılık yoksa orada ahlak, erdem ve etik değer arayışı ya mümkün değil veya beklenemez. Çünkü apolitizm, sırdanlaşma körleşme, bencil, fırsat düşkünlüğü getirir. Etik, ahlaksal, erdem ve değer durum ve duygusu yoksunluğu oluşur.
CHP içerisinde yaşanan sorun tam da budur.
Şunu hiç anlamıyorum; bir eski veya yeni genel başkanı kutsama ona ayrı veya gereğinden fazla hürmet besleme ya da değer atfetme aşırı gereksiz.
Yok öyle denmez, böyle denmez, öyleyse denir, kendi partisindeki arkadaşlarını joplatan, toma ile su sıktıran kendi genel merkezine kolluk gücü ile girene ne demeli?
Kendi arkadaşlarına kumpas kuran, içeri attırana nasıl davranmalı?