Bu konuyu (ve benzer konuları) işleyen çok dizi, film, kitap var. Ama özellikle Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı romanı beni inanılmaz etkilemişti. Tarihe, insana ve zamana dair okuduğum en iyi kurgulardan biri. Israrla övmem boşuna değil :)
1962’de Macar bir fizikçi, tesadüfen bir simülasyonda yaşadığımızı keşfetti.
Kanıtladıkları:
• Gözlem gerçeği şekillendirir
• Birden çok gerçeklik vardır
• Evren zihin olmadan var olamaz
Bilim insanları onu 50 yıl küçümsedi. İşte bu keşif neden sizi ürkütecek: (FLOOD)🧵
Adı Eugene Wigner’dı.
Nobel ödüllü bir fizikçi ve son gerçek polimatlardan biriydi.
Ama 1962’de bilimi sonsuza dek sarsacak kısa bir makale yazdı:
“Kuantum Mekaniğinde Ölçüm Problemi”
Wigner, garip bir soruya takıntılıydı:
Göz atmadan önce gerçeğe ne olur?
Kuantum fiziğine göre parçacıklar belirsiz bir belki hâlinde kalır, ne burada ne orada…
Ta ki biri onları gözlemleyene kadar.
O anda, gerçeklik tek bir versiyona “çöker”.
Wigner’a göre, gerçeklik ancak bilinçli bir zihin gözlemlediğinde çökerdi.
Şu sözüyle bunu açıklardı: “Bilinç olmadan kuantum mekaniği tanımlanamaz.”
Wigner’ın iddiası bilim dünyasını şoke etti.
Eğer doğruysa:
• Bilinç, fiziksel gerçeği şekillendirir
• Zihin olmadan gerçeklik eksiktir
• Evren, gözlemci olmadan var olamaz
Fiziği felsefeye dönüştürdü.
Teorisini sınamak için Wigner, “Wigner’ın Arkadaşı” adlı bir düşünce deneyi önerdi.
Bir arkadaş laboratuvarda kuantum olayını gözlemler. Wigner ise dışarıdadır ve sonucu bilmez.
Artık iki gerçeklik vardır:
• Olayın gerçekleştiği bir gerçeklik • Olayın gerçekleşmediği bir gerçeklik
Wigner bakana kadar ikisi de “doğru”dur.
Bu, fiziği altüst etti.
İşte nedeni:
Çünkü bu, evrenin nesnel olmadığını ima ediyordu. Tek bir gerçeklik yoktu.
Gerçeklik, gözlemciye bağlıydı ve aynı anda birden çok zaman çizgisi var olabilirdi.
Tıpkı kuantumun Schrödinger’in Hayatları gibi… Hepsi, izlenmeyi bekliyordu.
Bilim insanları bundan nefret etti.
Birçoğu buna “metafizik saçmalık” dedi. Bazıları ise Wigner’ı fiziği mistisizme sattığıyla suçladı.
Ama matematik tutarlıydı, mantık sağlamdı.
Ve şimdi — 60 yıl sonra — dünyanın önde gelen fizikçilerinden bazıları ona yetişiyor.
Modern kuantum teorileri Wigner’ı doğrular nitelikte:
• Katılımcı Evren – John Wheeler
• QBism – Bilinç, olasılıkları yaratır
• Multiverse – Her olasılık bir yerde gerçektir
Hatta kuantum bilgisayarlar bile bu gözlemciye bağlı mantığa dayanır.
Peki bu senin için ne anlama geliyor?
Wigner’a göre:
• Zihnin, gerçeğin var olmasına yardım ediyor • Hayatının sonsuz versiyonu yaşanıyor
• Evrenin pasif bir parçası değilsin
• Onun bir ortak yaratıcısısın
Bunu bir düşün:
Evren sana olan bir şey değil, senin içinden geçen bir şeydir.
Sadece madde değilsin, anlamsın.
Ve farkındalığın olmadan gerçeklik belki de hiç var olmayabilir.
Wigner, 1995’te öldü.
Birçok kişi tarafından alaya alındı, ama geleceği görenler tarafından sessizce onurlandırıldı.
Bugün, “Wigner’ın Arkadaşı” paradoksu kuantum fiziğinin en çok incelenen sorunlarından biri.
Çünkü bize şu soruyu sorduruyor: Bilinç gerçekten nedir?
Wigner’ın bize bıraktığı daha derin soru:
Eğer evrenin var olması için bilinç gerekiyorsa…
Zihinler ortaya çıkmadan önce burada ne vardı? Büyük Patlama’yı gerçeğe çeviren kimin zihniydi?
Yoksa… Evrenin kendisi bir zihin mi?
Bir dahaki sefere şunu söylediğinde düşün:
“Bu gerçek değil” “Bu olamaz” “Bu gerçeklik berbat”
Çünkü belki de, sadece belki…
Başka bir gerçeğin düğmesi senin elindedir.
Eğer Wigner haklıysa, zihnin evrenin yan ürünü değil…
Onun mimarıdır.
Düşündüğün her düşünce, sahip olduğun her inanç, verdiğin her karar, dünyanın şeklini değiştirir.
Bunu görmezden gelme:
• Sıkışmış değilsin
• Küçük değilsin
• Çaresiz değilsin
Fark ettiğinden çok daha güçlü bir şeyin parçasısın. Gerçeklik seni dinliyor ve seçimini yapmanı bekliyor.
Eminönü Mısır Çarşısı'ndaki Cankurtaran kuşkusuz İstanbul'un en iyi, en başarılı şarküterilerinden biri. Tokat Bez Sucuğu gibi İstanbul'da bulması kolay olmayan birçok ürünü, çok sayıda birinci sınıf peynir çeşidini Cankurtaran'da bulabilirsiniz. Pahalı ama karşılığını veriyor.
Eski takipçiler hatırlar bir Deli Ömer’den bahsederdim. Şöyle derdi; hepimiz ölüyüz, mahşerdeyiz ve yaptıklarımız izletiliyor şuan. Allah bazı iyi kullarına vicdan verip yaptıklarını değiştirme hakkı verdi. Sırat dünya idi, kıldan ince kılıçtan keskin.
Yetiskinler icin bir matematik oykuleri programi hazirladim. Ilgilenebilecek arkadaslarin onune dusurmeye elden ele yardimci olursaniz sevinirim.
Detay bilgi ve kayit:
https://t.co/j1iCePUA10
İşi gücü bırakıp çocuklarla uğraşmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Hiçbir kariyer haritası ebeveynlikten daha önemli değil. Çünkü şeytanın bu kadar şık giyinip nazik olduğu bir dönem yaşanmadı. Okul saldırısı da sadece bugünün meselesi değil. Narkozda geçen son yirmi yılın sonucu. Neler oldu neler biz uyuklarken!
Dijital okuma platformlarında popüler olmuş kitaplara bakın mesela. Çoğunda kötü çocuk ve ailesiyle arası bozulmuş mağdur kız var. Bu hikayelelerde kötülüğe meyilli, şeytani karakterler parlatıldı. Efendi, dürüst ve kendi halinde çocuklar sahnenin dışına itildi. Uyuşturucu kullanımı, cinsel şiddet ve sapkınlık dolu hikayeler çocukları zehirledi.
Sonra rap şarkıları yayıldı birden ortalığa. Notalardan yükselen uyuşturucu dumanı, nakarata yerleşen küfürler ve illegal yoldan para kazanma mesajı her yere yayıldı. Kaşarlı, kaltaklı ve buraya yazamayacağım daha birçok çirkin kelimeli senfonik anarşi, kadın düşmanlığını körükledi.
Utanma duygusunu etkisiz hale getirmek için sosyal medya araçları suç aleti olarak kullanıldı. Daha çok tanınmak, daha çok beğeni almak için “yapılmayanı yapmak” gerektiği zihinlere kazındı. Her türlü rezalete alkış tutan popüler kültür, anormali normalleştirdi. Evin perdeleri ardına kadar sıyrıldı, mahremiyet ve mahcubiyet ayıp sayıldı. Anadolu coğrafyasında bir erdem olarak görülen yüz kızarması, büyük bir zafiyet olarak algılandı.
Bu arada kişisel gelişim dalgasıyla sınırları aşmak, çerçevenin dışına çıkmak ve prangaları parçalamak özendirildi. Kurtlar “Sürüden ayrılın” pankartları taşıyarak gösteriler düzenledi. Çakallar özgürlük sloganları atarak şehre indi. Kibir, özgüven sosuna bandırılıp servis edildi. Tevazu, ezik sıfatıyla yerle bir edildi. Sonuçta özgüven zehirlenmesiyle herkese kin kusan bir gençlik peydahlandı.
Narsisizmle başlayan bu dalga nihilizm sahiline vurunca “anı yaşamak” moda oldu. Bu slogan gençleri geçmiş ve gelecekten kopararak tek bir anın içine hapsetti. Sonsuz bir hayatı içine sindiremeyenler, birkaç yıllık dünya hayatına bile katlanamayan zihinler ürettiler. “Anda kal” sloganı, yapılan eylemin gelecekte ne tür sonuçlar doğurabileceği düşüncesini öldürdü. Feraset hamasete yenildi. İtidal üzere yaşama fikri, “Just do it!” türünden sloganlarla yere serildi.
Özgürlük temalı kampanyalarda “Sen seçmedin!” sloganıyla bütün değerlerin yeniden değerlendirilmesi için gençlere ek tercih dönemi sunuldu. “Aileni, cinsiyetini, milliyetini, dinini sen seçmedin” diyerek gençlerin zihinlerinde soru işaretleri oluşturuldu. “Özgür olun, hiçbir dayatmayı kabul etmeyin” diye bağıranlar, gençlere kendi doğrularını dayattılar ama fark eden olmadı. Anormali hoş görmekle başlayan bu hikâye, normali hor görmeye kadar geldi.
Sonuç olarak kitapla, müzikle, sanatla, filmle çocuklarımızı dört bir yandan kuşattılar. Bize de çocuklarla ilgilenmeyelim diye sosyal medyada memleketi kurtarma rolü biçtiler.
Çocuğumuzu iyi yetiştirmek için harcamamız gereken zamanı, sosyal medyada ona buna laf yetiştirmek için harcadık. Boşa harcanmış zamanların faturaları birikince de toplum huzuruna haciz geldi işte.
Bu videoyu daha önce bir hesapta görmüş ancak indirip paylaşamamıştım. Kötü sayılabilecek beş yıllık bir telefonla düzenlediğim bu videonun bu kadar çok kişiye ulaşmasına çok sevindim. Çünkü bu kısacık videoda insan için çok büyük dersler var! Anlayana tabii.
Ne bağlanabilmiş ne de ayrılabilmiş bir
çifti anlatan kırık dökük bir hikaye. Sevişirken bile didiştiler, sevgiyle şiddetin aynı yerde barınamayacağını yeniden gözümüze sokarcasına…Çok sevdim
butun peynirleri cok seviyorum hepsini ama bergaz marka ezine peynir ve aristenin isli cerkez peyniri bammmbaska bide dumduz lezizo bi beyaz peynir istiyosam muratbey surmeli 🙏🏻🙏🏻
Teheccüdün Biyolojik ve Manevi Önemi
İslamiyet, uykunun en tatlı yerinde, tam da bu hormonal zirvenin yaşandığı seher vaktinde bizleri Teheccüd Namazı ile uyanmaya davet eder.
Bu sene ikinci kez Rıfat usulü sirkesiz turşu kurdum. Geçen sene yaptıklarım kışa girmeden bitmişti umarım yine kütür kütür ve lezzetli olurlar. Sırrı inanılmaz ama yeşil çay✨️
Gerçek anlamda hayatı yaşamak, radikal bir öz kabul ile başlar. Bu, kişinin kendisini, geçmişini ve tüm yaşanmışlıklarını olduğu gibi, eksiksiz ve pazarlıksız bir şekilde kabullenmesidir. Ancak, bu içsel barışı sağladığımızda hayatın taşıdığı anlamı ve huzuru deneyimleyebiliriz.
İnsan doğasının en büyük trajedisi, bu özgürleştirici kabul yerine, tanıdık acıları seçmesidir. Kendisini ve başkalarını eleştirmenin, suçlamanın, pişmanlıklar içinde boğulmanın veya geçmişe hapsolmanın verdiği acı, kişiye bir tür sahte güvenlik hissi verir.
Bu ezberlenmiş acılar, sorumluluktan kaçmanın, değişim korkusunun ardına saklanmanın ve kurban rolünün bir yoludur.
Sonuç olarak kısa vadede daha zor gelen kabul etme eylemi yerine, uzun vadede çok daha yıkıcı olan acı çekme hali sürdürülür.
Oysa kabul, bir teslimiyet değil, tüm hikayeyle yüzleşme cesaretidir ve nihai bir zaferdir. İnsan, bu cesareti gösterip kendi gerçekliğiyle barıştığında, kendisine reva gördüğü o lüzumsuz cezalardan nihayet kurtulur ve hayatı tam anlamıyla yaşamaya başlar.