Kendi ülkesinde başıboş köpek olmayan Almanya'nın Türkiye'ye bedava mama göndermesinin masum olduğunu düşünen saftır.
Sadece hayvancılığı da bitirmiyorlar. Binbir türlü hastalık yayılıyor başıboş köpekler yüzünden.
@GalatasaraySK@amedskofficial Bu paylaşımı da sana bunu paylaşman için verilen parayı da gtüne sok. Sen de sana bunu paylaştıranlar da bizi temsil etmiyorsunuz. Arkanıza binlerce vatanseverin desteğini alıp buna karşı çıkabilirdiniz. Rezilsiniz. Omurgasız ve arsızsınız. Şerefinizi skeyim. Düzenin orospuları.
Dünya tarihinin en acımasız soykırımı 1800'lerin sonu ve 1900'lü yılların başında türklere yapıldı. Üstelik hayali ermeni soykırımnın aksine bunu destekleyen binlerce farklı belgeli arşiv var.
Ama bizim tarih derslerimizde sadece kazandığımız zaferler var.
Sonuç ne olursa olsun Okan bu seviyelerin hocası değil ve görünen o ki asla da olamayacak. Bişey oluyor, acaba mı diyoruz, yok sonra ilk düşüncemize geri dönüyoruz. Süper lig hocası, ötesi değil.
Şöyle avantajla gittiğin deplasmanda ilk dakikadan itibaren oynattığı oyuna bak, izledi izledi, rakip 10 kişi kaldı izledi, 2’yi yedi izledi. İzle bakayım. Biz de izliyoruz.
@0xprofkripto@muradcobanoglu Bütün milletin anlamadığı, hatta zerre kadar bir bok anlamadığı en yakın seçimlerde ortaya çıkacak. Aq ahrazları yine akp ve chp arasında bölünecekler
Son dönemde Fenerbahçe maçı izlemeye gidenler:
CHP genel başkanı
Milli eğitim bakanı
Gençlik ve spor bakanı
TFF başkanı (5 günde 2. kez)
Galatasaray maçına gelenler:
-yok-
Kimlerle mücadele ettiğimizi şöyle bi not düşelim.
TRT'nin Galatasaray nefreti adlı yayını!
Bu ne rezil bir yayıncılık @trt ?
Galatasaray - Juventus maçında yaşanan @trt1 rezaletleri saymakla bitmez! Mesela Davidson Sanchez'in harika bir golü var fakat tek bir açıdan gösteriliyor. Golü kimin attığı belli değil öyle bir açı veriyor yönetmen ekrana. Dakikalarca tek kameradan izledik maçı bu nasıl yönetmenlik! Bu sözde yönetmen ya çok fanatik Fenerbahçeli hasedinden gol tekrarlarını bile vermedi. Ya da üniversiteden yeni mezun olmuş bir çaylak! Cevap hangisi @trt1?
İyi mi böyle! Keyfiniz yerinde mi?
Vatandaştan 100 milyonlarca liralık vergi alıp üstüne vatandaşa yaşattığınız bu rezaletin bir özrü olacak mı @trt ?
Dün akşam reytinglerde açık ara Türkiye'nin 1 numarası Galatasaray - Juventus maçı olmuştur. Mesela yayını 10 dakika daha uzatıp ekran başındaki milyonlarca Galatasaray taraftarını da maç sonu sevincine dahil edemez miydiniz? Bu küçük hesaplarınız bu çekememezlikleriniz başka hangi kelimelerle ifade edilebilir? Malûm takıma değil Türk halkına hizmet edin!
Galatasaray taraftarı unutmaz!
Siz hepiniz Galatasaray tek!
"Gelirken taksi şoförüne;
'Küreselleşme nedir?'
diye sordum, şoför bana;
'Cim Bom Galatasaray!'
dedi!" (FerhAntoloji, 665)
Bu, Ferhan Şensoy’un güzel bir şakalı şiiri, özellikle de “küreselleşme” (“global” ve “globalleşme” gibi) sözcüğünün yerli yersiz kullanıldığı bir dönemin mini bir parodisidir ama tarihsel bir arka planı da var.
Galatasaray’ın kökeni Mekteb-i Sultani, 19. yüzyılda Avrupa devletleriyle diplomatik ve idarî rekabet içinde olan Osmanlı Devleti’nde geleneksel medrese eğitimi modern devlet yönetimi için yeterli görülmediği için, kuruldu. Yabancı dil bilen, hukuk, idare ve maliye bilgisine sahip, Avrupa kültürünü tanıyan ama geleneksel değerlerden de haberdar olan elit bir kadro yetiştirilmesi amacıyla var oldu.
Okul programı büyük ölçüde Fransız liseleri örnek alınarak hazırlandı. Eğitim dili uzun süre ağırlıklı olarak Fransızcaydı. Bu, Osmanlı’nın Batı ile kurduğu kültürel ve diplomatik ilişkiyi güçlendirme stratejisinin bir parçasıydı.
Ezcümle Mekteb-i Sultani yalnızca bir okul değildi; Osmanlı modernleşmesinin sembolüydü. Bürokratik elitin üretim merkeziydi. Batı ile temasın kurumsal kapısıydı. “Batı’ya Açılan Pencere” sözünün tarihsel anlam ve önemi burada yatar.
Galatasaray aynı zamanda batı tipi sportif faaliyetin yerel bir kimlikle kurumsallaşması demektir. “Türk olmayan takımları yenme” ideali bu çerçevede anlamlıdır. Ancak gerçek anlamda bir Avrupa zaferi için Özal dönemi beklenmiştir. 80’lerin ortasından itibaren uygulanan dışa açılma ve serbestleşme politikaları, yalnızca ekonomi alanını değil sporun finansal ve kültürel zeminini de dönüştürdü. Galatasaray’ın başarı ivmesinin bu bağlamda artması tesadüf değildir.
80 sonrası ihracata dayalı büyüme, “küreselleşme”, özel sektörün güçlenmesi ve finansal piyasaların serbestleşmesi kulüplerin sponsorluk ve gelir kaynaklarını genişletti. Reklam gelirleri arttı. Daha sonra, 90’larda, buna bağlı olarak, özel televizyonculuk yaygınlaştı. Kulüpler kurumsallaşmaya yöneldi. Futbol, kitlesel tüketim kültürünün bir parçası haline geldi.
Dışa açılım, yalnızca ticari değil kültürel dolaşımı da hızlandırdı. Yabancı oyuncu transferleri kolaylaştı. Avrupa kupalarına katılım daha stratejik bir hedefe dönüştü. Kulüpler Avrupa futbolunu daha yakından takip etmeye başladı.
Kültürel ve tarihsel kodlarından ötürü bu dönüşüme en iyi ayak uyduran takım olan Galatasaray’ın 80’lerin sonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda (o zamanın Şampiyonlar Ligi) yarı finali görmesi şaşırtıcı değildir.
Keza 90’ların başında, o meşhur karlı maçta Werder Bremen’e o golü atabilseydik, belki daha erken bir mucize gerçekleşmiş olacaktı.
90’ların sonunda ve 2000’de bu çizgi devam etti, tıpkı bugünkü gibi, ilk üç şampiyonluk döneminde Avrupa’da bocalayan Galatasaray dördüncü şampiyonlukla beraber hem Uefa Kupası’nı hem Süper Kupa’yı kazandı. Sonrasında da birkaç defa Şampiyonlar Ligi’nde grup aşamalarını geçti ama nefesi bu kadarına yetti.
Bütün bunları niye hatırlıyorum?
Galatasaray’ın Avrupa zaferlerinde ve bunlara yüklediği anlamda tarihsel bir tutarlılık vardır. Mekteb-i Sultani kötüye giden işlerin düzeltilmesi için gerçekleştirilmiş, yüzü batıya bakan bir eğitim ve kültür hamlesiydi, sonrasında Galatasaray’ın da Türk sporunu ama özellikle de futbolunu geliştirirken batıya yüzünü döndüğü açıktır.
Yerel başarılar iyidir, hoştur ama uluslararası alanda başarı Galatasaraylılara “Fevkalâdenin Fevkinde” gelir. Bu tarihsel anlayış küçük yaştan itibaren Galatasaraylılara bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde aşılanır. Buna karakter inşası veya kader diyoruz.
Adam İtalyan, İtalyan milli takımını da çalıştırdı, taa 12-13 yıl önce 8-9 ay Galatasaray'da teknik direktörlük yaptığı için Galatasaray bir İtalyan takımıyla maç yapacağı zaman Galatasaray'dan biz İtalyan takımından onlar diye bahsediyor. Galatasaray insanların üzerinde öyle bir etki bırakıyor işte.