"Never stay up on the barren heights of cleverness, but come down into the green valleys of silliness." Ludwig Wittgenstein #linguisticturn#philosophy#felsefe
Gündelik dil paradigmasını görmezden gelen aşırı rasyonalist akademik çevreler şöyle bir cümle gördüklerinde dişlerini sıkar:
“Epistemik doğruluk saplantısı, anlamı mümkün kılan gramatik zemini görünmez kılar.”
Meme görseli: Gemini
#felsefe#epistemoloji#gramer
@_sumeyra1_ Şizofren durumlar bir takım yargılamalardan muhaftır. Şizofren kişinin kendi gerçeklik algısı vardır ve bu algı durumu toplumsal tehdit oluşturmuyorsa, onun söylemleri ne doğrulanabilir, ne de yanlışlanabilir.
Batı yanlısı siyasi perspektiften konuşuyor. Olayların iç yüzünü bilmiyor.
Ezberden gidenler, arapların doğu (çin) ile yaptıkları savaşlar sırasında yaptıkları fetih ve galibiyetler ile toplumları müslümanlaştırdığını söyler. Oysa abbasilerin böyle bir uygulaması yoktu, daha çok 100-150 sene kendi içlerinde yalamış olanların müslüman olmasına müsamaha gösteriyordu.
Ezber bozan tarihsel başka bir olgu ise, arap dışı müslüman bir devletin Karahanlılar devleti ile Saltık Buğra Han tarafından kurulduğudur.
Yani, iddia ettiği gibi, hrıstiyanlık hiç de barışçıl yollarla yayılmamıştır. Roma imparatorluğunun hrıstiyan olmasından sonra Pax Romana için bu söz edilse bile, Vatikanın katolik ülkelerdeki üstünlüğü üzerinden hiç söz edilemez. Ahmet Arslan felsefede yaptığı keyfiyeti tarihte de yapması kabul edilemez.
Batı yanlısı siyasi perspektiften konuşuyor. Olayların iç yüzünü bilmiyor.
Ezberden gidenler, arapların doğu (çin) ile yaptıkları savaşlar sırasında yaptıkları fetih ve galibiyetler ile toplumları müslümanlaştırdığını söyler. Oysa abbasilerin böyle bir uygulaması yoktu, daha çok 100-150 sene kendi içlerinde yalamış olanların müslüman olmasına müsamaha gösteriyordu.
Ezber bozan tarihsel başka bir olgu ise, arap dışı müslüman bir devletin Karahanlılar devleti ile Saltık Buğra Han tarafından kurulduğudur.
Yani, iddia ettiği gibi, hrıstiyanlık hiç de barışçıl yollarla yayılmamıştır. Roma imparatorluğunun hrıstiyan olmasından sonra Pax Romana için bu söz edilse bile, Vatikanın katolik ülkelerdeki üstünlüğü üzerinden hiç söz edilemez. Ahmet Arslan felsefede yaptığı keyfiyeti tarihte de yapması kabul edilemez.
Peki, yaşadığını varsaydığınız bu karakterler tarihi kişilik midir? Ayrıca ölümlerinden sonra yazımı tamamlandığını iddia ettiğiniz kitapların tarihsel olarak bir belgesi var mı?
Ciddi metodolojik ve kategorik hata yapıyorsunuz. Felsefe bilmeyen bir topluma ne satsanız yedirirsiniz. Ruhbanların büyülediğini siz de benzer ontolojik argümanlarla büyülüyordunuz.
“ Tek gerçek” olarak sunacağınız ne ise, onun temelsiz bir inanç olduğunu kabul etmek istemiyorsunuz. Tıpkı saldırdıklarınız yaptığı gibi!
Böyle söylemler İnsanı idealleştirir, sonra aradan bir seçkin sınıf çıkar ve bu idealizasyonun en nihai formu olduğunu savunur.
Bunlar hastalıklı söylemlerdir, felsefede bu tuzağa düşenlere solipsizm yanlıları denir.
Özel dil (meta-dil) argümanı kullananların kategorik hataya düşmesi kaçınılmazdır.
Akademinin en büyük büyüsü, felsefe ya da bilim gibi alanlarda ahkam keserken belli bir uzmanlığa sahip olunması gerektiği varsayımı üzerinden işliyor.
Oysa çözme ve çözümleme (solve/dissolve) ya da betimleme ve açıklama arasındaki ayrımı bilen herkes her konuda konuşabilir. Çünkü dil (lisan) dediğimiz mefhumun üzerinde bir meta-dil, üst-dil, ideal-dil yoktur.
Bu soruların her biri ontolojik zemini var sayar, her varsayım bir dogmadır. Bir yerde dogma varsa, orada metafizik vardır.
Metafizikçiler, soyutlaştırdığı kavramlara tıpkı her paganın toteme taptığı gibi tapınır.
Böyle olunca, ateist (tanrıtanımaz) diye sanılan herkes aslında bir kavram-perest olmuş olur.
Tabi bu betimlemeyi (yorum değil) görebilmek için #felsefe bilmek lazım, özellikle dilsel dönemeç (#linguisticturn) sapağından sapmak lazım.
Bu soruların her biri ontolojik zemini var sayar, her varsayım bir dogmadır. Bir yerde dogma varsa, orada metafizik vardır.
Metafizikçiler, soyutlaştırdığı kavramlara tıpkı her paganın toteme taptığı gibi tapınır.
Böyle olunca, ateist (tanrıtanımaz) diye sanılan herkes aslında bir kavram-perest olmuş olur.
Tabi bu betimlemeyi (yorum değil) görebilmek için #felsefe bilmek lazım, özellikle dilsel dönemeç (#linguisticturn) sapağından sapmak lazım.
Felsefe bilmeyen entelektüel despotizm yanlıları sırf toplumu kendi bağnaz emelleri üzerinden dizayn edebilmek için kültürel kaynaklara fütursuzca saldırıyorlar.
Bu güruh, bilim ile çelişkili buldukları her şeye saldırma misyonunu kendilerine üstlenmişler.
Üst perdeden bir meta-dil kullanan belagat ustaları sanki kendi düşünceleri sağlam temeller üzerinde duruyormuş gibi konuşması kabul edilemez. Çünkü açıklamaya ihtiyaç duyan her olgunun temelinde, temellendirilmemiş bir inanç duruyor.
“Din��� kavramını Felsefi soruşturmalar üzerinden derinleştirdiğimizde, yani hayat tarzına bağlı kullanım pratiklerinin izini sürdüğümüzde bambaşka sonuç çıkar: “Her kişinin kendi yasa (din) hakkı vardır” diyebilmek mesela…
Kuvvetle muhtemeldir ki, siz “din” kavramını Roma hukuk düzeninin bir ürünü olan “religion” kavramıyla eşdeğer olarak ele almışsınız.
Felsefi soruşturma pratiği yorumlamaktan kaçınır ve soruşturma konusu olan her şeyin izini süren bir etkinliktir. Buna jest ve mimikler de dahildir.
“Din” kavramını Felsefi soruşturmalar üzerinden derinleştirdiğimizde, yani hayat tarzına bağlı kullanım pratiklerinin izini sürdüğümüzde bambaşka sonuç çıkar: “Her kişinin kendi yasa (din) hakkı vardır” diyebilmek mesela…
Kuvvetle muhtemeldir ki, siz “din” kavramını Roma hukuk düzeninin bir ürünü olan “religion” kavramıyla eşdeğer olarak ele almışsınız.
Felsefi soruşturma pratiği yorumlamaktan kaçınır ve soruşturma konusu olan her şeyin izini süren bir etkinliktir. Buna jest ve mimikler de dahildir.