16 Mayıs 2020’de marinalarda tekne bağlama ücretleri denetim altındaydı. 11 Aralık’ta lobicilerin eklettiği Madde 5 ile bir gecede ücretler 5 kat arttı! Amatör denizcilik ölüyor! #DenizeErişimHaktır@TCKulturTurizm@UABakanligi@denizcilikgm https://t.co/Ni20ZKEW4G
O iş,
senin bildiğin gibi değil
benim canım kardeşim.
Bütün çektiğin sıkıntıların ana sebebi sensin.
Ama sen bunun bile farkında değilsin!
Biraz kendine gel be kardeşim.
Her şey sende başlıyor, sende bitiyor.
İpler senin elinde.
Sen hakkına sahip çıkmazsan, başkaları senin hakkına nasıl sahip çıksın,
benim garip kardeşim...
✍🏻 AVRUPA’DAN KAÇ KAT PAHALIYIZ?
Portekiz’den sipariş ettiğim çoraplarım geldi. 1966’dan beri çorap üreten Pedemeia, dünyanın en iyi çorap üreticilerinden biri olarak gösteriliyor. Ben de Pedemeia’nın klasik erkek çoraplarını yıllardır kullanıyorum. En üst kalite merserize pamuk ipliği ile üretiliyorlar. Tasarım, malzeme, dokuma sıklığı, burun, topuk, lastik ve gövde… hepsi en iyisi.
Çorap deyip geçmeyin, hayatın en önemli detaylarından biridir. Erkek çorabı hakkında çok daha uzun yazabilirim. Ama konumuz bu değil. Niyetim, Portekizli tekstilcilerin reklamını yapmak da değil.
Daha başka bir konuyu, bir tekstil ülkesi olarak üretim kalitemizi ve fiyatlarımızı konuşmak istiyorum…
Eskiden, tüm giyim kuşam ürünleri gibi çorap alışverişimi de Türkiye’den yapardım. Adı herkesçe bilinen bazı çorap markalarımız vardı ve gerçekten de çok kaliteli çorapları gayet iyi fiyatlarla satarlardı.
Sonra her ne olduysa o kaliteli çoraplar bir anda üretilmez oldu. Ucuz iplikle üretilen kalitesiz çoraplar piyasayı istila etti. Merserize sadece “business” “exclusive” gibi havalı İngilizce isimler altında, boyut ve kalınlığı düşürülerek “malzemeden çalınmış” hali ile bulunur oldu.
Yani daha fiyat konusuna gelmeden, Türkiye’de kaliteli çorap üretilmez, bulunmaz oldu.
Gelelim fiyata….
Zar kadar ince, bileği birazcık geçecek kadar kısacık üretilen, merserize iplik kalitesi de hayli tartışmalı olan yerli çoraplarımız, mağazalarda 400 - 500 TL bandında satılıyor. Kullanım ömürlerini de ayla yılla ölçmeye kalkmayın, 3 - 5 kullanımdan sonra renkleri soluyor, gevşiyor, yamuluyor.
Peki demin anlattığım, “dünyanın en kaliteli çorapları” arasında sayılan bu ürünleri Portekiz’den kaç paraya aldım dersiniz? Aklınız çok yüksek rakamlarda gezinmesin, çiftine bizim para ile 240 TL verdim. Yani bizdeki “sözde muadillerinin” yarı fiyatı.
Peki neden böyle dersiniz? Bizim malzeme maliyetimiz mi pahalı, işçiliğimiz mi pahalı, ters giden ne var da daha kalitesiz ürünleri Portekizliden daha pahalıya satıyoruz?
Buyrun beraber bakalım… Ne zaman böylesi bir konu açsak bizim iş adamlarımız hemen işçilik maliyetlerini gündeme getiriyorlar ya hani… Portekiz’de asgari ücret yaklaşık 56.900 TL. Yani bizdeki 28.075 liranın 2 katından fazla! Asgari ücretin işveren maliyeti açısından da durum farklı değil.
Peki acaba yakıt fiyatları nasıl? Portekiz’de benzinin litresi 101 TL, Türkiye’de ise 63 TL.
Elektrik enerjisi? Portekizde kW saati ortalama 7,15 TL, Türkiye’de 5 TL.
Acaba vergide durum ne?
Çorap için KDV oranı Portekiz’de %23, Türkiye’de ise %10. Aradaki fark yine 2 kattan fazla.
Hülasa…
Maliyetleri Türkiye’den 2 kat yüksek olan Portekizde çorap, Türkiye’nin yarı fiyatına satılıyor. Üstelik ürün kalitesi de “tekstil ülkesi” Türkiye’dekinden daha yüksek.
Maliyet yarı yarıya, fiyat iki kat. Yani basit bir erkek çorabında bile Avrupa’dan 4 kat daha pahalıyız.
Sebebi ne olabilir siz takdir edin.
Kaybedenler hep aynı kesimler: Ücretliler!!!
2025 yılında ülkemiz %3,6 büyümüş.
2026 ilk çeyreği itibariyle, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre ise %2,5 büyümüşüz.
Enflasyonda istenen seviyeler yakalanamadığı için de frene basmaya devam edilecektir.
Böylelikle, büyümede ivme artışı olmayacağı için istihdam da olumsuz etkilenecektir.
İşsizlik artacaktır.
Şimdi bu noktada, farklı bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Önce
2014-2020 Dönemine bakalım.
Reel büyüme: +%25,3
Dolar bazlı büyüme: -%23,3 (eksi işaret, küçülme olduğunu gösterir)
Yani ekonomi fiziksel olarak büyümüş:
Daha fazla konut yapılmış.
Daha fazla yol yapılmış.
Daha fazla üretim yapılmış.
Daha fazla insan çalışmış.
AMA
TL'nin dolar karşısındaki değer kaybı o kadar yüksek olmuş ki, dolar bazında ölçülünce, büyüme değil küçülme yaşanmış.
Peki, bu dönem kimler kazanmış?
İhracatçılar (kısmen),
Döviz geliri olanlar,
Yabancı para tutanlar kazanmışlar.
Kimler kaybetmiş?
Ücretliler,
Sabit gelirli kesimler,
TL tasarrufu olanlar kaybetmişler.
Şimdi
2020-2025 Dönemine bakalım.
Burada çok farklı bir tablo oluşmuş.
Reel büyüme: +%32,6
Dolar bazlı büyüme ise: +%123,2 (artı olduğuna dikkat edin!)
Bu dönemde iki şey aynı anda gerçekleşmiş:
Reel ekonomi büyümüş.
TL, 2023 sonrasında reel olarak değerlenmeye başlamış.
Ayrıca yüksek enflasyon nedeniyle:
Gayrimenkul fiyatları artmış.
Şirket bilançoları şişmiş.
Banka aktifleri büyümüş.
Borsa yükselmiş.
Dolayısıyla dolar bazlı milli gelir çok hızlı bir şekilde yükselmiş.
Peki, bu dönemin kazananları kimler?
Varlık (ev, arsa) sahipleri,
Büyük şirketler (savunma, enerji, bankacılık),
İhracatçı sanayi,
Perakende zincirleri (bunlar yüksek enflasyon ortamında fiyatlama gücü elde ettiler),
Bankalar (2025 sonunda 842 milyar TL net rekor kâr elde ettiler),
Döviz ve finansal varlık sahipleri (Borsa, eurobond, döviz, altın).
Peki, kaybedenler kimler?
Ücretliler!
Sabit gelirli kesimler.
Asıl sorun da işte tam burada.
Milli gelir artıyor.
Şirket kârları artıyor.
Banka kârları artıyor.
Gayrimenkul değerleri artıyor.
Ama ücretlerin milli gelirden aldığı pay aynı hızla artmıyor!
İşin daha da ilginç tarafı,
bu kesimin nüfusun neredeyse üçte ikisini oluşturmasıdır.
Yani aslında hükümet etme mührü bu kesimin elindedir.
Mesele, sadece farkındalık meselesidir!
Ekonominin temel tartışması da tam olarak budur.
Ekonomik büyüme ile toplumsal refah aynı şey değildir.
Bir ülke çok hızlı büyürken
vatandaşın önemli bir bölümü fakirleşebilir.
Bu nedenle bugün Türkiye'de düzeltilmesi gereken en önemli konu
Refahın yeniden bölüşümüdür.
Adil Bölüşümdür.
Ücretliler ve sabit gelirliler,
bunun farkına vardığı anda düzen değişir…
Denetim kayyımı kararı
Tavuk eti üreten 7 şirketin İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğine yaptığı itiraz sonucunda denetim kayyımlığı tedbir kararı kaldırıldı.
Banvit, Şen Piliç, Ay-Pi Tavukçuluk, As Piliç, Lezita, Ak Piliç, Bupiliç’te denetim kayyımlığının kaldırıldığına ilişkin mahkeme kararı👇👇
FAİZ BELASINA KARDAŞ
VERDİĞİMİZ PARALAR BİZİM
Devletimiz
2021 yılında 180 Milyar TL,
2022 yılında 310 Milyar TL,
2023 yılında 675 Milyar TL,
2024 yılında 1 trilyon 270 milyar TL ve
2025 yılında 2 trilyon 51 milyar TL
faiz ödemesi gerçekleştirdi.
2026 yılının ilk 4 ayında ise faiz ödemeleri coştu.
Dört ayda, 1 trilyon 132 milyar TL faiz ödendi.
Son zamanlarda sık sık gündeme getirilen memur maaşları temelinde bir kıyaslama yapalım.
2025 yılında toplam kamu personel gideri;
3 trilyon 168 milyar TL
faiz ödemesi ise 2 trilyon 51 milyar TL
Yani faiz ödemesi personel giderinin %65’i seviyesinde gerçekleşti.
2026 ilk 4 ayda personel gideri ise;
1 trilyon 486 milyar TL.
Faiz ödemesi 1 trilyon 132 milyar TL.
Yani faiz ödemesi, personel giderinin %76’sı seviyesine çıkmış.
Bu gidişle,
birkaç yıla varmaz, tüm kamu personel giderlerinden daha fazla faiz ödüyor olacağız!!!
Yani demem o ki
enflasyonla mücadele bahanesiyle personel maaşlarını baskılayacağınıza
faiz ödemelerine odaklanın.
Arıza da sıkıntı da orada!
Dahası;
2026 yılı için Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan bütçe 1 trilyon 943 milyar TL,
Sağlık Bakanlığına ayrılan bütçe 1 trilyon 475 milyar TL ve
Millî Savunma Bakanlığına ayrılan bütçe 823 milyar TL.
Peki, faize ayrılan pay?
2 trilyon 856 milyar TL
Yani faizcilere yedirdiğimiz para, bu bakanlıkların her birinden daha fazla!
Netice;
2026 ilk 4 ayında
net borçlanma 697 milyar TL olur iken
faiz ödemesi 1 trilyon 132 milyar TL olmuş.
Yani faiz ödemesi olmasa
bütçede ⁓ 450 milyar TL fazla olacak.
Yazık ki ne yazık!!!
Now, it is your turn.
Speak up!
Tavuk üreticisi, Murat Ağırel’e konuştu:
“5,6 dolara ithal edilen eti 22 dolara satanlara ses çıkarmayanlar, dünyada 5,7 dolar olan tavuk etini 2,7 dolara satan tavukçulara neden çöküyor?”
Organik tavuk şirketi yüzde 0,02 (on binde 2) pazar payı ile tavuk eti piyasasını bozabilir mi?
📍Beyaz et sektörüne yönelik operasyonda denetim kayyımı atanan 13 şirketten 2’si organik tavuk eti sektöründe. Orvital, üretici değil, fason olarak ürettirdiği tavuk etini piyasaya satıyor. Aypi Tavukçuluk ise, yılda 1000 ton organik tavuk eti üretiyor.
📍Orvital‘in kurucusu Muharrem Doğan, Türkiye’de yılda 2,7 milyon ton tavuk eti üretildiğini, kendilerinin tavuk eti satışının ise sadece 600 ton olduğunu belirterek, “On binde 2 pazar payı ile piyasayı nasıl bozabiliriz? Fiyatı nasıl belirleyebiliriz?” diyerek bu listede yer almalarına tepki gösterdi.
Beyaz et operasyonu ile ilgili son gelişmeleri, denetim kayımının ilk çalışmalarını YouTube kanalımda anlattım. Abone olmayı ve yorum yapmayı unutmayın.👇👇
Organik tavuk şirketine de kayyım atandı https://t.co/8mxCdN1sa3 @YouTube aracılığıyla
Domates: 200 TL
Beyaz et : 150 TL
Kırmızı et ile beyaz et fiyatları arasında 6 kat fark var. Kırmızı et, beyaz ete göre 6 kat daha pahalı
Operasyon yapılacaksa kırmızı et sektörüne yapılması gerekmez mi?
Burada bir tuhaflık yok mu?
Pazartesi(15 Haziran) @radyosputniktr@seyirhalitv@sputnik_TR ve Youtube @aliabianlatiyor ‘da meseleyi tüm yönleri ile ele alıyoruz.
Çok şaşıracaksınız!
Yapay zeka kırmızı ve beyaz etin ülke ve dünyadaki fiyatlarını yorumladı
Kırmızı eti yandaş firmalar ithal ettiği için 4 kat pahalı yiyoruz
Gözaltındaki firmalar, beyaz eti dünya genelinden %55 daha ucuza sunuyor
Tavuk etini de ithal edip fiyatlar 4 kat artarsa şaşırmayın
Mustafa Kemâl Atatürk,Salih Bozok'a:
"Çocuk! Ne benim düşüncelerimi benimseyenler "Kemâlist", ne başardığımız ve halkımızla paylaştığımız devrimler "Kemâlist Devrimler" nede benim düşüncelerim "Kemâlizm" veya Kemâlist İdeoloji adı altında doktirinleştirilemez.
Biz bir bağımsızlık savaşı kazandık. Savaş alanlarında kazandığımız zaferi, yaptığımız devrimlerle taçlandırdık. Daha da yapacağımız çok şey var.
Ancak, zaferlerimizin ve devrimlerimizin gerçek sahibi büyük Türk Ulusudur.
Her şey onun zekâsına, maharetine vede çalışkanlığına güvenilerek gerçekleştirilmiştir.
Doğrusu budur.
Ben arkamda dondurulmuş, kalıplaştırılmış, değişmez ve değiştirilemez doktirinler bırakmıyorum. Aksine, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz vede daha ilerde yapacağım tüm devrimlerimiz gelişmeye, yenileşmeye açıktır ve açık da olmalıdır.
Şayet başardıklarımız için "Kemâlist Devrim", fikir ve düşüncelerime sahip çıkan sizler için de "Kemâlistler" denir, ulusumuzun yücelmesi ve yükselmesi için savunduğumuz fikirler "Kemâlizm" adı altında sunulursa, ulus bundan çok zarar görür.
Benim düşüncelerim asla kalıplaştırılamaz. Çünkü ben ulusuma medeniyete giden yolu gösteriyorum. Medeniyet ise, düne bakmakla veya günü serazat yaşamakla elde edilemez. Medeniyetin tek yolu fendir, bilimdir. Bu nedenle de başarılı olabilmek için, medeni ulusların ne doktrinlere ne doğmalara ne de kalıplaştırılmış yaptırımlara ihtiyacı vardır.
Benim söylediklerim ve bizim yaptıklarımız ulusumuzun medeni toplumlar arasındaki yerini alması içindir.
Gerçekçi, akılcı, mantıklı ve bilimsel düşünmeyen veya düşünemeyen toplumların medeni alem içinde yerleri olmadığı gibi, başarılı olma şanslarıda yoktur.''
6 Şubat 1933
Tavuk eti yılbaşından bu yana yüzde 25.8 artmış. Son bir yıllık artış ise yüzde 34.7
Geçen yıl ise yıl boyunca yüzde 13.99 artmış.
Fahiş fiyat artışı nerede?
(Veri Kaynağı: @webtufe )
Batılı namuslu bir bilim adamı Justin Mccarthy çıkıyor ve dile getiriyor ölüm ve sürgün kitabında, tarihin bu en büyük insanlık trajedisini...
Balkanlar'da Türkler insanlık tarihinin en ağır katliamına uğradı diyor!
Milyonlardan bahsediyor!
Biliyor musunuz?
Anılarına bıraktık anıtı bir taş diktik mi?
Bir zamanlar onlar da sizin gibi mutlu bir yaşam sürüyorlardı.
Ve Osmanlı'nın son döneminde, iyi yönetilemeyişin sonucu büyük bir soykırıma uğradılar!
Ve çoğumuz, bir asırdan biraz fazla süre önce yaşanan bu büyük acıları bilmiyoruz bile...
En azından şimdi izleyiniz ve PAYLAŞINIZ lütfen!
Ve dua ediniz o canlarımız için!
AB Türkiye Gölge Raportörü Vladimir Prebilic, T24'ten Cansu Çamlıbel'e konuştu:
-Türk hükümeti demokrasi ve hukukun üstünlüğünde tutum değiştirmediği sürece vize ve gümrük birliği alanında hiçbir gelişme olmaz.
-Hükümetiniz durumu halka “Avrupa Birliği Türkiye’den nefret ediyor” şeklinde sunmaya çalışıyor. Biz Türkiye’den nefret etmiyoruz, Türkiye’ye ve Türk halkına yardım etmek istiyoruz. Ama bu hükümetin ajandasına yardım etmeyeceğiz.
-İnsan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililerin AB'deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere yaptırım uygulanması çağrısı yapıyoruz. Burada Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ismi bizzat metne girdi. Çünkü kendisini bu siyasi motivasyonla yürütülen yargılamaların baş aktörü olarak görüyoruz.
-Ankara’dan bazı iktidar partisi milletvekilleri ile yaptığımız görüşmelerde açık açık bize “Bu isim kararda olmasın” talebinde bulunuldu. “Akın Gürlek’in isminin metinden çıkartılması için ne yapabiliriz?” diye soruldu. Kendilerine yanıtım çok basitti. “Yanlış soruyu soruyorsunuz çünkü bu ismin metinden çıkartılması için bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Bu ismi oradan çıkartacak şey sizin Türkiye’de yapacaklarınızdır” dedim.
Kıtanın en ucuz tavuğunu yiyoruz. 15.000 üretim kümesiyle tam bir serbest piyasa var, piyasada yüzlerce üretici birbiriyle rekabet halinde. Dünyada ilk ondayız. Ekosistem sağlıklı, yeterli yem var, hijyenik üretim var, ihracat var. Ve tavuk üreticilerine operasyon yapıyoruz.
Enflasyon programının calismadigi açık ve net ortada iken suçlusu şimdi de Tavukçular oldu. Tarım ve gıda yönetemenin bilançosu her gün daha da ağırlaşacak ve sektörel darbelerle bunu düzeltmek imkansız. İrem hanımla yaptığımız söyleşi
Ezberleri bozma vakti! Göbeklitepe 12 bin değil, tam 17 bin yıllık bir Türk tarihidir. 4. katman ve oradaki semboller tesadüf değil; Anadolu’ya boşuna gelinmediğinin kanıtıdır. Küreselcilerin kazıları durdurma çabası korkudan! Çünkü dünya din ve millet tarihi kökten değişecek. 🇹🇷
“Kulaklarıma inanamadım!”
Eski CHP milletvekili ve hukukçu Atilla Kart, 2017 anayasa referandumunda YSK’nın saat 16.10’da mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçerli sayılmasına ilişkin kararının ardından, CHP Genel Merkezi’nin yalnızca 10 dakika sonra tüm teşkilatlara “itiraz etmeyin” talimatı gönderdiğini öne sürdü.
Gazeteci Deniz Zeyrek ise konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, YSK’nın o usulsüz kararını 10 dakika içinde kabul etmiş. Duyduğumda kulaklarıma inanamadım; akıl alır gibi değil!”