NATO, ölüm ve onursuzluktur!
Yaşasın barış, bağımsızlık ve sosyalizm!
NATO'cu emperyalistlere Türkiye'nin de dünya halklarının da sahipsiz ve çaresiz olmadığını göstereceğiz.
🗓️27 Haziran Cumartesi
🕖19.30
📍İstanbul Kadıköy Caferağa Spor Salonu
Maden işçileri Yıldızlar Holding önünde eylemde!
📍Polis ablukasına rağmen Ankara'da bir grup maden işçisi toplandı. Siyasi partiler ve milletvekilleri de madencilere destek verdi.
https://t.co/80uKEZ0T2v
NATO, ölüm ve onursuzluktur!
Yaşasın barış, bağımsızlık ve sosyalizm!
🔴5 Temmuz'da NATO karşıtı büyük mitingte buluşuyoruz!
AKP Temmuz ayında NATO zirvesi için Ankara'da hayatı durdurmaya hazırlanıyor. Kurulduğundan beri dünyanın her yerinde halklara kan kusturan bu uğursuz örgüt Ankara'daki zirvede Türkiye'nin savaş ve yıkım planlarının daha fazla içine çekileceği bir yeniden yapılanmaya gidecek. NATO'nun emperyalist planlarına ve Türkiye üzerinde yaptıkları hesaplara yine Ankara'da dur denmelidir.
Halkımızı 5 Temmuz günü NATO zirvesi öncesinde emperyalistlere kuvvetli bir uyarı için büyük NATO karşıtı mitingde buluşmaya davet ediyoruz. Mitingde bir araya gelecek yurtseverler "NATO, ölüm ve onursuzluktur; yaşasın barış, bağımsızlık ve sosyalizm" diyerek NATO'cu emperyalistlere Türkiye'nin de dünya halklarının da sahipsiz ve çaresiz olmadığını gösterecektir.
2013 yılının 31 Mayıs akşamı binlerin akın ettiği Taksim’de başlayan ve memleketin dört bir yanına yayılarak milyonlarca emekçinin parçası olduğu Haziran Direnişi halkın boyun eğmeyeceğini, bu memlekette umudun tükenmeyeceğini gösterdi.
Karanlığın içerisinde bir işaret fişeği gibi parlayan bu direnişi selamlıyoruz.
🔴Boyun eğmeyenlerin büyük direnişi: Gün gün Gezi'de yaşananlar...
Haziran Direnişi'nin üzerinden tam 13 yıl geçti. 13 yıl önce iktidarın gerici, halk düşmanı adımlarına karşı sokağa çıkan milyonlar, boyun eğmeyeceklerini ilan etmişti.
https://t.co/7q5lmDs43s
İşçi Temsilcileri Meclisi Koordinasyon Kurulu toplandı: Devletleştirme işçi sınıfının talebidir
- İşçi sınıfı için devletleştirme
- Örgütlenme çalışmaları sürüyor, İTM'ye yeni katılımlar.
- Panista işçileri ile dayanışma.
- İşçi Temsilcileri Meclisi dönem sözcüsü belirlendi.
Farklı sektör, işyeri ve sendikalardan işçi toplulukları temsilcilerinin bir araya gelmesiyle kurulan İşçi Temsilcileri Meclisi, Mayıs ayı koordinasyon kurulu toplantısını 19.05.2025 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdi.
Toplantıda Mart ayındaki Meclis kuruluşunda alınan kararlar doğrultusunda yürütülen örgütlenme faaliyetlerinde katedilen mesafe değerlendirildi.
Bu doğrultuda son iki ay içinde Ankara Esat, Ankara Eryaman, İstanbul Kağıthane, İstanbul Sarıyer, İstanbul Kadıköy, İstanbul Küçükçekmece, İzmir Çiğli, İzmir Karşıyaka, İzmir Bornova, İzmir Buca, İzmir Hatay, İzmir Narlıdere, İzmir Kemalpaşa, İzmir Gaziemir, Samsun, Mersin Viranşehir, Muğla Bodrum Emekli Dayanışma Ağları’nın örgütlenme çalışmalarına başladığını kamuoyuna duyuruyoruz.
Yeni kurulan emekli dayanışma ağlarının temsilcileriyle birlikte, Bursa’da farklı fabrikalardan imalat sanayi işçilerinin bir araya geldiği PE Bursa Fabrikalar Arası Dayanışma Ağı, İstanbul İkitelli bölgesindeki depo işçilerinin kurduğu PE Depo İşçileri Dayanışma Ağı, İzmir’de Atamay ve Elsa Tekstil işçilerinin kazanımıyla sonuçlanan mücadelenin ardından Çiğli ve Buca organize sanayi bölgelerinde çalışan tekstil işçilerini birleştiren PE İzmir Buca Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı ile PE İzmir Çiğli Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı temsilcileri İşçi Temsilcileri Meclis’ine katılmıştır.
Toplantıda Türkiye’nin farklı bölgelerinde devam eden işçi eylem, direniş ve grevleri için yürütülecek destek ve dayanışmaya çalışmaları da görüşüldü. Bu doğrultuda İşçi Temsilcileri Meclisi’nin parçası olan Patronların Ensesindeyiz çatısında örgütlenip patronun gasp ettiği hakları için sürdürdükleri eylemleri ikinci haftasına giren PANİSTA işçilerini mücadelesi başta olmak üzere, benzer biçimde kararlılıkla süren tüm eylem, direniş ve grevlerin başarıya ulaşması için kamuoyunu dayanışmaya çağırıyoruz.
Son dönemde maden işletmelerinde ortaya çıkan hak mücadeleleri doğrultusunda, devletleştirme talebinin Türkiye işçi sınıfının ortak talebi haline getirilmesi gerektiği vurguluyoruz. İşçi Temsilcileri Meclisi tüm örgütlenme alanlarında devletleştirme talebini büyütecek bir perspektifle mücadele edecektir. 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin yıldönümünün devletleştirme gündemiyle ele alması da karara bağlanmıştır.
Toplantıda 7 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilecek olan Cumhuriyetçiler Kurultayı’na İşçi Temsilcileri Meclisi’ni ve işçi sınıfının iradesini temsil edecek olan delege heyeti belirlendi.
Toplantıda İşçi Temsilcileri Meclisi dönem sözcüsü, Koordinasyon Kurulunun oy birliği ile metal işçisi Aydaner Aktaş seçildi.
İşçi Temsilcileri Meclisi
Koordinasyon Kurulu
20-05-2026
TKP İstanbul İl Başkanı Ahmet Dincel, İstanbul'da 1 Mayıs yürüyüşümüzün sonunda konuştu:
"Bu düzeni temsil eden herkese ve her şeye karşı öfkeliyiz. Ama öfkemize eşlik eden bir şey var: Umudumuz, Türkiye işçi sınıfına olan inancımız. Bu ikisini yan yana getirenler, öfkesini örgütlü kılanlar, hoşgeldiniz!"
#1Mayıs #TKP
İstanbul'da 1 Mayıs'ta emekçiler, aydınlar ve sanatçılar sosyalizm ve cumhuriyet için toplanıyor.
📌Saat 15.00'te Kartal Meydanı'nda buluşalım!
@istanbul_tkp
Sayın @Trendyol, sitenizden boy boy NATO BAYRAĞI satın alınabiliyor. Siz nasıl yalancı, iki yüzlü bir şirketsiniz?
Buyrun: https://t.co/0aipiiN5FT
https://t.co/p1aqJEKULS
Çocuklarımız için bir kez daha Cumhuriyet, Egemenlik ve Eşitlik!
Ülkemizin en ileri kazanımlarına imza atan Türkiye Büyük Millet Meclisi 106 yıl önce bugün kuruldu. Bağımsızlık mücadelesine önderlik etti, saltanatı ve hilafeti kaldırdı, cumhuriyeti kurdu.
Bu büyük atılımdan bugün eser kalmadı. Yurttaşlarımızın büyük bir yoksulluğun, eşitsizliğin, sömürünün kucağına itildiği, çocuklarımızın tarikatlara, gerici bir eğitim sistemine teslim edildiği, her gün işçi ve kadın cinayetlerinin gerçekleştiği bir ülkede ne halkın egemenliğinden ne de cumhuriyetten bahsedebiliriz.
23 Nisan’dan daha birkaç gün önce Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta çocuklarımız ve öğretmenlerimizin karşı karşıya kaldığı saldırı ülkemizin içine düştüğü karanlığın boyutlarını göstermektedir.
Uzun bir süredir ülkenin kurumları bir avuç patronun tüm zenginlikleri yağmalamasına, cumhuriyetin kazanımlarının tasfiye edilmesine, halk düşmanı politikaların hayata geçirilmesine yarayan bir oyun alanına dönüştürülmüştür.
Bugün egemen siyaset ve meclis hiçbir biçimde emekçi halkımızı temsil etmemektedir.
23 Nisan’ın anlamı ise açıktır: 23 Nisan bağımsızlık, laiklik ve halkın kendi kendisini yönetme iradesidir. Çocuklarımızın yüzünün güldüğü aydınlık bir ülkedir. Bu ülkenin gerçek sahibi olan emekçiler kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olacakları bir düzeni ve meclisi mutlaka kuracaktır.
Eşitlikçi, özgür, bağımsız, aydınlık bir ülkeyi kuracağımıza olan inançla tüm halkımızın ve çocuklarımızın 23 Nisan’ını kutluyoruz.
Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırıda kaybettiğimiz öğretmen ve öğrenciler için eğitim sendikalarının yaptığı iş bırakma ve eylem çağrısının yanındayız.
Bu akşam saat 20.30’da MEB önünde yaşam nöbetinde olan öğretmenlerin yanında olacağız.
Toplanma: Saat 20.00, Konur Sokak No: 51
TKP 1 Mayıs için çağırıyor
Türkiye Komünist Partisi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir’de olmak üzere, dört ayrı merkezde miting düzenlemeye karar vermiştir. İşçi sınıfının kapitalist sömürü ve emperyalist barbarlık karşısında devrimci ve cumhuriyetçi bir meydan okuyuşun öncü gücü haline gelmesi bugünün ertelenemez temel görevidir.
1 Mayıs emekçi halkın bu görev doğrultusunda irade gösterdiği, enerji ve umut çoğalttığı, örgütlendiği bir gün olmadığı sürece anlamsızlaşmaya mahkumdur.
Ne yazık ki, Türkiye’de 1 Mayıslar anlamsızlaşma tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Sendika konfederasyonlarının uzun yıllar boyunca 1 Mayısların kutlanması için gösterdiği çabayı yok saymak, hükümetlerin baskısı karşısında gösterdikleri kararlılığa karşı haksızlık yapmak niyetinde değiliz. Ancak bu emek ve mücadeleye gölge düşüren tutum ve davranışlar da yıllar içinde ne yazık ki kalıcılaştı ve 1 Mayıslarda belirleyici olması gereken işçi sınıfının bağımsız ideolojik ve siyasal kimliği iyice silikleşti.
Konfederasyon ya da bağlı sendika yönetimlerinin siyasal tercihlerine kimse karışamaz. Ancak birleşik ve kapsayıcı bir 1 Mayıs düzenlemek doğrultusunda irade ortaya koyanların 1 Mayıs’ın evrensel ilkelerine uygun bir içerik hazırlamaları ve katılımcı örgütlere eşit mesafede durmaları gerekmektedir. Bütün çağrılarımıza, açıklamalarımıza, görüşmelerimize rağmen 1 Mayıslarda CHP ve bazen de DEM’li siyasetçilere konuşmacı olarak yer açılması, bazı kentlerde miting düzenleyicilerinin CHP seçim otobüslerini kürsü ve propaganda aracı olarak kullanması basit bir özensizliğin ürünü değil, Türkiye’de sendikal hareketin içine düştüğü durumla ilgilidir. Türkiye Komünist Partisi’nin CHP’nin 1 Mayıslara katılımından rahatsızlık duymadığı herhalde açık olmalıdır. Tersine, partimiz CHP’nin 1 Mayıslara daha büyük bir kitle ile katılmasını arzu etmektedir. Ancak TKP büyük bir ciddiyet, kararlılık ve yüksek katılımla parçası olduğu işçi sınıfının mücadele gününde, hangi gerekçeyle olursa olsun, kapitalist sömürü düzeni ve emperyalizmle sorunu olmayan siyasetçileri dinlemek ya da onların sahne şovlarını izlemek zorunda değildir. 1 Mayısların düzen partilerinin işçi sınıfının çıkarlarıyla ilgisi olmayan gündemlerine bağımlı hale getirilmesinin bir diğer sonucu Taksim Meydanı ile 1 Mayıs arasındaki tarihsel ilişkinin değer yitirmesidir. Taksim, Türkiye’de 1 Mayıs’ın ilk kez kitlesel ve merkezi olarak kutlandığı alandır. Bu alanda yüz binlerce emekçi toplanmış işçi sınıfının taleplerini dile getirmiş, halaylarla, türkülerle umut tazelemiştir. Diyarbakır'dan, Çukurova’dan, Trabzon’dan, İzmir ve Ankara’dan saatlerce yolculuğu göze alarak toplanan işçilerin oluşturduğu güçlü irade bir yıl sonra burjuvazinin kalleşçe provokasyonu ile kana bulanmış ve işçiler bu katliama 1978’de daha büyük bir kararlılıkla ve birleşik bir 1 Mayıs için Taksim’e akın ederek yanıt vermiştir. Bunun ardından gelen yasaklama ve baskı dönemlerinde Taksim doğal olarak bir mücadele alanına dönüşmüştür. Partimiz yıllar boyunca Taksim’in 1 Mayıs Alanı olarak işçi sınıfına açılması için sürdürülen mücadelenin parçası olurken, birkaç kez iktidarların yasakçı tutumunun örgütlü bir iradeyle delinebileceğini göstermiştir.
Öte yandan 1 Mayıs’ın bir alan inatlaşmasına indirgenmesi, tam da iktidarların istediği bir olgudur. 1 Mayıs, işçi sınıfının enerji topladığı, çoğaldığı, kendine güven tazelediği ve toplumun diğer kesimlerinin işçi sınıfı gerçeğini bir kez daha gördüğü bir gün olmak durumundadır. Taksim gündeminin bağlamından kopması, giderek kimi popüler kişilerin “görüntü verme” işlemine dönüşmesi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma ruhunu güçlendirmemektedir. Her yıl ortaya atılan ve sonrasında hakkı verilmeyen “Taksim kararlılığı” bir noktadan sonra inandırıcılığını yitirmekte, daha da önemlisi başka alanlarda düzenlenen eylem ve etkinlikleri peşinen değersizleştirmektedir. Taksim Meydanı’nın işçi sınıfına açılması konusunda iktidar üzerinde kurulacak sistematik baskı kadar, işçi sınıfının bu talebin karşısında durulamayacak bir siyasal ve toplumsal ağırlık kazanması da önem taşımaktadır. Taksim Meydanı, 1970’lerde, İstanbul’un değil, Türkiye’nin 1 Mayıs Alanı’ydı. Bugün bu yaklaşımın terk edilmesi, “teknik” zorluklarla değil siyasal ve ideolojik gerilemeyle açıklanmalıdır. Bu anlamda, 1 Mayıslarda önceliğimiz işçi sınıfının çıkarlarını temsil eden birleşik ve bağımsız bir kuvvetin vücut bulmasını sağlamak olmalıdır. Taksim’in bir daha sermaye tarafından işçi sınıfına kapatılamayacak bir biçimde yeniden kazanılması da ancak bu çabanın sonucu olarak mümkün olacaktır. Böylesi bir birlik ise, protokol açıklamalarla, “biz Taksim’deyiz, herkese çağrımızdır” diye ilan edip 1 Mayıs’a kısa bir süre kala başka bir alanı miting adresi olarak göstererek sağlanamaz. 1 Mayıslar işçi sınıfın sözünün ve eyleminin sömürücü sınıflar dışında bütün topluma umut verdiği bir gün olmalıdır. TKP’nin bütün çabası bu yöndedir. Partimizin önümüzdeki yıllarda işçi sınıfının örgütlenmesine, siyasal ve toplumsal gücüne katkı koyacak, düzen partilerinin gölgesinden kurtulmuş ve alınan kararların arkasında durulacak birleşik ve kapsayıcı 1 Mayıslar için elinden gelen katkıyı koymanın yollarını arayacağından kuşku duyulmamalıdır.
2026’da ise TKP, Türkiye’nin devrimci, yurtsever, cumhuriyetçi birikiminin ve en önemlisi işçi sınıfının öncü kesimlerinin 1 Mayıslarda boynunun bükük durmaması, tersine 1 Mayıs’ın hemen ertesinde daha büyük bir umut ve kararlılıkla mücadeleye devam etmesi için sorumluluk almaktadır. Benzer kaygı ve yaklaşımlarla hareket eden siyasi ve sendikal yapıları bu sorumluluğu paylaşmaya, dört merkezde düzenlenecek 1 Mayıslara aktif bir biçimde katılmaya çağırıyoruz.
🔴Türkiye’nin devrimci mücadele tarihinin en önemli aydınlarından Yalçın Küçük, Ankara’da düzenlenen cenaze töreniyle yoldaşları ve dostları tarafından son yolculuğuna uğurlandı.
Mezarı başında TKP Merkez Komite üyesi Ali Ufuk Arikan konuştu:
❝‘İşçi sınıfımızın iktidarında hepsini yıkacağız’ demişti. Söz olsun hepsini yıkacağız! İşçilerin, emekçilerin iktidarını kuracağız! Yalçın hocamıza sözümüz devrim olsun! Sözümüz sosyalist iktidar olsun!❞
https://t.co/IAwF1VnFRa
Dün Hande Fırat “İran’ın Damgan Semnan Eyaleti’nde bulunan Tahran ile Meşhet arasındaki Damgan kentinden Türkiye’ye doğru balistik füze ateşlendi. Balistik füze Irak ve Suriye’yi geçti, NATO ülkelerinin güvenliği için görevlendirilen ve Antalya açıklarında bulunan ABD gemisi tarafından vuruldu, parçası ise Hatay Dörtyol’da bulunan bir yazlığın yapay gölüne düştü.” diye başladı yazısına. Oysa Hatay Dörtyol’a düşenin İran füzesi değil, onu vuran NATO savunma füzesinin parçası olduğu hemen ortaya çıkmıştı. Peki bu herkesin bildiği gerçeği neden Hande Fırat görmezden gelip, İran füzesinin Türkiye’ye düştüğünü yazdı? Ve bununla kalmayıp neden İran’dan fırlatılan füzenin hedefinin Türkiye olduğunu bir kesin hüküm olarak ilan etti? Yazıya göre Ankara bu saldırıyı İran’ın emir komuta zincirindeki dağılmayla açıklama eğiliminde. Şimdilik… Ne kadar ilginç değil mi? Büyük ölçüde doğrudan yönlendirmeyle hareket eden, hele hele böylesi “güvenlik” konularında inisiyatif alamayacak olan iktidar medyasında iki taban tabana zıt görüş işleniyor ve hatta bu görüşler aynı mecrada yan yana, arka arkaya kamuoyuyla buluşuyor. Bir kesime göre ABD ve İsrail Türkiye’yi savaşın içine çekmek için komplo kurmakta. Diğerleri ise İran’ın Türkiye’yi tehdit ettiğini ve bir noktada Türkiye’nin buna yanıt vereceğini söylüyor. Aynı partinin, aynı iktidar bloğunun sonuçları on yıllara yayılacak bir konuda bu kadar farklı yönlere işaret etmesinin nedeni ne? Ya da bu blok hâlâ nasıl dağılmıyor? E çünkü, bu başlıkta asla ve asla İsrail ile bir işbirliğini içine sindiremeyecek birkaç unsur dışında, iktidar yıllardır yaptığını yapıyor ve bütün olasılıkları elinde hazır tutuyor. Dolayısıyla bizim gibilerin aldığı ABD ve İsrail saldırganlığına karşı ilkesel tutumdan farklı olarak, “Türkiye’yi savaşa çekmek istiyorlar” diyenlerin önemli bölümü ABD ve NATO müttefikleriyle pazarlıkçı tutum için gerekli “direnci” oluşturuyor. Diğerleri ise kamuoyunun “İran da kırmızı çizgileri aştı” noktasına gelmesi için kaba propaganda makinesini canlı tutmakta. ABD birbiriyle gerilim ve rekabet halindeki bütün müttefiklerini İran savaşına katmak için klavyenin tüm tuşlarına basmış durumda. Ama bu bölge, ABD’nin müttefiklerinden ibaret değil. Şu anda karşı konulamaz bir kuvvet gibi hareket eden “makine”nin yakıtı kibir, küstahlık, adaletsizlik ve öngörsüzlüktür. Dünyanın en kalitesiz yakıtıdır bu ve ne zaman nerede arıza vereceği bilinmez.