Özgürlüğün Çevreci Yolunu Keşfedin!
Biz Özgürüz Hareketi olarak, Friedrich Naumann Vakfı (FNF) iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevre ve Özgürlük Projesi kapsamında hazırladığımız "Özgürlüğün Ekolojisi" podcast serisinin ilk bölümü şimdi sizlerle!
Çevre sorunlarına özgürlükçü bir perspektiften bakmak, serbest piyasa çevreciliğinin temel ilkelerini keşfetmek ve sürdürülebilir çözümler üzerine farklı bir bakış açısı kazanmak istiyorsanız, ilk bölümü kaçırmayın.
https://t.co/M9ddSVZqWi
Ormansızlaşma, biyoçeşitlilik kaybı ve iklim değişikliği tartışmalarının merkezinde neredeyse her zaman aynı reçete karşımıza çıkar: daha fazla devlet kontrolü, daha sıkı düzenleme ve daha geniş kamu mülkiyeti.
Ancak Serbest piyasa çevreciliği tam da bu noktada farklı bir bakış açısı sunar; Ortak mal olan çevre, her zaman sömürülmeye mahkumdur.
Özel mülkiyet, piyasa fiyatları ve gönüllü koruma mekanizmaları doğru hukuki çerçeveyle birleştiğinde ise ortaya çevreyi korumanın piyasa temelli ahengini görürüz.
Peki, ormanların özelleştirilmesi gerçekten çevreyi tehdit eder mi?
Friedrich Naumann Foundation (FNF) iş birliğiyle hazırladığımız “Çevre ve Özgürlük” Projesinin altıncı yazısı ile sizlerleyiz.
Yazının tamamına web sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz;
https://t.co/35CK0F6MK2
#freemarketenvironmentalism
Friedrich Naumann Vakfı’nın (FNF) destekleriyle gerçekleştirdiğimiz Çevre ve Özgürlük Projesi’nin üçüncü etkinliği olan “Kâr Eden Şirketler Çevreyi Koruyabilir mi?” seminerimizi başarıyla gerçekleştirdik.
Çevre sorunlarına ilişkin klasik yaklaşım; “Şirketler kötüdür, kâr güdüsü yıkıcıdır, doğayı ancak devlet kurtarabilir.” düşüncesi etrafında şekilleniyor. Seminerimizde ise bu yaklaşımın aksine, piyasa temelli çevrecilik perspektifinden şirketlerin çevre ve iklim krizlerinin çözümünde nasıl kilit bir rol üstlenebileceğini ele aldık.
Etkinliğimize katılarak görüş ve fikirleriyle katkı sunan tüm katılımcılarımıza, ayrıca projemizi destekleyen herkese teşekkür ederiz.
Bir sonraki etkinliklerimizde görüşmek üzere!
Günlük hatırlatma: Ne kadar katılmasak da, ne kadar eleştirsek de aptal solcuların da özgürlüğünü savunuyoruz. Çünkü özgürlük, sadece bize katılanlar için değil, herkes içindir.
Çevrenin ekonomik bir değer olarak görülmesi, doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir biçimde yönetilmesi açısından önemli bir bakış sunmaktadır. Geleneksel çevre politikaları çoğu zaman çevreyi yalnızca korunması gereken ahlaki veya estetik bir miras olarak ele alırken, serbest piyasa çevreciliği çevrenin aynı zamanda kıt ve değerli bir ekonomik kaynak olduğunu vurgular.
Peki, çevreyi gerçekten ekonomik bir değer olarak görebilir miyiz?
Friedrich Naumann Foundation (FNF) iş birliğiyle hazırladığımız “Çevre ve Özgürlük” Projesinin beşinci yazısı ile sizlerleyiz.
📖 Yazının tamamına web sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz;
https://t.co/AYeRtoUbyK
#freemarketenvironmentalism
@ce_kuin Bu tweete gelen yorumlar gösteriyor ki insanların liberalizmin "L" sinden bile haberi yok. Buna rağmen ezberlenmiş sol söylemleri tekrarlamaya devam ediyorlar.
Kâr Eden Şirketler Çevreyi Koruyabilir mi? “Yanlış Bilinen Bir Olgu”
Biz Özgürüz Hareketi olarak Friedrich Naumann Foundation (FNF) işbirliğiyle hazırladığımız “Çevre ve Özgürlük” Projesinin üçüncü etkinliğine davetlisiniz.
🗓 25 Temmuz Cumartesi
🕜 Saat: 15.00
📌 Adres: Özgürlük Araştırmaları Derneği Ofisi / Ankara
Etkinliğe katılmak için profildeki formu doldurmayı unutmayın!
Türkiye’de kurallara ve kurumsal yapılara alışık olmadığımız için bu durum birçok kişiye garip geliyor. Oysa bir kuruma ya da birliğe üye olmanın doğal şartı, o yapının belirlediği kurallara uymaktır.
Bir de bu kurallara ve reformlara karşı çıkanları anlamıyorum. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi istemiyorsanız bunu açıkça söyleyin. Ama sonra başınıza bir haksızlık geldiğinde de hukuk ve demokrasi talep ederek yakınmayın.
No reforms, no EU accession progress.
Parliament stresses Türkiye remains an important EU and NATO partner but urges its authorities to address rule-of-law, fundamental-rights concerns to advance on its path to the EU.
“Communism is the enemy of free people everywhere. It is the enemy of the Constitution. Above all, it is the enemy of July 4, 1776.” - President Donald J. Trump
Demokratik bir toplumun temel taşlarından biri ifade özgürlüğüdür. Mizah, eleştiri ve sanat; düşüncelerin özgürce dile getirilmesinin en güçlü araçları arasındadır. Komedi ve eleştirel söylemlerin gözaltı, baskı veya cezalandırma yoluyla susturulmaya çalışılması; temel hak ve özgürlüklere, hukuk devleti ilkesine ve anayasal güvencelere aykırıdır.
Bu doğrultuda, yaptığı komedi programı nedeniyle gözaltına alınan Deniz Göktaş’ın serbest bırakılmasını talep ediyor; ifade özgürlüğüne yönelik her türlü baskının karşısında durduğumuzu tekrarlıyoruz.
Özgürlük ve demokrasi ideallerinin öncüsü, özgür dünyanın lideri 250 yaşında!
250 yıl önce demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık idealleri doğrultusunda ilan edilen 4 Temmuz Bağımsızlık Bildirgesi, yalnızca Amerikan halkı için değil, aynı zamanda dünyada özgürlük, bağımsızlık ve demokratik değerler için mücadele eden onlarca millet için de ilham verici bir kilometre taşıdır.
Amerikan Bağımsızlık Günü kutlu olsun!