Özcan Deniz’den Mustafa Sandal’a Cem Yılmaz’dan Mirsad Türkcan’a birçok ünlü çocuğunun dün gece mezun olduğu, Hadise’nin sahne aldığı okul buymuş. Tören İngiliz Büyükelçilik Sarayında yapılıyor, mezunlar İskoç Gayda Bandosuyla içeri giriyor. Britanya kültürünün arşa yükseltildiği bir gecede elbette Türk Bayrağı yok. Ne diyelim, well done!!
106 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir Cumhurbaşkanı devletin güvenlik algısını bu cümlelerle ifade etmemişti:
“Türkiye’nin güvenliği sadece Hatay’dan değil, Halep’ten başlar, Şam’dan başlar, Türkiye’nin güvenliği Beyrut’tan başlar”
CHP tartışmaları esnasında pek konuşulmadı ancak Türkiye’nin güvenlik paradigması değişiyor ve devlet buna göre yapılanıyor.
Al Jazeera için yazdığım makalenin Türkçesi
👇
https://t.co/zeLlOZJXpR
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik hukuk devleti ilkesine bağlı, köklü devlet geleneğine sahip, bağımsız ve egemen bir ülkedir. Türk yargısı, kararlarını anayasa, kanunlar ve milletimiz adına sahip olduğu yargı yetkisi çerçevesinde verir.
Türkiye’de devam eden yargı süreçlerini çarpıtarak, henüz kovuşturması devam eden dosyalar üzerinden siyasi kampanya yürütmek; Türk yargısına ve şahsıma yönelik mesnetsiz ithamlarda bulunmak, ancak ideolojik ön yargılarla izah edilebilir bir tutumdur.
Avrupa Parlamentosu’nun bazı çevrelerince körüklenen bu siyasi içerikli yaklaşım, bu kişilerin temsil ettiği kurumların güvenilirliğini zedelemektedir. Bizim için asıl olan, Aziz Milletimizin vicdanı ve bağımsız Türk mahkemelerinin kararlarıdır.
Avrupa Parlamentosu raporları ise tavsiye niteliğinde siyasi metinlerdir. Bu metinler üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı kurumlarını hedef almak, milli iradeye ve devletimizin egemenlik haklarına yönelmiş beyhude bir çabadır.
Belediyecilik döneminden seçim kampanya süreçlerine kadar farklı başlıklarda tartışma konusu olmuş bir Avrupa Parlementosu üyesinin, kendi siyasi kariyerine ilişkin kamuoyuna yansıyan şeffaflık, etik ve hesap verebilirlik tartışmalarına bakması da yerinde olacaktır.
Türkiye; terörle, organize suç örgütleriyle, yolsuzlukla ve her türlü hukuksuzlukla mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. Bu mücadele ne içeriden ne de dışarıdan yürütülen siyasi baskı kampanyalarıyla sekteye uğratılamaz.
Hiç kimse, Türkiye Cumhuriyeti yargısını baskı veya vesayet altına alabileceği zehabına kapılmasın. Milletimizin huzuru, devletimizin bekası ve hukuk düzenimizin korunması için görevimizi yapmaya devam edeceğiz.
Parçacık etkili ASELSAN ATOM Mühimmatı ile mini ve mikro İHA'lara göz açtırmayan ASELSAN ŞAHİN.
🌐
ASELSAN ATOM ammunition with particle effect and ASELSAN ŞAHİN, which gives no chance to mini and micro UAVs.
OKUL MU DEVŞİRME MERKEZİ Mİ?
İstanbul Erkek Lisesi mezuniyet töreninde öğrencilerin okul müdürünü sırtına dönerek konuşturmaması ve velilerin küfürlü protestoları sonrasında törenin iptal edilmesi çok konuşuldu.
Alman vakıflarından fonlu medyaya göre “Atatürkçü gençler gerici müdürü” protesto etmişti. Yaşananlar ülkenin en parlak öğrencileriyle, onlara gerici bir anlayışı dayatan müdürün şahsında Millî Eğitim Bakanlığı arasındaydı.
Öyle ya, ülkede ne kadar güzel şey varsa “dinci-gerici Atatürk düşmanı iktidar” ona düşmandı.
Oysa gerçek, otel odalarında basılan hırsızların peştamallarıyla örtemediği suçlar kadar ortada. Hakikat, maskelerle perdelenemeyecek kadar başka.
Bu okul İttihatçı Mehmet Nadir tarafından Numune-i Terakki adıyla 1884’te kurulmuştu. II. Abdülhamid’e darbe teşebbüsünde okulun merkezi bir rol üstlendiği ortaya çıktığında ise kapatılıp devletleştirilmişti.
Yani Türk Devleti’yle kan uyuşmazlığının tarihi kuruluşuna kadar gidiyor. Geçtiğimiz yıl okulun yatakhanesinin camından “İttihatçılar ölür İttihatçılık ölmez” yazılı pankartın sallandırılması aslında okulda fiilen hâkimiyet kuran “çetenin” neler yapabileceğini gösteriyordu.
Okulda Almanların etkisi 1950’lerde başladı. Fakat ülkenin en başarılı öğrencilerinin girebildiği liseye Alman Devleti’nin adeta çöreklenmesi 1997’de başladı. Ne tesadüf ki, bu sırada ülkede 28 Şubat darbesi yaşanıyordu.
Almanya ile yapılan anlaşma sonucu öğrenciler mezun olduklarında aldıkları “Abitur diploması” sayesinde Almanya’da istedikleri üniversiteye sınavsız girebileceklerdi. Böylece gençler sadece Alman kültürüyle hemhal olmakla kalmayacak, aynı zamanda devletin imkânlarıyla yetişip tüm birikimlerini Alman Devleti’nin hizmetine sunabileceklerdi.
Liseye giriş sınavlarında her yıl tam puan yapacak kadar zeki ve başarılı 150 Türk genci bu okuldan mezun olduktan sonra soluğu Almanya’da alıyor. Zaten Türkçe ve Tarih gibi birkaç istisna dışında tüm dersler Almanca olduğu için Türkiye’deki üniversite sınavlarında başarılı olma şansları oldukça düşük. Bunun için Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Sosyoloji gibi derslere Türkçe olarak ayrı bir mesai harcamak zorundalar.
Kavga da tam bu noktada patlak veriyor. Bakan Yusuf Tekin Abitur uygulamasının öğrencilerin yarısını kapsamasına dair bir çalışma başlatınca Alman Büyükelçiliği telaşa kapılıyor. Dışişleri Bakanlığı’nı atlayarak doğrudan okul idaresiyle görüşüyor ve uygulamanın aynen devam etmesini istiyorlar.
Yani törendeki protestonun arkasındaki asıl mesele bu.
Yusuf Tekin devletimizin yetiştirdiği çocukları kaptırmak istemiyor; Almanlar ise adeta bedavaya elde ettikleri bu insan gücünden vazgeçmek istemiyor.
Fonladıkları medya ve yetiştirdikleri monşerler aracılığıyla okulda adeta çete gibi hareket eden yapıyı öne sürmeleri bu yüzden.
İşte İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ve Okul Müdürü Hikmet Konar, bu çeteye boyun eğmeyip dik durarak devletimizin itibarını korudular.
Almanya’nın ülke dışında benzer statüye sahip yaklaşık 140 okulu var. Fakat sadece Türkiye’deki İEL “devlet lisesi”. Diğerleri oldukça pahalı özel liseler.
Yani bu ülkelerde parası olana Almanya’da üniversite kapısı açık. Oysa biz devletin tüm imkanlarını seferber edip yüksek burslar verdiğimiz çocuklarımızı kendi ellerimizle bir başka devletin hizmetine gönderiyoruz.
Atatürk maskesi ise her yerde olduğu gibi burada da toplumu manipüle etmenin bir aracı. Oysa Atatürk bunun gibi tüm yabancı okulları çıkardığı Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla devletimizin uhdesine almıştı.
O gün de başta Fransa olmak üzere, İngiltere, İtalya ve ABD Türkiye’ye ültimatom gönderip “müfredata karışma” diyordu. Atatürk hiçbirisini dinlemedi. Bir gecede kapattığı sadece Fransız okullarının sayısı 38'di. Okullar ancak yabancı bayraklar ve haç gibi dini semboller binalardan kaldırılıp MEB’e “tamamen” bağlandıktan sonra yeniden açılabildi.
Dünya Kupası için ABD'ye gelen Senegal Milli Takımı kafilesi, havalimanında dedektörler eşliğinde detaylı güvenlik kontrolünden geçirildi.
Görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.
İşte ABD'nin misafirperverliği...
Günün özeti.
Yaşananlara bir boks maçı gibi bakarsak:
Özel 1, Kılıçdaroğlu 0
Yaşananlara CHP’nin akıbeti açısından bakarsak:
Kılıçdaroğlu 1, Özel 0
Yaşananlara makul/sessiz çoğunluğun penceresinden bakarsak:
Kılıçdaroğlu 0, Özel 0
Arnavutluk halkı bir adanın Trump’ın Yahudi damadına satılmasını protesto ediyorlar!
Protestonun 5. günü!
500 bin insan…
Sel gibi…
Tek kelimeyle, muhteşem!
Fransa'nın sömürgesinin kalıntılarından kurtulmaya çalışan Nijer'in Cumhurbaşkanı, Başkan Erdoğan'ı anlatıyor.
Erdoğan dünyada başka bir anlam ifade ediyor ne yazık ki Türkiye'deki muhalefet bu gerçeği bir türlü görmüyor.
✍️KARANLIK ÇAĞ LOBİSİ
Düşünün, pilotlar sendikası, insansız hava araçlarının işlerini ellerinden alacağını söyleyerek eylem yapıyor, baskı grupları oluşturuyor ve sonunda İHA - SİHA işini yasaklatıyor.
Baykar gibi şirketlere de en fazla otomobil sektörüne yedek parça üretmek düşüyor. Ülke geri kalsa da mühim değil, yeter ki pilotlarımız kendilerini güvende hissetsinler!
Ya da misal televizyon yayıncıları öyle kuvvetli bir lobi oluşturuyor ki Türkiye’de internet yasaklanıyor. İnternetten haber almaya kalkanlar suçüstü yakalanırsa linç ediliyor. Türkiye internetsiz bir ülke olarak mutlu mesut hayatına devam ediyor. Yeter ki televizyon yayıncılarımızın ekmeği eksilmesin!
“Olur mu öyle saçma şey yahu” diyerek güldüğünüzü görebiliyorum. Tamam, belki bunlar olmuyor ama bunlar kadar saçma başka bir şey oluyor.
Dünyanın hemen her ülkesinde kullanılan taksi uygulamalarının Türkiye’de çalıştırılması yasak. Daha doğrusu, uygulamaların kendisi değil de uygulama üzerinden yolcu taşıma hizmeti vermek yasak.
Neden? Çünkü taksici lobisi öyle istiyor!
Taksiciler dışında taşıma hizmeti verenlere “korsan” deniyor. Çünkü taksi plakaları yok. Peki “taksi plakası olanın memlekete hayrı ne”, kimse sormuyor.
Sıfır vergi veren, canları nasıl isterse o şekilde çalışan, yolcu beğenmeyen, rotaları kafasına göre seçen taksiciler… Memlekete o kadar çok hayırları dokunuyor ki kendileri dışında birileri taşımacılık yapmaya kalkarsa yol kesip adam dövüyor, cam çerçeve kırıyor!
Yol kesene korsan derler ama bizim taksiciler yapınca adı “ekmek kavgası” oluyor. Tanesi 8 milyon liradan 100 tane taksi plakası olan adam “ekmek kavgası” yapıyor… Yerseniz!
Detayları bir yana bırakalım… Her biri milyoner olan taksicilerimizin öyle kuvvetli bir lobisi var ki ABD’den Rusya’ya, Fransa’dan Azerbaycan’a kadar dünyanın her medeni ülkesinde kullanılan taksi uygulamaları Türkiye’de çalışamıyor, yasa dışı ilan ediliyor.
Ben son birkaç yıldır tüm yurtdışı seyahatlerimde bu uygulamaları kullanıyorum. Bunların en bilineni Über ama artık başka markalar da var. Telefonumdaki uygulamaya sadece gitmek istediğim adresi yazıyorum ve dakikalar içinde taksi ayağıma geliyor.
Üstelik ekonomik tipten lüks modellere kadar fiyat farkı ödeyerek istediğim türde araç seçebiliyorum. Gideceğim rotaya göre ödeyeceğim ücreti baştan görüyorum, kazıklanma endişem yok. Ödeme kredi kartımdan yapılıyor, sürücü ile ne pazarlık yapıyorum ne de para alışverişi. Seyahatin sonunda sürücüye ve araca puan verebiliyorum, olumsuz konuları bildirebiliyorum. İstersem sürücüye bahşiş bile bırakabiliyorum.
Sürücülerin tamamı kendi aracını kullanan insanlar olduğu için uygulamalar taksiye göre çok daha güvenli. Öte yandan, bildiğiniz gibi taksilerde çalışan inanların büyük çoğunluğu araç ve plaka sahibi değil.
Uygulamalarda yapılan tüm ödemeler kayıt altında ve her kuruşun vergisi veriliyor. Elden para alışverişi çok az olmakla beraber, o da maliye tarafından takip edilebiliyor.
Uygulamalar, olumlu bir rekabet ortamı oluşturduğu için kaliteli hizmet verenlerin kazanmasını ve uzun vadede fiyatların düşmesini sağlıyor. En sık gösterilen örneklerden biri Moskova. Uygulamalardan önce havaalanı-şehir taksi ücretleri 150-200 dolar civarında iken şimdi 20 dolarlara kadar düşmüş durumda.
Dünyanın her yerinde fiyatları düşüren, kaliteyi artıran ulaşım/taksi uygulamaları, küçük bir grubun çıkar hesapları yüzünden hala Türkiye’ye giremiyor. Bir yanda uzaya gidiyoruz, atom santrali kuruyoruz, SİHA teknolojisinde dünya lideriyiz. Diğer yanda dünyanın en basit konularından birinde adeta karanlık çağı yaşıyoruz.
--
Gaffar Yakınca, 18 Mayıs 2025, Haber 7