1-Torpille derece alan
2-Güç kullanarak etiket sahibi olan
3-Parayla tez yazdıran diploma alan
4-Sahtebilimle bilimin farkını bilmeyen
5-Unvanı olmadığı halde unvanı kullanan
Hepsinde ortak nokta aşağılık kompleksidir, kestirme yollara başvurmak her zaman kişilik zaafıdır.
Eskiden ayıbı ortaya çıkan kişi mahçup olur, utanır, bir süre insan içine çıkamazdı. Şimdi bırakın utanmayı, bizden daha başı dik yürüyüp caka satıyorlar. Kimseden Japon’lar gibi utancından harakiri yapmasını beklemiyoruz; yüzü kızarsın yeter!
Ne acayip bir dönem…
"Çaldığımdan vazgeçtim daha ne istiyorsunuz?" diyor. 163 milyonu nereden bulduğunu söylemiyor. Neden hırdavatçı çapında tek şirkete servet yatırdığını söylemiyor. Nasıl gününde kaçtığını söylemiyor.
Tezvirat kelimesini bellemiş matematik soruyor. Azarlıyor.
Çünkü yapabiliyor.
Adaletsizliğin hüküm sürdüğü ülkelerde, arkası olanlar ve rüzgâra göre yelken açanlar itibar kazanır. Dürüstlük ve liyakat para etmez; fırsatçılık, dalkavukluk ve sahtekârlık revaç görür. Sonunda, yoksullar ve aşırı zenginlerden oluşan, huzursuz ve tuhaf bir toplum ortaya çıkar.
Fon vurgununda insanların 2.2 milyar TL’sini çalan Fatma Betül Sayan Kaya’nın elini kolunu sallayarak gezdiği, 440 vurguncunun isminin gizlendiği ülkede İsmail Arı’yı haber yaptığı için tutukladılar. Susturmak istiyorlar. Susmayacağız.
Şu dünyada en çok üzüldüğüm kişiler emek göstermesine ve kabiliyeti olmasına rağmen sağlam karakteri olduğu için bi yerlere gelemeyenler. En uyuz olduğum kişiler sırf yalaka olduğu için, torpilli olduğu için güzel bi hayat yaşayan boş kişiler. Haksızlık çok kötü bi şey.
Yetenek, öyle eğilip bükülebilen bir meret değil işte…
Miyu, henüz 11 yaşında bir dansçı. Eğer Michael Jackson yaşasaydı, muhtemelen “Beat It”ın koreografisini silbaştan değiştirirdi!
hiçbir anlam aramadan sadece rahat olduğum bir yerde olmak istiyorum. içimin yatıştığı, susarken de konuşurken de tedirgin olmadığım, başka yerlerde nasıl olurdum diye düşünmediğim ve merak etmediğim, yaşamı yaşamdan öğrendiğim, kendimle dolu olmaktan hiç çekinmediğim bir yer.
Fas’ta girdiğimiz dükkân ve mekânların çoğunda, Türk olduğumuzu öğrenen esnaf doğrudan “Mustafa Kemal Atatürk çok iyi” veya “Mustafa Kemal Atatürk’ü seviyoruz” gibi bir cümle kuruyor.
Çok mutlu oldum ve gururlandım. 🇹🇷🇲🇦
Harika bir aile. Hacıyatmaz gibiler.
Birisi fon vurguncusu, öbürü bürokrat, bir diğeri büyükelçi… Yollarını bulmuşlar. “Ucu kime dokunursa dokunsun” Aynen dokunur bekleyin.
Adaletin olmadığı yerde dindarlık iddiası, zulmü meşrulaştırmanın aracına dönüşür. Kul hakkı ve liyakatsizlik üzerine kurulan bir düzenin en büyük vebali de o düzeni kuranın omuzlarındadır.
Zira ibadet, zulmün kefareti; secde, haksızlığın mazereti değildir.