Babamdan miras alıp, evlatlarıma bırakacağım en değerli mirassın sen, kuruluşunun 59. yılı kutlu olsun ey şanlı Trabzonspor @Trabzonspor
Yağmurda, çamurda, zaferde ve hüzünde; nefesimiz yettiğince, bu topraklara olan sevdamız ve ahirete göçen büyüklerimizin aziz hatırasıyla arkandayız.
Bordo-mavi sevdamız asırlar boyu sürsün, fırtınamız hiç dinmesin.
❤💙
#devrim
#Trabzonspor59Yaşında
#Trabzonspor
' BİZ NE ARA BU HALE GELDİK '
Bu olayı sadece bir öfke anı olarak görüp geçmek imkânsız. Her şeyden önce bizler, anneye ve evlada hürmetin el üstünde tutulduğu bir kültürden geliyoruz. Bir anneyi, hele ki küçük çocuğunun gözü önünde azarlamak, ses tonunu yükselterek küçük düşürmek sadece bir terbiyesizlik değil, aynı zamanda ciddi bir vicdan tutulmasıdır. O an orada sadece bir lahmacun satılmıyor; o çocuğun hafızasına, dünyadaki acımasızlığın ve yoksulluk üzerinden aşağılanmanın ilk acı izleri kazınıyor.
İşin esnaflık boyutuna baktığımızda ise Ahilik ruhundan, Anadolu’nun o halden anlayan dayanışma kültüründen eser kalmadığını görüyoruz. Eskiden esnaf, kapısından geçen çocuğun gözü bir şeye takıldığında "göz hakkıdır" der, cebinde parası olmayana "canın sağ olsun, sonra verirsin" diye tebessüm ederdi. Videodaki şahısta ise ticaret, ne yazık ki sadece katı bir para-mal ilişkisine ve kontrolsüz bir öfke patlamasına dönüşmüş durumda. Hijyenin zaten yerlerde gezdiği, eldivensiz ve özensiz bir ortamda satış yapılırken bir de bunun üstüne müşteriyi kovar gibi muamele etmek esnaflık etiğine tamamen aykırı.
Bir satıcı elbette dükkânında ya da tezgâhında şartları elvermiyorsa kibarca "Yarım veremiyorum" veya "Elimde kalmadı" diyebilir. Ancak hiçbir esnafın, bir anneyi evladının önünde rencide etmeye, sesini yükseltip insani değerleri ayaklar altına almaya hakkı yoktur. O videoda sınıfta kalan sadece o seyyar satıcı değil; ne yazık ki kaybettiğimiz o eski nezaket, tebessüm ve merhamet kültürümüz oldu.
#Adana
#pazar
Beykoz Belediyesi'nin ardından, Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez ve Şile Belediye Başkan Vekili Sacit Terzi AKP'ye geçti.
Halkın verdiği oylarla seçilen ve temsil ettiği siyasi partiyi terk ederek başka bir siyasi partiye dönmek asla kabul edilemez bir davranıştır. Çünkü yerel seçimlerde halk, yalnızca bir kişiye değil; o kişinin temsil ettiği programa, vaatlere ve siyasi çizgiye oy verir. Sandıkta teslim edilen bu güveni ve emaneti yok sayarak rozet değiştirmek, basit bir kişisel tercih değil; doğrudan seçmenin hür iradesini hiçe saymaktır.
Demokrasinin temeli, yurttaşın oyuna ve kararına duyulan saygıdır. Seçmenin temsil edilme hakkı; her türlü bireysel ikbalin, siyasi hesabın ve konjonktürel dengenin üzerinde tutulmalıdır. Sandık iradesinin bu şekilde zedelenmesi, en nihayetinde halkın siyasete, kurumlara ve seçim sistemine olan inancını aşındırır.
#ÇekmeköyBelediyesi
#TuzlaBelediyesi
#ŞileBelediyesi
#BeykozBelediyesi
22. ve 23. Dönem Tokat Milletvekilimiz Orhan Ziya Diren’in vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim.
Tokat’a ve Cumhuriyet Halk Partimize uzun yıllar hizmet eden Orhan Ziya Diren’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve partimize başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun.
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş :
"Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerinde de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle."
#SinemDedetaşYalnızDeğildir
Yeni Parti için bağış kampanyası başlamış.
Eskiden projeler açıklanır, sonra destek istenirdi.
Şimdi önce bağış hesabı açıklanıyor; proje nasıl olsa sonra gelir.
Bu gidişle ülkede yeni bir siyasi oluşum kurulunca ilk açıklanan şey programı değil, IBAN numarası olacak.
Sülün Osman bugün yaşasa,
“Ben bu kadarını düşünemezdim.” der, herhâlde mesleği bırakırdı.
Bu ülkede iyi niyet hiç tükenmiyor; keşke onu istismar etmeye çalışanlar tükenmiş olsaydı.
Gelecek Partisi’nin siyasi sahneden çekilme kararı, büyük beklentiler ve iddialı söylemlerle başlayan bir siyasi deneyimin, Türkiye’nin sert ve pragmatik siyaset gerçeklerine çarpmasıyla sonuçlanan kaçınılmaz bir tablosudur.
Sürecin ilk ayağını partinin kuruluşundaki temel motivasyon oluşturur. AKP içerisinden çıkan, devlet tecrübesine ve entelektüel birikime sahip bir kadro; şeffaflık, siyasi etik ve liyakat vaatleriyle muhafazakar seçmene iktidar dışında yeni bir adres sunmayı hedefledi. Ancak bu hedef, Türkiye'deki seçmen davranışının ilkesel eleştirilerden ziyade kimlik ve güvenlik kaygılarıyla şekillendiği gerçeğine takıldı. İktidar seçmeni mevcut yönetimi eleştirse dahi muhalefet bloğuna kaymayı bir risk olarak gördü. Diğer taraftan seküler muhalif kitle de Ahmet Davutoğlu'nun geçmiş dönem politikalarına duyduğu şüpheyi hiçbir zaman tam olarak aşamadı. Böylece parti, seçmen sosyolojisi açısından kitleselleşemeden dar bir alana sıkıştı.
Sürecin ikinci aşamasında Altılı Masa ve ittifak stratejileri belirleyici oldu. Gelecek Partisi masaya fikirsel ve bürokratik bir ağırlık koysa da, toplumsal tabanıyla orantısız görünen bu ağırlık muhalif seçmen nezdinde "pazarlık siyaseti" algısına yol açtı. Ardından 2023 seçimlerine CHP listelerinden girilmesi, kısa vadede milletvekilliği kazanımı sağlasa da uzun vadede partinin en büyük kaybı oldu. Parti kendi logosuyla, kendi gücünü seçmenin kantarına çıkarıp bağımsız bir kurumsal kimlik inşa etme fırsatını kaçırdı. Meclis'te kurulan grup ise tabanı genişletmeye yetmedi.
Sistemik boyutta ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği %50+1 yapısı siyaseti iki keskin kutba hapsetti. Medya ve finans kısıtları da eklenince, merkezde "üçüncü bir yol" arayan yapıcı ve nezaketli bir siyaset üslubunun geniş kitlelere ulaşması imkansız hale geldi.
Son aşamada gelen faaliyetleri durdurma kararı ise, Türk siyasetindeki "tabela partisi olarak kalma" alışkanlığının aksine, olgun ve gerçekçi bir durum tespitidir. Bu adım; koltuk veya tabela siyaseti yerine ilkesel bir duruşun teyididir.
Ahmet Davutoğlu siyaset sahnesinde entelektüel derinliği ve beyefendi devlet adamı kimliğiyle anılmaya devam edecektir; ancak Gelecek Partisi tecrübesi, günümüz Türkiye'sinde sadece nitelikli kadro ve fikri birikimin, kutuplaşmış seçmen yapısını kırmaya yetmediğini gösteren somut bir örnek olarak tarihteki yerini almıştır.
Hayırlısı Olsun.
#GelecekPartisi
#AhmetDavutoğlu
#YeniYolGrubu
Son yıllarda siyaset arenasındaki en büyük değişim; binalarda, seçim sandıklarında ya da oy oranlarında yaşanmadı. Asıl büyük deprem, dilimizde gerçekleşti. Siyaset, başarısızlıklarını ve ilkesizliklerini örtecek yepyeni bir sözlük icat etti. Anlamlar kaydı, kavramlar büküldü; dün "ayıp" sayılan ne varsa bugün yaldızlı ambalajlarla önümüze servis edilir oldu.
Eskiden omurgasızlığın bir adı vardı. Şimdi adı "değişim" oldu. Bir rozetten diğerine koşarken atılan taklalar, siyasi ilkesizlik değil; "konjonktürel hamle" ya da "stratejik transfer" diye yutturuluyor.
Dün sövdüğü kapıya bugün kul-köle olanlar, koltuk sevdalarını gizlemek için "Milletin bağrından gelen çağrıya kulak verdik" tiratları atıyor. Yalakalık tavan yaptı; ama adı artık "teşkilat disiplini" veya "dava sadakati".
Beceriksizlik mi var? Hiç sorun değil. Sözlükte ona da bir karşılık bulundu: "Dış güçlerin oyunu."
Liyakatsiz bir akraba mı atandı? Ne münasebet! O sadece "güvenilir bir kadro."
Geri adım mı atıldı? Çark mı edildi? Mümkün değil, o olsa olsa "yeni şartların gerektirdiği esneklik" olabilir.
Sözcükler büküldükçe, toplumun adalet hissi ve siyasetçiye olan güveni de aynı oranda bükülüyor. Kavramların içini boşaltmak, sadece o günkü krizleri kurtarmaya yarar. Ancak uzun vadede dili çürütür; dili çürüyen bir toplumun ise ne adaleti kalır ne de yarını.
Bir siyasetçi diliyle ne kadar oynarsa oynasın, halkın vicdanındaki sözlük hiç değişmez. Orada dönekliğe hâlâ döneklik, koltuk sevdasına hâlâ ikbal avcılığı denir. Gerçeklerin, o süslü kelimelerin altına saklanamayacağı gün geldiğinde; geriye ne "değişim" kılıfı kalır ne de "stratejik esneklik."
Geriye sadece, kelimelerin utancı kalır.
#deprem #salı #altıüstüistanbul
Gürsel Tekin, "950 TL verip figüran davet ettiniz mi?" sorusuna:
"Allah etmesin. Bu bizim fıtratımıza uygun değil. 2-3 bin kişilik bir toplantıda 70 kişinin eksik ya da fazla olması olayı değiştirir mi?
Parayı takip ettiğiniz zaman sorunu çözersiniz. Birebir bildiğim şeyler var ama soruşturma safhasında olduğu için bugün söylemek istemiyorum." (ensonhaber)
Oynadığın maçlarıda izledik. O paraları asla hakeden biri olmadın. Neden o gün ben bu paraları haketmedim belli miktarını alsam kâfi demedin?
Eğer iyi bir topçu olsaydın zaten asla gönderilmezdin. Uğur Demirok, Onur Recep kimlik olarak Trabzon'lu değildi ama senden daha fazla Trabzon'lu olarak hareket ettiler.
Şimdi çıkmış boş yapıp, günah çıkarıyorsun. Yapma!!
Milletin güvenliğini sağlayan polis, kendi evinde geleceğinden emin olamıyorsa orada tuz kokmuş demektir !!
Ağır çalışma şartları, ödenmeyen mesailer ve komik zamlarla polislerimize reva görülen bu sefalet kabul edilemez.
Polisin huzurlu olmadığı bir ülkede vatandaşın huzuru olmaz.
#PolisGeçinemiyor
Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi parti değil; bir ulusun bağımsızlık yürüyüşünün, küllerinden doğan bir milletin ortak hafızasıdır. Yüzyılı aşan bu köklü çınar, fırtınalara rüzgâr vermiş, en karanlık gecelerde bile umudun meşalesi olmayı başarmıştır. Çünkü onun temellerinde Harf Devrimi’nin aydınlığı, Cumhuriyet’in harcı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu o sarsılmaz irade vardır.
Zaman zaman tarihin zorlu virajlarında sınanmış, yorulmuş ya da baskılara maruz kalmış olabilir. Fakat ne zaman "bitti" denilse, bağrından yetiştirdiği neferlerin inancıyla ve bu topraklara olan sevdasıyla yeniden ayağa kalkmasını bilmiştir. Çünkü bu hareket, gücünü iktidar hırsından değil; Bandırma Vapuru’nun güvertesindeki o mavi gözlü inançtan, Kuvayı Milliye’nin bağımsızlık ruhundan alır.
Tarih, yolundan dönenleri değil; zorluklar karşısında dirayet gösterenleri yazar. CHP’nin üstlendiği büyük misyon, sadece geçmişin mirasını korumak değil; geleceğin özgür, adil ve aydınlık Türkiye’sini inşa etmektir. Dönemler değişir, aktörler değişir, şartlar ağırlaşır… Ama bu çınarın kökleri öyle derindedir ki, her sonbaharın ardından mutlaka daha gür, daha yeşil bir baharla geri döner.
Ne olursa olsun; adalet tecelli edene, her çocuk bu topraklarda geleceğe umutla bakana ve Cumhuriyet’in ışığı her evde parıldayana kadar bu hikâye bitmez. Çünkü bu topraklarda umut tüketilemez, asırlık çınarlar devrilmez.
#CHP
Dakika olmuş 40
Trabzonspor- Eintracht Frankfurt maçında şu dakikaya kadar bir şutumuz, atağımız, ortamız, pozisyonumuz yok. Biz neden maç oynuyoruz. Defans yapmak için neden maç aldınız abi. O zaman kendi aranızda antrenmanda takılın.
Hiçbir oyun stratejisi yok.
Sizden olmaz @Trabzonspor
Brezilya milli takımını 3-1 mağlup ederek ikinci kez Voleybol Milletler Ligi şampiyonu olan Türkiye Millî Takımımızı yürekten kutluyorum.
Siz herşeyin en güzeline, en iyisine layıksınız. Sizi balon futbolculardan değersiz görenler utansın..
Gururumuzsun FileninSultanları 🇹🇷
#FileninSultanları
#VNL2026
#Türkiye
Yeni sezonda ilk maçımıza çıkıyoruz. Sağ kanat transferi ve savunmada Nwaiwu'nun gidişine göre yine potansiyeli olan sağlam bir stoper ve hücuma yine iyi bir yedek golcü şart.
Eksiklerimiz mevcut, sezon açıldı ve lig başlayana kadar hamleleri tamamlamamız elzemdir.
Haydi Bismillah ❤💙
#Trabzonspor
#TSvFRA
Sayın Tekin,
İki yıl önce, kendi ifadesiyle özel okul temsilcilerine öğretmenlerin 30 bin TL'nin altında çalıştırılmaması çağrısında bulunmuş ve kurum sahiplerinden bu konuda "söz aldığını" açıklamıştı. Biz ise o gün, "Bize söz değil, yasa lazım!" diyerek bunun kalıcı ve bağlayıcı bir çözüm olmadığını ifade etmiştik.
Aradan geçen iki yılda ne yazık ki sorunlar çözülmedi; aksine daha da derinleşti. Kölelik koşullarını andıran çalışma biçimleri yaygınlaştı. Açlık grevine başvurmak zorunda kalan, işten çıkarılan, gözaltına alınan ve hak mücadelesi verdiği için baskıya uğrayan büyük bir öğretmen kitlesi ortaya çıktı.
Tekin, taban maaş uygulamasını sadece bir ücret olarak görüyor. Toplu görüşme ve TİS hakkı olmayan, süreli iş sözleşmesi ile çalışan ve eğitim-öğretim takvimi üzerinden işleyerek çeşitli gasblara açık hale gelen sistemin mağduru olan öğretmenlerin hala ne demek istediğini malesef anlayabilmiş değil.
Sadece bir ücret itirazı olarak ele alsak bile, ortalamanın 40 bin TL olduğu - Bakanının kendi söylemidir ve sadece okulları kapsamaktadır- bir çalışma alanında çok açıktır ki asgari ücretle çalışan binler vardır. Bu tespite göre ya bütün öğretmenler 40 bin alıyor ya da 40 bin üzerinde maaş alan öğretmen kadar asgari ücret civarında maaş alan öğretmen var.
Sayın Tekin, aynı şeyi söylüyoruz maalesef ortalama ücret 40 bin TL'dir. (O da 2027 Eylül ortalamasıdır) On binlerce arkadaşımız asgari ücret ya da ona yakın ücretlerle çalıştırılmaktadır, on binlerce öğretmenin de kaçak elden maaş sistemi ile vergi kaçıran patronlar tarafından emeklilik hakkı gasp edilmektedir.
Bu nedenle, yalnızca öğretmenlerin insanca yaşayabileceği bir ücret alabilmesi için değil; kayıt dışılığı, vergi kaçakçılığını ve sosyal güvenlik haklarının gasp edilmesini önlemek için de yasaya dayalı taban ücret sistemi zorunludur.
Çözüm, patronlara çağrıda bulunmak ya da şikâyet toplamak değildir. Gerçek çözüm; öğretmenlerin haklarını güvence altına alan, uygulanması zorunlu ve yaptırımı olan yasal bir taban ücret düzenlemesini hayata geçirmek, bunun yanında çalışma ilişkilerini toplu pazarlık ve sendikal haklarla güçlendirmektir. Öğretmenlerin geleceği, iyi niyet beyanlarına değil, hukuk güvencesine emanet edilmelidir.
#MülakataAtamaTabanMaaşaYasa
@ProfDrAGurcan@avabdullahguler@NazimMavis@latifselvi42@leylasahinusta@isikhanvedat@Yusuf__Tekin@memetsimsek