Artık; Öğretmenlerin yaka paça yerlerde süründürülüp gözaltına alındığı, çocuk istismarcılarının paşa paşa karşılanıp omuzlara alındığı bir ülkeyiz işte...
Kılıçdaroğlu ekibi kurultayı kaybedince, sineklerin ellerini ovuşturarak yemeklerini beklemesi gibi yeni yönetimin 31 Mart 2024 yerel seçimini kaybetmesini bekledi.
Hesaplarına göre, 31 Mart seçimleri kaybedilecekti. Bu kaybın arkasından da, o güne kadar da kimin karşıladığını bilmediğimiz milyonluk kiralar ödenen ofisinde bekleyen Kılıçdaroğlu harekete geçip olağanüstü kurultayla yeniden seçilecekti.
Halk bunların hesabını bozdu. CHP'yi birinci parti, haritayı da kıpkırmızı yaptı. Böylece planları suya düşünce beklediler beklediler, en sonunda da sarayla işbirliği yapıp mahkeme kararıyla geri geldiler.
Sıkıntı, arkalarında hiçbir toplumsal destek yok. Olmayacak da. Çünkü muhalif toplum, seçimi kazanabileceğini, zaferi gördü.
Kurdun dişine kan değdi bir kere. Bu saatten sonra zaferin tadını almış bir kitleye, kaybetmenin sembolü olan Kılıçdaroğlu'nu dayatırsanız ancak nefret kazanırsınız. Ki, nefret ediliyorlar da..
Sokağa çıkma bence. Vatandaşı deli ettiğin çok açık.
CHP binası sana yeter, otur çay iç, iki elde Okey oyna dostların ile. Pişti biliyorsan o daha zevkli.🥴
Gün olup devran döndüğünde 70 yaşın üzerindeki herhangi bir insanın siyaset yapması kesinlikle yasaklanmalı. Çeşitli fiziksel kısıtlamaları olan, muhtemelen aklen gerilemiş, saçma sapan kompleksler barındıran ve içinde bulundukları çağın çok gerisinde kalmış ihtiyarların onmilyonlarca genç insanın hayatını dumura uğratmasının önüne geçilmeli...
ÇARIKLAR VE BORÇLAR
Osmanlı’nın vergi gelirleri yabancılara devredilir.
1881’de ise "Muharrem Kararnamesi"yle de
Tüm gelirleri devredilir!
Yani Atatürk’ün doğduğu yıl..
Ekonomik iflasını açıklar Osmanlı.
Bütün varlıklarına el konulur.
Yahudi, İtalyan, Ermeni, Fransız tacirler artık İstanbul’dadır...
Abdülhamit, borcun üzerine yeni borç ekler.
Osmanlı 15 defa büyük borç alır.
Ama faizini bile ödeyemez.
Hazineye el koyan Avrupa, bugün
"İstanbul Erkek Lisesi" olan binaya "Düyun-u Umumiye"yi yerleştirip borçları yönetir.
Saraya ise, ayakta kalsın diye belli bir ödenek...
Abdülhamid önce Tekel’i verir..
Sonra teker teker milli varlıkları kaybedilir;
Demir yolları,
iplik, fındık,
pamuk, kömür,
tekstil, demir çelik,
tuğla, kireç...
ne iş varsa Avrupalılara satılır, devredilir..
Atatürk ise daha kundakta bebektir..
Haliç, ecnebi fabrikalarla dolar.
Tarlabaşı, Avrupa’dan gelen tüccarların görkemli evleriyle bezenir.
Zenginler İstiklal ve Sıraselviler’e yerleşir.
Bugün İstanbul’da gördüğümüz şahane binaların çoğu o dönemlere ait..
Yüzlerce kilise ve sinagog açılır.
Avrupa zenginlerini ağırlamak için 5 yıldızlı otel bile yaparlar: Pera Palace. (Plaza adı oradan gelir: Rumca Saray demektir.)
Fransa’dan trene binip Sirkeci’de inen Avrupa jet sosyetesini, tren garından bu otele Türk hamalları sırtında özel tahtlarla taşır. "Seni sırtımda taşırım" lafı 2.Abdülhamitten kalmadır!
Batı emperyalizmi, bu memleketi
Vahdettin döneminde değil,
2.Abdülhamit döneminde çoktan ele geçirmişti.
Atatürk ise Cumhuriyeti kurduğunda
elimizde sadece ÇARIK ve BORÇLAR kalmıştı.
Alıntıdır
CHP'ye yönelik hukuksuzluk iddiaları gündemdeyken, Türkiye'nin baroları ve baro başkanları neden suskun?
Hukuk sadece sevilenler için mi savunulur? Adalet, siyasi görüşe göre mi dağıtılır?
Baroların görevi taraf olmak değil, hukukun yanında durmaktır.
Kümese kayyum atanmasını iş dünyası alkışlamayacak mı?
Bu kayyum kültürü bir günde inşa edilmedi.
Belediyelere atandı, sus!🤫
Üniversitelere atandı, sus!🤫
Vakıflara atandı, sus!🤫
Bence hep susun!🤫
Bugün tavuğun kapısını çalan kayyum, yarın sizin kapınızı çalacak.
İyi olacak!
Erdoğan’ın imajı ağır darbe aldı...
Evet şu anda pek kimse farkında değil ama yıllardır seçim kaybetmeyen, girdiği her seçimi kazanan muzaffer Erdoğan imajı CHP’ye karşı yürütülen bu mutlak butlan davası ile çok ama çok ağır bir darbe aldı...
Erdoğan’ın yıllar boyunca binbir emek ile yarattığı bu imaj Kılıçdaroğlu’nun yıllardır iktidar ile işbirliği içinde olduğunun, Erdoğan’ın kazandığı seçimlerin esasında bir danışıklı dövüş ya da tabiri caizse şikeli maç olduğunun anlaşılması ile bir anda yıkıldı...
Zaten bu güne kadar geniş muhalif kesimler düzenlenen bu seçimlerde hep bir şaibe olduğunu, sandıklarda oyun düzenlenip oyların çalındığına inanır ve bunu her fırsatta iddia ederlerdi.
Son yaşanan bu olaylar ise bize düzenlenen oyunun çok daha derin ve kompleks olduğunu, Kılıçdaroğlu’nun her seçimde kazanması mümkün olmayan adayları sahaya sürerek seçimleri adeta Recep Bey’e hediye ettiğini gösteriyor.
Bu danışıklı dövüşün anlaşılması, şikeli maçların ortaya çıkması ne yazık ki çok uzun sürdü.
Evet, çok uzun sürdü çünkü iyi insanların aklı havsalası bu kadar iğrenç bir danışıklı dövüşü algılayamadı.
https://t.co/Id0ecJS2in
Tunus Parlamentosu’nda milletvekili siyasal İslam’ı anlatıyor :
Gelir gelmez ülkenin tarihini çarpıtmaya başladınız,
Bize her gün sahte demokrasi ile yalan söylüyorsunuz,
İnsanları kafir ve Müslüman diye bölüp fitne yarattınız,
Yargıyı yok ettiniz! İnsan haklarını yok ettiniz,
Rakiplerinizi hapse attınız, suikastler düzenlediniz...”
Kılıçdaroğluna çok önemli bir soru yönelteceğim ;
Seni delegeler istemiyor
Milletvekilleri istemiyor
İl başkanları istemiyor
Millet istemiyor
Gençler istemiyor
2 milyon CHP üyesi istemiyor
Bilirsin siyaset millet için yapılır, peki kimse seni istemezken sen bu yaptıklarını kim için yapıyorsun?
📌Ali Mahir Başarır, Kılıçdaroğlu'na açtı ağzını yumdu gözünü!
🗣️"Partiyi mahkeme salonlarına düşüren, partiye iftira atan, kirli algıyı yapan herkes Genel Merkez'de 15 gündür resim veriyor. Herhalde bu hakareti bana değil kendisine yapıyor. Biz düşürmedik, koltuk hırsı yüzünden düşüren sensin. Şerefli bir siyasetçi çıkartır banka dekontunu koyar. Namuslu bir siyasetçi namert kelimesini kullanıyorsa, pavyonda bir para alma görüntüsü varsa gösterir."