Dünyanın en güzel şeyi, en olgun sevgisi zaten “dün kavga ettik diye bugün iletişimi kesmeyen” insanla yaşanabilir ancak. Şu bir gerçek, romantik ilişki, daha da ötesi evlilik, dünyanın en yakın, en perdesiz ilişkisi. Bir süre sonra annen babanla olduğundan bile daha yakın oluyorsun o insanla. Her kavgayı bitiş sayan biri ne olgundur, ne sevmiştir, ne de ruhu gerçektir. Çünkü ilişki çatışmaya ne kadar dayanıklı ve onu aşmaya ne kadar hazırsa o kadar gerçektir.
Bir erkek bir kadını gerçekten seviyorsa, onu düşünür ve kalbinden onu mutlu edecek şeyler yapar. İşleri yoluna girer, şansı açılır. Kadının enerjisi ne kadar güçlüyse, erkeğin hayatındaki şans da o kadar artar - her şeyi düzene girer.
Ve sonra erkek için bir sınav gelir: Ya minnettar olur, kadına iyi davranmaya ve ona (elinden geldiğince, içtenlikle) değer vermeye devam
eder,
ya da egosu büyür ve "ben ne kadar harikayım" diye düşünmeye başlar. Kibirlenir ve kadına aptalca davranır:
soğuk olur, kararsız olur ya da başka kadınlarla görüşmeye başlar vs.
Ve işte o zaman hayat ona cevabını verir: şanssızlıklar başlar, kazancı düşer, sağlığı bozulur, arabası bozulur, insanlarla ilişkileri kötüleşir.
Biz ilişkiye başladığımızda ve sonunda evlendiğimizde, benim erkek arkadaşım - şimdi ise eşim - şansın içinde yüzüyordu, beraber yüzüyorduk yani. Çok mutluyduk.
Ama ne zaman yanlış davranmaya başlasa, hayat ona dersini verirdi. Sonra kendini düzeltirdi ve her şey yine yoluna girerdi.
Kadınlarda sevginin kademe kademe azalıp en sonunda tamamen yok olup bittiğini ve geri dönüşünün asla mümkün olmadığını ucundan kulağından biraz bile anlayabilen herhangi bir erkek olduğunu sanmıyorum