Her hadiseye kader ve hikmet penceresinden bakmadığımız vakit, hadiseler bize sönük ve karanlık görünür. Şöyle ki;
Başımıza gelen musibetlerde kaderi görüp sabretmeliyiz. Sebeplere takılıp kalırsak işin içinden çıkamayız. Zira kader, hem sebepleri hem de neticeleri kapsayan geniş bir yelpaze gibidir.
Her bir hadise, Cenâb-ı Hakk’ın bir isminin tecellisine bakar. Her şey ya hakikaten güzeldir, ya bizzat güzeldir veya neticeleri cihetiyle güzeldir. Başımıza gelen hadiseler görünürde çirkin gibi görünse dahi, onların altında pek çok parlak güzellik vardır.
Musibet zamanı uzundur; fakat musibet geçtikten sonra müddeti kısalır. Elemi gitmiş, lezzeti kalmıştır.
Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki rahat edesin. Kadere iman eden, kederden emin olur.
Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Tevekkül etmek, sebepleri reddetmek değildir. Bilakis sebeplere sarılıp çalışmak; fakat neticeye karışmayıp onu Cenâb-ı Hakk’a bırakmaktır.
Velhasıl;
📍 “Başına gelen musibetlerde kaderi görür, sabreder.”
📍 “Her şey ya hakikaten güzeldir veya neticeleri cihetiyle güzeldir.”
📍 “Kadere iman eden, kederden emin olur.”
Kızım Medine’de Mescid-i Nebevî’ye âşık oldu; oradan hiç ayrılmak istemedi. Oğlumun gönlü ise Mekke’de Kâbe’ye bağlandı. Allah’ın (c.c.) Cemâl sıfatının tecellisi Medine’de, Celâl sıfatının tecellisi ise Mekke’de insanın ruhuna bambaşka tesir ediyor. Kızımın gönlü Ravza-i Mutahhara’da, oğlumun gönlü ise Kâbe’de kaldı.
Oğlum, “Baba, Kâbe’ye bakınca içimde tarif edemediğim bir his oluşuyor.” diyor. Herkesin her milletin aynı anda namaz ibadeti de onu çok etkilemiş olacak ki, “Ben de artık namazlarımı ertelemeden, vaktinde kılacağım.” diyor.
Bir baba için evlatlarının gönlünde böylesine güzel izler kaldığını görmek, bu mübarek beldelerin onların kalplerine dokunduğuna şahit olmak tarifsiz bir nimet… Rabbim bu sevgiyi gönüllerinden hiç eksiltmesin; onları ömürleri boyunca Kâbe’ye, Mescid-i Nebevî’ye ve namaza bağlı kullarından eylesin. Her birimizi namazı dosdoğru kılan kullarından eylesin. Amin…