Hafızamızın ne kadar yanıltıcı olduğunu annemle eski günleri konuştuğumuzda tekrar tekrar anlıyorum. Beraber yaşadığımız bir olayı o kadar farklı hatırlıyoruz ki. Ya da birimiz hiç hatırlamıyor. Olayı yaşayan ikiden fazla kişiyse hikaye permütasyon/kombinasyon şeklinde çoğalıyor
Hastalanınca şefkat ihtiyacının artması hayatta kalmaya çalışmanın o çok eski bilgisi gibi.
Penisilin bulunmuş, çorbacılar açılmış, insanların ellerinin modası geçmiş dolayısıyla el ele tutuşmanın da. Yine de DNA bu bilgiyi saklamış.
Kitap aldığımız yerden, okuduğumuz kitabın sayısına kadar hesap vermemizi isteyen bir insan tipi var. Üstelik bunlara ne yapsan yaranamazsın. Kitapçıdan aldım dersin pahalı der, internet dersin kitapçılar ölüyor der; az okursun beğenmez, çok okursun inanmaz. Ne yapalım a dostlar!
Sezen hanım da yazarak, bahsettiği "dünyaya dönmeye hazır gibiyim" hissinin aynısını yaşatıyor okuyucuya✨iyi ki var dünyadan uzaklaştıran böyle güzel yazılar, elinize sağlık🌻
Ünlülerimiz, yarı ünlülerimiz, ünlü olmaya çırpınanlarımız, trollerimiz hep çok güçlüler. Biz hassas, zayıf, ezik kalabalıklar inciniyoruz, onlar "cool" beyanlarla onarmaya çalışıyorlar. Bir de hiç yanlış yapmıyorlar; hep binlerce, on binlerce, yüz binlerce kişi yanlış anlıyoruz.
Um ponto que me chamou muita atenção em A Odisseia do Nolan foi a cena das sereias. (leve spoilers)
Mesmo sendo curta, é uma sequência muito inteligente. O Nolan não cai no genérico de mostrar o canto diretamente. Em vez disso, ele te faz imaginar o quão doloroso e poderoso é através da descrição e da reação de Odisseu. Não é um terror porque o canto é feio de ouvir, mas porque a melodia invade a alma da tripulação, mostrando os medos, desejos e tudo o que eles mais querem na vida e não podem ter.
É uma forma brilhante de usar a atuação e a imaginação do espectador pra criar tensão. Nolan sabe que o que não se mostra às vezes assusta mais.
Alguém mais reparou nisso? O que acharam dessa cena?
Fransız düşünür Luc Ferry bu harika konuşmasında, Homeros’un Odysseia destanını felsefenin temel sorularından biri olan "ölümlüler için iyi bir yaşam nedir?" sorusu üzerinden analiz ediyor.
Odysseus’un Troya Savaşı'nın kaosundan, nefretinden ve sürgününden kaçıp evi İthaka’daki sevgiye, barışa ve uyuma dönme çabasını felsefi bir yolculuk olarak nitelendiren Ferry, buna göre iyi bir yaşamın üç temel ölçütünü şöyle sıralıyor; başta ölüm korkusu olmak üzere tüm korkuları yenmek, geçmişin nostaljisi veya geleceğin umudu arasında kaybolmadan "şimdi"yi yaşamak ve kendini evrensel bir düzenin (kozmos) parçası olarak görerek dünyadaki doğal yerini bulmak.
Ferry bu açıdan bilge kişiyi şu cümleyle özetler: "Bilge kişi, daha az pişmanlık duyan, daha az uman ve daha çok seven kişidir.”
@ilker_kocael’in çevirisiyle;
#Odysseia: Kral Odysseus'un Ithake'ye Maceralı Yolculuğu - Luc Ferry https://t.co/BVrftri4Z9 via @YouTube
"Tarih boyunca kendini nice kez yitirmiştir insan, dahası, öbür tüm canlılardan farklı olarak, kendini yitirme, varoluşun ormanında, kendi iç dünyasında yitme yetisi onun oluşumsal özelliğidir ve bu korkunç yitme duygusu sayesinde insan, var gücüyle harekete geçerek kendi benliğini yeniden bulmaya çabalar.
Kendini yitmiş duyma yeteneği ve tedirginliği, insanoğlunun trajik yazgısı, aynı zamanda da yüce ayrıcalığıdır."