son zamanlarda ben de buna benzer bişey düşünüyorum. klasik "din/peygamber" mantığı değil de, bizi tasarlayan ırka çalışan bir ajan yada bizi uyandırmaya çalışan üstün bir bilinç diye düşünmeye başladım. ama hangisi olduğunu bilmiyorum
İnanın moralim çok bozuk 🥶 O gün düştüğümde Akciğerim Kalbimi pıhtı atıp Emboli yaratmış ve bu pıhtıda stentimin içine takılmış tıkamış 😪 Kan Sulandırıcılarla açmaya çalışıyorlar ama ameliyatta kanama olmaması için biryerden sonra kullanılmıyormuş çünkü ölüm riski varmış 🧿
Antik Roma’da bir mezarda Euripides’in şu sözü yazıyordu:
“Eski acılarınız için taze gözyaşları dökmeyin!” “Quod periit, periit!” “Yitirileni yitirildi!” Kabullenmek dünyanın en eski ilahi gücüdür, ruhun penceresini açar.
Ölüme dair okuduğum en iyi paragraf. Acımasızca dürüst.
“Artık bir daha ölemezdi” diye sevdiğin birinin ölümüne sevinmezsin elbette, ama vurduğun dipten daha fazla düşemeyeceğin, bir daha hiçbir şey seni bu kadar üzemeyeceği için tuhaf bir şekilde rahatlayabilirsin.
Komün üretim alanlarını yeniden canlandırmayı hedefleyen GİB-DER, Peyas Mahallesi’nde İMC usulüyle inşa edilecek atıl durumdaki tandırların yerine yenilerini ulaştırdı.
https://t.co/9SsiMu2bKO
"İnsanın her talebi sevgiyedir." (Jacques Lacan)
"Yönelecek bir öteki yoksa hastalanıyoruz." (Didier Anzieu)
"İnsanlar bu hayatta anlam falan değil, yalnızca sevgi arayan bir varlıktır ve sevgiyle sakatlanan biri yalnızca sevgiyle iyileşir." (Agah Aydın)
Kendi gözümüzle kendimizi sevmek yetmez; insan, biraz da ötekinin gözünde parladığı kadar vardır. Çünkü insan, ötekinin sevgisine, arzusuna ve bakışında kendine bir yer bulmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır.
@kayipkelimeler Cok gercekci karakterler ,her karakterin acmazlari olmasi gerekmiyor sürekli bir girdapta olmuyor insan ;bazen dümdüzdür. Kate gibi kadin da var kate gibi kadina asik olup saplanip kalan adam gibi karakter de ve bazen de senin o acmaz dedigin seylerden siyrilmis lee de
şu röportajın altında benim de içinde olduğum KK'ya % 49 oy vermiş bir kesim dayının neden sonuç ilişkisi kurma kapasitesini tartışıyor, bugün KK seçilmiş olabilirdi mesela, acaba o zaman bu ülkede şu an neler yaşanıyor olacaktı, kimler yanında hangi konumlarda, hangi bakanlıklarda olacaktı, bunu hayal edebilen var mı, biz neden hiç dönüp arada bir de aynaya bakmıyoruz acaba?
Defalarca okudum halada okuyorum çok güzel..
#Fakir Baykurt daha küçücük bir çocukken, köy kahvesinden yayılan çay kokusu bir gün öylesine hoşuna gider ki annesinin eteğine yapışır:
“Çay isterim, ille de çay!”
Annesi Elif Hanım oğlunu kıramaz. Elinden tutup kahveye götürür ve kahveci Topal Hüseyin’e seslenir:
“Hüseyin, bir bardak çay getir benim oğlana.”
Çay gelir.
Ama küçük Fakir, sıcak çayın nasıl içileceğini henüz bilmemektedir. Bardağı heyecanla eline alıp büyükçe bir yudum çekince ağzı fena halde yanar. Can havliyle bardağı elinden fırlatır.
Bardak toprak zemine düşer, kırılmaz.
Fakir’in aklına ise başka bir korku düşer:
“Şimdi annem bana çok kızacak…”
Belki bir tokat yiyeceğini bile düşünür.
Ama annesi ne bağırır ne de elini kaldırır.
Sadece kahveciye dönüp sakince:
“Hüseyin, bir çay daha getir oğlana.”
der.
İkinci bardak geldiğinde küçük Fakir artık ne yapması gerektiğini öğrenmiştir. Bu kez çayı üfler, acele etmeden yudum yudum içer.
Yıllar geçer…
Fakir Baykurt büyür, öğretmen olur. Fakat çocukluğunda yaşadığı o küçücük olayı bir türlü unutamaz.
Annesine defalarca sorar:
“Anne, o gün bardağı yere attığımda neden bana kızmadın? Neden vurmadın?”
Elif Hanım ise yıllarca bu soruya cevap vermez.
Ta ki bir gün oğlunun öğretmenlik yaptığı köy okuluna gidene kadar…
Ders sırasında sınıfın arkasında oturur ve oğlunu dikkatle izler.
Fakir Baykurt o günü anlatırken kendi ifadesiyle:
“Sınıfta estim, gürledim!”
der.
Ders bitince annesinin yanına gelir. Öğretmenliğinden memnun, biraz da gururludur.
“Anacığım, nasıl? Beğendin mi öğretmenliğimi?”
diye sorar.
Elif Hanım sakince cevap verir:
“Eh, işte… Fena değil.”
Fakir Baykurt şaşırır.
“Müfettişler geliyor, iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen ‘fena değil’ diyorsun. Nasıl olur?”
İşte annesi, yıllardır cevapsız bıraktığı o eski soruyu tam o anda cevaplar:
“Yıllarca sordun durdun. Şimdi aç kulağını da dinle.
Ben sana o gün çayı döktün diye kızsaydım, içindeki aslan küserdi.
Dövseydim, o aslan ölürdü.
Belki de böyle öğretmen olamazdın.
Şimdi sen de benim yaptığımı yap.
Sakin ol.
Bu çocukların içindeki aslanı sakın öldürme.”
Elif Hanım belki eğitim kitapları okumamıştı.
Çocuk psikolojisi üzerine eğitim de almamıştı.
Ama bir annenin sezgisiyle çok önemli bir şeyi biliyordu:
Bir çocuğun yanlışını düzeltebilirsiniz…
Ama bunu yaparken onun cesaretini, merakını ve kendine olan güvenini kırarsanız, verdiğiniz dersin bedeli çok ağır olabilir.
Fakir Baykurt öğretmendi.
Ama o gün sınıftaki en büyük dersi ona yine annesi vermişti. ❤️
#FakirBaykurt
türkiye'de büyük bir gençlik krizi var.
hiçbir değer tanımayan, hiçbir gelecek görmeyen, öfkeli, tepkili, nefret dolu ve yoz bir gençlik. ne geleneksel toplumun maneviyatına sahip, ne modern toplumun refahından pay almış, ne doğulu, ne batılı, ne karga, ne kuş. öylece boşlukta.
🔴 PARIS | Les lycéens de Hélène Boucher BLOQUENT le cours de Vincennes, les travailleurs FORMENT UNE CHAÎNE pour les défendre
Aux côtés des lycéens, des travailleurs du dépôt RATP et la de la CGT Tenon se sont mobilisés pour soutenir les lycéens face à la répression policière
Baro, oda, STK, dernek ve siyasi yapılardaki seçimler artık toplumsal değer aşınmasının en çıplak vitrini. Liyakat, etik, sicil, itibar değil; para, güç, klik ve ilişki ağı belirleyici. Hakkında onlarca şaibe bulunan insanlar bile yeterince güçlü bir çevreye yaslanınca yeniden seçilebiliyor. Çöküş tam da budur: Kötülüğün varlığı değil, artık hiçbir toplumsal bedelinin kalmaması