AŞI OLMALISINIZ! MUTLAKA.
(ŞU AŞIYI)
Muhteremler,
Bir çocuğun hayatı kurtulsun diye milyonlarca çocuğun bedenine, ruhuna, istikbaline dair sabah akşam kürsüler kuran, afişler asan, kampanyalar tertip eden, “toplum sağlığı” diye meydan meydan nutuk atan akıl; nedense her gün bir kadının öldürülüşü, çocukların gözleri önünde babaların yere serilişi, annelerin korkuyla yaşatılışı, evlerin harabeye dönüşü, boşanmaların bir aile meselesi olmaktan çıkıp çocukların ruhunda asırlık yaralara dönüşmesi karşısında aynı harareti, aynı celâdeti, aynı seferberlik ahlâkını göstermiyor.
Garip değil mi?
Hastalık gelmeden tedbir diyoruz; fakat cinayet gelmeden tedbir demiyoruz. Mikrop kapıdan girmesin diye nizam kuruyoruz; fakat öfke, şiddet, bağımlılık, çaresizlik, kıskançlık, cinnet, yoksulluk, ahlâkî çözülme, ruhî buhran bir evin bacasından tüterken “aile mahremidir” deyip geçiyoruz. Bir virüsün toplumda dolaşımını takip etmek için grafikler çiziyoruz; fakat bir mahallenin içinde dolaşan korkuyu, bir çocuğun gözünde biriken dehşeti, bir kadının suskunluğunda saklanan feryadı takip etmiyoruz.
Oysa kadim cemiyetler böyle değildi. Obada duman tüterse oba bilirdi. Köyde bir evin kapısı üç gün açılmazsa komşu kapıyı çalardı. Mahallede bir çocuk boynunu bükse, ihtiyarlar “bu çocuğun gönlüne ne düştü?” diye sorardı. Bizim irfanımızda ev sadece dört duvar değildi; ocaktı. Ocak sadece yemek pişen yer değildi; neslin, törenin, merhametin, edebin, adaletin korunduğu mukaddes bir merkezdi. Ocak sönerse yalnız bir aile değil, bir milletin iç nizamı sarsılırdı.
Bugün yeniden sormamız gereken soru budur: Biz hangi ara ocağın sönüşünü seyreden bir topluma dönüştük?
Burada kimse “aileyi koruyalım” derken zulmü örtelim demiyor. Kimse “yuva yıkılmasın” diye kadını dayağın, tehdidin, hakaretin, korkunun içine geri itelim demiyor. Kimse çocuğa “annen baban ayrılmasın da sen ne yaşarsan yaşa” demiyor. Tam tersine, asıl aileyi korumak; şiddeti saklamak değil, şiddeti doğmadan önlemektir. Asıl yuvayı korumak; mağduru susmaya zorlamak değil, zalimi durdurmak, öfkeyi terbiye etmek, çaresizliği görmek, aklı ve merhameti devreye sokmaktır. Asıl çocuğu korumak; onu kavganın ortasında bırakmamak, anne babanın öfkesine kurban etmemek, boşanmayı bile bir meydan muharebesine çevirmemektir.
Devlet dediğimiz şey yalnız karakol değildir. Toplum dediğimiz şey yalnız kalabalık değildir. Mahalle dediğimiz şey yalnız sokak, bina, apartman değildir. Mahalle; komşunun komşudan haberdar olduğu, muhtarın yalnız mühür basmadığı, imamın yalnız hutbe okumadığı, öğretmenin yalnız yoklama almadığı, hekimin yalnız tansiyon ölçmediği, sosyal hizmet görevlisinin yalnız dosya kapatmadığı, belediyenin yalnız çöp toplamadığı bir canlı organizmadır.
Bir ailede huzursuzluk varsa, bu huzursuzluk henüz cinayete, intihara, ağır travmaya, çocuğun okuldan kopmasına, kadının mezara girmesine dönüşmeden görülmelidir. Komşu görmelidir, muhtar duymalıdır, öğretmen çocuktaki kırılmayı fark etmelidir, aile hekimi bedendeki morluğun arkasındaki hikâyeyi sorabilmelidir, imam merhameti ve kul hakkını hatırlatmalıdır, belediye sosyal destek sunmalıdır, sivil toplum örgütleri arabuluculuk, psikolojik destek, hukuki yönlendirme ve güvenli çıkış imkânı hazırlamalıdır. Gerektiğinde kolluk kuvveti devreye girmeli; fakat iş yalnız kolluğa kalmışsa zaten çok geç kalınmış demektir.
Bizim ihtiyacımız ölümden sonra taziye düzenleyen değil, ölümden önce hayatı tutan bir sistemdir.
Neler unutuluyor yahu?
Favipravir etkisizken kapı kapı dağıtılması
Genetik müdahaleye aşı diye propaganda yapılması
Yenidoğan çetesi....
Bir ben unutamıyorum..
Sende mi yoksa?
Ahmet Rasim Küçükusta
Ahmet Aydın
Canan Karatay
Bu üç isim , sadece kolesterol hakkındaki beyanları nedeni ile Devlet üstün hizmet madalyasına layıktırlar. Bunu göreceğiz. Geç olacak ama göreceğiz. Devlet baki olursa.
Yazıklar olsun! Bu ülkeyi yönetenlere, adaletin çığlığını duyduğu hâlde susanlara, çocuklarımızın canı toprağa düşerken koltuklarını korumayı tercih edenlere yazıklar olsun.
Bir devletin en temel görevi vatandaşının can güvenliğini sağlamaktır. Eğer insanlar her gün korkuyla yaşıyor, aileler evlatlarını toprağa veriyor ve adalet duygusu yerle bir oluyorsa, bunun hesabını vermesi gerekenler vardır.
Bugün bu ülkede insanlar adalet istiyor, güvenlik istiyor, hukuk istiyor. Makamlarda oturanlar ise bu feryatları duymuyormuş gibi davranıyor. Oysa tarih, milletin acısına kulaklarını tıkayanları değil; o acıya çözüm üretenleri hatırlar.
Bu ülke sahipsiz değildir. Evlatlarımızın canı da istatistik değildir. Adalet sağlanana, sorumlular hesap verene kadar susmayacağız, unutturmayacağız ve vazgeçmeyeceğiz.
➖İslâm Fıkhına göre faiz haramdır.
➖İslam'da vergi sistemi bellidir.
➖İslâm adil paylaşımı esas alır.
➖İslâm adaleti emreder.
➖ Beytülmal'a el uzatmak büyük günahlardandır.
➖İslam'da israf, adam kayırma, torpil, akrabayı zengin etme yoktur.
Siz bunların hangisine riayet ettiniz de İslâm ekonomisinden bahsediyorsunuz?
BABA(M)
Maddi imkânsızlıktan, görgüsüzlükten, bilmemekten ya da hayatın tadını ailesiyle birlikte çıkarmayı hiç öğrenememekten dolayı çocuklarını tatile götüremeyen babalar vardı. Bir de her sene çocuklarını, eşini, ailesini alıp tatile götüren; imkânlarını onların önüne seren babalar var.
Son kırk senelik gözlemimde acı bir hakikat görüyorum:
İlk gruptaki babaların çocukları, küçücük bir iyiliğe bile sevinmeyi, minnet duymayı, “Allah razı olsun” demeyi biliyor.
İkinci gruptakilerin bir kısmı ise bunca imkâna, bunca emeğe, bunca tatile rağmen babalarına teşekkür etmeyi bile akıllarına getirmiyor.
Bu mesele yalnız para meselesi değil.
Bu mesele terbiye, şuur, kıymet bilme ve nimeti nimet olarak görebilme meselesi.
Çünkü insan bazen yoklukta inceliyor, varlıkta kabalaşıyor.
Asıl hazin olan da şu:
Bazı babalar evladına imkân verdikçe değerli olacağını sanıyor; oysa evlat, nimetin arkasındaki emeği görmeyi öğrenmemişse, verilen her şey zamanla hak zannediliyor.
Bu da insanın içini acıtan bir nasipsizliktir.
Birileri devlet aklından falan söz ediyor da bu nasıl devlet aklıdır Allah aşkına!
Muhtaç olan milyonlarca insanımız varken başıboş köpekler için yüz milyarlarca lira para harcanıyor ve harcanması planlanıyor.
Bu para fakir fukaranın hakkıdır; bu parayı ite yedirmek haramdır.
Muhterem Türk milleti
Dört günde Anadolu’nun dörtte birini gördüm.
Dereler, akarsular coşmuş.
Yeşil, her yanda bütün tonlarıyla adeta topraktan fışkırmış.
Gök mavi, yer bakır, hava ıtır.
Kuş sesleri rüzgârla birleşmiş;
sanki bu memleketin eski ve bitmeyen türküsünü yeniden besteliyor.
Bunca yorgunluğun, bunca dağınıklığın içinde Anadolu hâlâ diri.
Toprak hâlâ bereketli.
Gökyüzü hâlâ geniş.
Milletin mayası hâlâ sağlam.
Ümitvar olunuz.
Bu memleket, köklerinden yeniden yeşerecek.
Yükseleceğiz.
Behey ahmak!
Düşün ki insanlık tarihinde ineğe kutsiyet atfeden kadim inançlar vardır.
Köpeğe sadakati, bekçiliği, yol arkadaşlığını temsilen hürmet eden kültürler de vardır.
Lakin hiçbir sahih medeniyet, insanı aşağılayıp hayvanı insanın yerine ikame etmemiştir.
Mesele köpeğe merhamet meselesi değildir.
Mesele, merhamet kelimesinin arkasına saklanmış yeni bir toplum mühendisliğidir.
Anadolu’nun irfanında hayvana zulüm haramdır.
Aç hayvan doyurulur.
Susuz hayvana su verilir.
Yaralı hayvan tedavi edilir.
Fakat insanın sokağı, çocuğun yolu, yaşlının güvenliği, mahallenin huzuru da sahipsiz bırakılamaz.
Bugün bize “medeniyet” diye pazarlanan şeyin çoğu, aslında köksüz bir postmodern akıldır.
Aileyi çözer, mahalleyi dağıtır, insanı yalnızlaştırır; sonra da o yalnızlığın üstüne ithal sloganlar diker.
Folklor diye sunarlar.
Merhamet diye süslerler.
Dinî retorikle yaldızlarlar.
Ama altında çoğu zaman aynı akıl vardır. Toplumu kendi tabii değerlerinden koparmak.
İnsanı insana, insanı hayvana, milleti kendi aklına düşman etmek.
Bizim ölçümüz bellidir.
Hayvana merhamet, insana hürmet.
Sokağa düzen, çocuğa güvenlik.
Merhamete akıl, akla vicdan.
Ne zalim olacağız.
Ne de merhamet adı altında milletin aklıyla alay edilmesine razı olacağız.
TRT 1'de haber sunucusu kadın kedi köpek sahiplerinin anneler gününü kutladı, kendisi bir patili annesi olduğunu söyledi❗️
Ne denebilir ki❓️❗️
Her yer kuşatılmış❗️
@gazetesozcu Bu nasıl habercilik siz kimsiniz ya?kimlerin maşalığını yapıyorsunuz?küçücük bedenler sokaktaki başıboş köpekler tarafından parçalanıyor !!!Haberciliğiniz batsın
@bayar_atilgan Köpek fobisi nedir ya !yardım alması gereken birileri varsa bunlar kesinlikle sizlersiniz çünkü normal olsanız çocuklar parçalanırken hala patili dostlarımız diye ortalıkta gezmezsiniz
@bayar_atilgan Sizleri yüce Rabbime havale ediyorum !hayvan deyince dünyada bir kedi bir köpek mi var?Yüzyıllardır sokakta köpekler olur kimse bu durumdan şikayetçi olmaz ama son yıllarda sokaklarda sürü halinde gezen köpekler çocuklarımızı parçalıyor daha ötesi var mı?
Neler oldu, neler oldu.
Etkinliği, emniyeti ayrı bir mevzu ama bu aşıları çok anormal bir kârla satmaları, hiç kimsenin de buna ses çıkarmaması, çok acayip bir durumdu.
Çok acımasızdılar, çok hem de.
Unutulmaması, affedilmemesi lâzım!