@tokyolviv@vertigomsu Buradaki statü; Bakanlık genelge ile koyun kullanım haklarını bir özel bir vakfa devrediyor ve bu vakıf da tesisleri özel şirketlere kiralayıp otoparkı (gelir elde edilen kısım) kendileri işletiyor.
Ezcümle, satılan bir yer yok, o koy tüm halka ait (size de) yöre insanına değil
Devasa ve müthiş bir yeni çalışma. Demokrasi gerçekten sadece Antik Yunan ve Roma'ya mı ait yoksa dünyada toplumlarda farklı yerlerde ve zamanlarda tekrar tekrar ortaya çıkan bir yönetim biçimi mi? Araştırmacılar 31 farklı siyasi toplumu (toplam 40 örnek) incelemiş bunun için. ++
Bunu basitçe yazılı metinleri inceleyek de yapmamışlar, arkeolojik verilerle inşa etmişler. Yani şehirlerin planı, kamusal alanların büyüklüğü, sarayların konumu hatta mezar ritüelleri bile kim karar veriyordu ve kim dahil ediliyordu sorusuna veri sağlamış araştırmacılar için. Çok yaratıcı bir yöntem.
Yaptıkları en önemli ilk şey demokrasiyi seçimlere indirgememek. Onun yerine iki temel boyut üzerinden gidiyorlar. İlki gücün ne kadar merkezileştiği, ikincisi de toplumun ne kadarının karar alma süreçlerine dahil olduğu. Bu iki boyutu ölçmek için oldukça somut göstergeler kullanmışlar. Mesela kararlar tek bir sarayda mı alınıyor, yoksa farklı ve daha erişilebilir mekanlara mı yayılıyor? Büyük bir merkezi saray var mı ve sıradan evlere göre ne kadar büyük? Kamusal meydanlar geniş ve herkese açık mı, yoksa sınırlı ve kontrol altında mı? Yazıtlar ve sanat eserleri bir hükümdarı mı yüceltiyor, yoksa daha kolektif bir düzeni mi yansıtıyor? Bu tür göstergeler bir araya getirilerek her toplum için bir otokrasi indeksi oluşturmuşlar.
Makaledeki somut karşılaştırmalardan biri bu farkı çok net göstermiş. Mesela Atina'da karar alma mekanları daha açık, kolektif tartışmaya uygun alanlarken, Tikal'deki merkezi akropol kompleksi daha kapalı, saray ve elit mekanlarına odaklı bir yapıya sahip. Bu tür mekansal farkların karar alma süreçlerinin ne kadar paylaşıldığını doğrudan yansıttığını belirtiyorlar. Benzer şekilde bazı toplumlarda devasa, izole saraylar ve hanedan anıtları görülürken, diğerlerinde daha dağınık ve erişilebilir kamusal yapılar öne çıkıyor.
Makalenin kapsadığı örnekler de bu çeşitliliği çok somut biçimde göstermiş. Çalışmada yer alan toplumlar arasında yalnızca Atina ve Roma yok. İrokua Konfederasyonu (Kuzey Amerika), Teotihuacan (Meksika), Tlaxcallan, Mohenjo-daro ve Dholavira (İndus Vadisi), bazı Orta Amerika şehirleri ve hatta Ortaçağ Avrupa'sındaki bazı şehir devletleri de daha kolektif, yani daha demokratik sayılabilecek örnekler arasında yer alıyor. Buna karşılık aynı coğrafyalarda, hatta bazen aynı dönemlerde, Tikal, Anyang ya da Angkor gibi daha merkezi ve hiyerarşik yapılar da mevcut. Yani mesele Batı ve diğerleri gibi bir ayrım değil. Aynı dünyada benzer işlevleri gören farklı kurumsal yollar birlikte varlar.
Araştırma uzun süredir sosyal bilimlerde kabul gören, toplum büyüdükçe ve karmaşıklaştıkça yönetim daha otoriter olur, varsayımının verilerle desteklenmediğini bulmuş. Nüfus büyüklüğü ile otoriterlik arasında çok zayıf bir ilişki var. Aynı şekilde coğrafya da belirleyici değil. Avrupa, Asya ve Amerika arasında sistematik bir fark çıkmıyor. Hatta daha çarpıcı olanı, aynı toplum bile zaman içinde farklı yönetim biçimlerine kayabiliyor. Roma'nın cumhuriyetten imparatorluğa geçişi bunun klasik bir örneği çünkü seçilmiş pozisyonların yerini imparatora bağlı elitler alıyor ve kamusal alanlar giderek saray çevresine çekiliyor.
Peki bu farklılıkları gerçekten ne açıklıyor? İktidarın nasıl finanse edildiği. Çalışmanın en güçlü çıkarımı bu. Eğer bir yönetim vergiler, yerel üretim ya da emek yükümlülükleri üzerinden toplumun geniş kesimlerine dayanıyorsa, bu insanlar doğal olarak söz hakkı talep edebiliyor. Vergi veren, üretime katılan, pazara dahil olan kesimler yönetim üzerinde baskı ve müzakere gücü kazanıyor. Buna karşılık yönetim dış kaynaklara dayanıyorsa (madenler, uzun mesafe ticaret yolları, savaş ganimetleri, köle emeği vs.) bu kaynaklar daha kolay tek elde toplanabildiği için yöneticilerin topluma hesap verme ihtiyacı azalıyor ve güç daha rahat merkezileşiyor. Makalede bu ilişki bayağı güçlü bir korelasyonla gösterilmiş.
Burada önemli bir detay daha var. Makale sadece dış kaynaklar otokrasi yaratır deyip geçmemiş, aynı zamanda bunun nedenini de açıklamış. Dış kaynaklara dayanan bir iktidarın toplumla pazarlık yapma ihtiyacı azalıyor. Buna karşılık iç kaynaklara dayanan sistemlerde vergi toplamak, emeği organize etmek ve üretimi sürdürmek sürekli bir müzakere gerektiriyor. Bu da yönetenlerle yönetilenler arasında bir tür karşılıklı bağımlılık yaratıyor. Yani demokrasi bir iyi niyet meselesinden ziyade yapısal bir zorunluluk haline gelebiliyor.
Bu ekonomik yapı da yönetimin diğer boyutlarına doğrudan yansıyor diyorlar. Mesela otoriter sistemlerde bürokrasi genellikle patrimonyal, yani görevler liyakatten çok sadakat ve kişisel bağlar üzerinden dağıtılıyor. Buna karşılık daha kolektif sistemlerde bürokrasi daha kurallı ve yetkinliğe dayalı, yani meritokratik oluyor. Aynı şey ritüellerde de gözlemlenmiş. Makale Anyang gibi yerlerde hükümdarların gücünü pekiştiren, insan kurbanlarıyla birlikte yapılan görkemli törenleri örnek verirken, Teotihuacan ya da Mohenjo-daro gibi yerlerde daha geniş katılımlı, toplumsal birlik ve düzeni pekiştiren ritüellerin öne çıktığını göstermiş.
Eşitsizlik de bu tabloya eklenen kritik bir faktör. Ev büyüklüklerinden mezar eşyalarına kadar farklı göstergeler kullanılarak ölçülen ekonomik eşitsizlik, güç yoğunlaşmasıyla birlikte net biçimde artma eğilimi gösteriyor. Yani siyasi güçle birlikte maddi kaynaklar da aynı doğrultuda toplanıyor. Ama makale eşitsizlikle ilgili ince bir ayrım da yapmış. Güç yoğunlaşması ile ekonomik eşitsizlik arasında güçlü bir ilişki var, ama katılım ile eşitsizlik arasındaki ilişki daha zayıf bulunmuş. Yani bir toplumda belirli düzeyde katılım mekanizmaları olabilir ama bu her zaman düşük eşitsizlik anlamına gelmeyebiliyor. Yani demokrasi tek boyutlu bir şey değil. Farklı bileşenlerinin farklı sonuçlar üretebildiğini görmek mümkün.
Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan resim gayet net. Demokrasi belirli bir coğrafyadan yayılmış bir model değil. Daha çok, belirli koşullar altında farklı toplumlarda tekrar tekrar ortaya çıkan bir toplumsal düzen biçimi. Güç geniş bir toplumsal tabana dayanıyorsa paylaşılma eğilimi artıyor, dar ve kontrol edilebilir kaynaklara dayanıyorsa yoğunlaşma eğilimi güçleniyor. Bu da meseleyi kültür ya da medeniyet tartışmasından çıkarıp daha somut bir soruya indirebilir bizim için. Hangi koşullar gücün paylaşılmasını mümkün ya da zorunlu kılıyor?
Belki de çalışmanın en çarpıcı sonucu, tarımın ortaya çıkışının, nüfusun büyümesinin ya da toplumların karmaşıklaşmasının otomatik olarak otoriterliği üretmediği. Hatta makale bu klasik evrimci anlatının verilerle neredeyse hiç desteklenmediğini göstermiş. Yani siyasi yapılar büyüdükçe güç tek elde toplanır fikri uzun süre varsayım olarak kabul edilse de sistematik karşılaştırmayla test edilmemiş bir anlatı olabilir.
Çalışma sadece geçmişe yeni bir gözle bakmanın yolunu sunmamış bundan dolayı. Aynı zamanda bugüne dair de oldukça doğrudan bir şey söylüyor. Demokrasi kalıcı bir kazanım değil. Tarihte ortaya çıkabildiği gibi, koşullar değiştiğinde geri çekilmesi de gayet mümkün. Bir medeniyete veya topluma ait değil. Farklı yerlerde farklı koşullarda, kurumsal yapısı tümüyle aynı şekilde olmasa da ortaya çıkan bir toplumsal düzen ve ilişkiler bütünü. Bu yüzden demokrasiye bir medeniyet ürünü gibi bakmak yerine, onu farklı koşullar altında tekrar tekrar ortaya çıkan bir örgütlenme biçimi olarak düşünmek daha açıklayıcı olabilir. Aynı tür insan toplulukları, farklı maddi ve kurumsal düzenekler içinde çok farklı siyasal sonuçlar üretebiliyor.
2025 yılına damga vuran, tıp alanındaki en önemli 10 araştırma:
1. Zona aşısı olanlarda bunama riskinin % 20-33 daha düşük olduğu bulundu. Kalp damar hastalığı riski de daha düşük.
2. Beynin doğal lityum depolarının yenilenmesi, Alzheimer hastalığına karşı koruma sağlayabilir.
@MertBasaran_inv Ödediğiniz verginin, ödediğiniz vergi dilimi kadar kısmını geri alabilirsiniz: %20’lik dilimde 10000₺ vergi ödüyorsan, 2000₺sini geri alırsınız
Demir Çelik sektörü genel analizim. Biraz uzun bir yazı ama sektörle ilgili bilinmesi gereken herşeyi yazmaya çalıştım.
Son 10 yıllık dönemde küresel çelik üretimi %20 büyürken, biz %2 küçülme ile negatif ayrıştık. Bu da 2013'den bu yana ülkedeki GSYH'nın büyüyememesinden kaynaklanıyor. Çelik sektörümüz artık güçlü büyüme evresini tamamlamış durumda.
1980-1990 arası %276 büyümüş
1990-2000 arası %52 büyümüş
2000-2007 arası %80 büyümüş
2012-2022 arası %2 küçülmüş
2000 yılında en büyük 17. çelik üreticisi konumundayken 7. sıraya kadar yükseldik. Avrupa'nın en büyük çelik üreticisiyiz.(2022 ve 2023 yılında yerimizi Almanya'ya kaptırsak da 2024 ilk çeyrekte tekrar 7. olduk.) 2007 öncesi küresel çelik üretimi büyümesinden pozitif ayrışıyorduk ama şuan ibre tersine döndü.
📍Hindistan bu konuda ciddi büyüme planlarına sahip ve bu da sektörde geleceğimiz için iyi olmadığını gösteriyor. En büyük 2. üretici konumundaki Hindistan'ın toplam üretimini 300 milyon tona çıkarma planı var. 2019 yılında küresel çelik üretiminde %5.9 olan payını 2022 yılında %6.6'ya çıkarmayı da başardılar. Büyük demir cevheri madenleri sayesinde hammaddeye kolay ulaşım, teşvikler ve artan altyapı yatırımları Hindistan için büyük bir katalizör. İleride değineceğim gibi enerji maliyetleri bizim için önemli bir unsurken Hindistan çeşitli regülasyonlarla burdan pozitif ayrışıyor.
💱 İhracat
Ana ihracat pazarımız Avrupa ülkeleri. Bu ülkeleri İsrail, Kanada ABD, Fas ve Yemen takip ediyor. 2021 yılında Çelik sektörü ülke ihracatımızdaki %10 payı ile 3. sıradayken, 2022 yılında 4. sıraya düştü. Bunun ana sebebi, ihracat pazarımız olan Avrupa'ya yapılan ihracatın resesyon beklentileri nedeniyle ton bazında %31 düşmesi ve ABD'ye yapılan ihracatımızdaki %39'luk düşüş. Abd 2018 yılında çelik ithalatına ek gümrük vergisi getirdi daha önce 2 milyon tonu bulan ihracatımız bu karar sonrası 1 milyonun altında kalıyor.
Çin Hindistan, Japonya, Kore gibi ülkelerin hammaddeye daha ucuz ve kolay ulasabilmesi de rekabet gücümüzü etkiliyor. Ana ihracat pazarlarımız olan Avrupa ve Amerika'nın getirdiği kota ve vergiler de büyük bir handikap. 2021 yılında toplam 25 milyar dolar çelik ürünleri, 1 milyar dolar da çelik üretim hammaddesi ihracatı yaptık. İhracatımız ağırlıklı olarak uzun ürünlerden oluşuyor. (İnşaat sektöründe kullanılan düşük katma değerli)
💱 İthalat
İthalat konusunda ise ihracata göre daha düşük bir ithalatımız var 16.9 milyar dolar. Bu ithalat ağırlıklı olarak katma değeri yüksek boru ve makine gibi endüstrilerde kullanılan yassı çelik. Yassı ürün ihtiyacımızın yarısını ithalat ile karşılıyoruz. Sektörümüzün katma değerinin gerçekten çok düşük olduğunu her veriden görebiliyoruz malesef. Hammadde ithalatı ise 16 milyar dolar gibi çok yüksek bir tutar. Bu 16 milyar dolarlık hammadde ithalatının 11 milyar doları hurda.
📌 Hammaddelerdeki ithalat bağımlılık oranlarımız şu seviyede 👇🏻
Hurda için %70’in üzerinde
Koklaşabilir taşkömürü için %90’ın üzerinde
Demir cevheri için %60’ın üzerinde.
🪙 Dış Ticaret Dengesi
Sekktörün dış ticaret dengesine bakarsak hammadde hariç 8.1 milyar dolar fazla veriyoruz. Hammaddeyi de dahil edince sektörün cari açığı var yaklaşık 7 milyar dolar düzeyinde. İthal etmediğimiz hammadde yok neredeyse. Rusya-Ukrayna krizi sonrası Rusya'nın, maruz kaldığı ambargolar sonucu hedef pazar olarak ülkemizi ve ihracat pazarlarımızı seçmesi ve mecbur kalmaları nedeniyle uyguladıkları düşük fiyat politikası dış ticaret dengemizi bir miktar olumsuz etkiledi.
🏭 Üretim Tesislerimiz
Türkiye'de 3 çeşit çelik üretim tesis tipi var. Bunlar Entegre Tesisi (BOF), Elektrik Ark Ocağı (EAF) ve İndüksiyon Ocağı (İF). Entegre tesis sayısı üç tane olmasına rağmen bunların toplam üretimdeki payı ise %28 ki zaten 3'ü de halka açık olan şirketler #EREGL, #İSDMR, #KRDMD.
Bizde üretim ağırlıklı olarak arc ocaklı tesislerde yapılıyor olsa da Dünya'da durum tam tersi. Ark ocaklı tesisin en büyük avantajı yatırım maliyetinin düşük olması. Ark ocaklı tesisler hurdadan çelik üretirken, entegre tesisler ağırlıklı olarak demir cevherinden çelik üretir. Aralarındaki en büyük fark bu. İndüksiyon ocaklarını ise kapasiteleri aşırı düşük olması nedeniyle ben kaale almıyorum pek.
📌 Toplam üretim kapasitemiz 54 Milyon ton ve önümüzdeki yatırımlarla beraber bu kapasitenin 65 milyona çıkması bekleniyor.
⚙️ Hammaddeler
Demir Çelik sektörünün enerji tüketimi çok yüksek. Türkiye'nin tüm enerji tüketiminin tek başına %7'sini bu sektör yapıyor. Bu enerji tüketiminin hangi kaynaktan karşılandığına bakıcak olursak.
Entegre tesislerde
Kömür: %89,8
Doğal gaz: %6,7
Elektrik: %3,5
EAF’li tesislerde
Elektrik: %55,1
Doğal gaz: %32,2
Kömür: %12,6
Diğer kaynaklar: %0,1
📌 2021 yılında 5.5 milyon ton kömür ithal etmiş sektör (932 milyon dolar)
⚡ Şirketlerimiz verimlilik artışları ile 2000 yılından bu yana 1 birim çelik üretimi için harcanan elektriği %26 oranında azaltmışlar. 1 ton çelik üretimi için yaklaşık 6 bin kwh elektrik harcanıyor(Mikrodalga fırın 1 saatde yaklaşık 1 kwh elektrik tüketir.) Eregl, isdmr ve Kardemir enerjiyi ağırlıklı olarak kömürden sağladığı için kömür fiyatları önemli bir maliyet unsuru ve takip edilmesi gerekiyor. Ereğli üzerinden değinmem gerekirse 2023 yılında şirketin satışların maliyeti kalemindeki giderlerin %9'u enerji gideriydi. İlk madde ve malzemeler giderinin içindeki kömür oranı ise %35. Kömür fiyatlarındaki oynamalar brüt kâr marjını önemli ölçüde etkiliyor. Kömür hem gerekli ısı için hem de üretim süreci içinde demirle etkileşime girmesi gerektiği için kullanılan bir unsur. Bu kömür için Avustralya menşeili koklasabilir taş kömürü tercih ediliyor. Sebebini üretim süreci kısmında anlatıcam.
⚒️ Hammaddeye erişim sektör için zor bir konu. Ülkemizde yeterli düzeyde demir cevheri yatağı yok. O yüzden ithalat yapmamız gerekiyor. Sadece yerli hurda kullanılması durumunda da ton başına 40 dolar düzeyin ek bir maliyet oluşturuyor ve her anlamda olumsuz bir etki yaratıyormuş TÇÜD'nin 2014 yılındaki rapora göre. Bu konuda hurda üreten inşaat, otomotiv ve makine endüstrisi ile hükümetin de yardımıyla verimliliği artıracak bir adım atılmalı.2019 yılında yaklaşık 295 bin hurda araçtan dönüşüm yapılmış. Bu Avrupa'da bazı ülkelerde 1 milyonu geçiyor Fransa'da 1.5 milyondan fazla hatta. Burda önemli bir potansiyel var
📌 10.000 hurda aracın parçalanmasından yaklaşık olarak 4.000 ton çelik elde edilmekte. 1 araç üretimi için yaklaşık 900 kg çelik tüketilmekte.
Özellikle ileriki süreçte hurdaya da giderek talep artacak çünkü. Hurda kullanımının şöyle bir güzel yanı var. Geri dönüşüm sayesinde 740 kg kömür ve 120 kg kireçtaşı kullanımını, 1,5 ton karbon dioksit emisyonunu,1,4 ton demir cevheri tüketimini önlüyor. Dezavantajı ise temiz hurdaya erişim zor. Toprak, taş ve çimento kalıntıları ile kirlenmiş hurda üretim hızını düşürebilmekte ve enerji
tüketimini artırmaktadır. Alüminyum, bakır, çinko ve kurşun metalleri içeren hurdanın da çelik kalitesini düşürücü etkileri vardır. Otomobil lastiği, kauçuk malzemeler ve çok yağlı ve boyalı malzemeler de çeliğin dayanımını azaltan bir etki yaratabilir.
🪨 Ereğli yaptığı demir cevheri yatırımı ile sektör içinde pozitif ayrışacak bence. Burda benim merak ettiğim bir konu ise demir cevherinin nakliyesi çok masraflı bir iş ve demirin fiyatının %30-35'i geçip hatta %50'sine varan bir kısmını bu nakliye gideri oluşturuyor. Ereğli'nin acaba bu konuda bir fizibilite çalışması var mı ? Biz ülkecek demir cevheri konusunda fakiriz. Dünya demir cevheri üretimine baktığımız zaman sıralama şu şekilde
Avustralya 922 mt
Brezilya 391 mt
Çin 270 mt
Hindistan 203 mt
Türkiye 8 milyon ton ile 13. sırada
Sadece Ereğli'nin ihtiyacı 11-13 milyon ton düzeyinde. Kardemir'in de 4 milyon ton(2021). Demir cevherini ağırlıklı olarak Brezilya'dan ithal ediyoruz(5.8 mt) kalan küçük kısmı da isveç,ukrayna ve rusya'dan alıyoruz. Erdemir sektörün cevher ihtiyacının %38'ini sağlıyor. Ayrıca ülkemizde pelet üretimini de tek yapan yer bu Erdemir. Sivas'ta Divriği civarında yüksek kalitede demir cevheri yatakları var. Ege'deki yataklarda cevherin kalitesi düşük biraz
⛓️ Çelik Üretim Aşaması
Şimdi gelelim Demir Çeliğin nasıl üretildiğine. Ben entegre tesislerdeki üretim modelini anlatıcam. Ark ocaklı tesislerde de sıvı metal yerine hurda kullanılır çok bir farkı yok yani. Oksijeni de fırında çeliğe basmak yerine curufa katıyorlar. Oraya da detaylı girersem bu yazı bitmez daha basit anlatıcam gereksiz teknik detaya girmeden. Resimdeki sıralama ile gidicem.
Öncelikle demirin topraktan çıktığı aşamadan başlayalım. Demir cevheri topraktan çıkarıldığı gibi doğrudan kullanılamaz. İçindeki birçok yabancı etmenden indirgenmesi gerekir. (İleriki aşamada kireçtaşı kullanılma sebebi de bunun için.) Topraktan çıkarılan cevher önce yıkanır ve çamurdan arındırılır. Bu cevherler küçük parçalara gelen kadar kırıcılarda parçalanır. Sonrasında fırın içerisinde yüksek sıcaklıklarda bekletilen bu cevherlerin yüzeylerinde filmleşme görülür. Bu tanecikler birbirleri ile tutunarak daha büyük ve yüksek yoğunlukta demir cevherini oluşturur buna Sinterlenmiş Cevher denir. Eğer bu cevher biribirine tutunamayacak durumdaysa bağlayıcı kimyasallar kullanılır ve buna da Pelet denir.
1. Aşama (Coke Makıng)
Koklaşabilir taş kömüründen KOK kömürü yapımı. Çelik üretimi için gerekli kömürde bazı özellikler gerekiyor. Bunlar kömürünün kül, kükürt ve fosfor bakımından düşük olmasıdır. Çünkü metalle birebir etkileşime girecekleri için bu elementlerin metale geçmesi istenmez. Ayrıca tutuşma kabiliyeti yüksek, yüksek karbon içeren, yandığı zaman fazla ve uzun süre ısı vermesi gibi özellikler de gerekir. Doğal olarak böyle bir kömür yok ama buna en yakın kömür %70 oranında karbon içeren taş kömürü. Bu taş kömürü ezilir ve yıkanır. Daha sonra oksijensiz bir ortamda 12-36 saat 1100 dereceye varabilen 600 derece civarında bir ısıyla ısıtıp bekletince içindeki uçucu karbonlar oksijen bulamadıkları için buharlaşırlar. Buharlaşınca kömürde boşluklar bırakırlar bu da kömürün yüzey alanını artırarak hem yanma verimliliğini artırır hem de tutuşmasını kolaylaştırır. Bu işlem sırasında yan ürünler uzaklaştırılır ve yüksek saflıkta yüksek karbonlu kok kömürü üretilir. Bu kok kömürü uretimi için ilk saydığım özelikleri de içinde barındıran Avustralya menseili koklaşabilir taş kömürü tercih ediliyor o yüzden. Mangal kömürü tercihi konusunda da ayrıca detaylı bir yazı yazıcam o da önemli bir konu :)
📌 1000 kg çelik üretimi için 600 kg kok kullanılır.
2. Aşama (Iron Makıng) Yüksek Fırın
📍Bu yüksek fırınlardan Türkiye'de sadece 10 tane var. İsdmr'de Cemile, Ayfer, Dilek ve Gönül isminde 4 tane. Eregl'de Ayşe ve Zübeyde isminde 2 adet. Kardmr'de Fatma, Zeynep, Ülkü ve 4 nolu fırın olmak üzere 4 tane.
📌 1000 kg sıvı demir üretimi için Yüksek Fırına şunlar konur.
380 kg kok Kömürü
1.160 kg Sinterlenmiş Cevher
190 kg Pelet
280 kg Kireçtaşı
Yukarıdan bu malzemeler fırının içine bırakılır. Isıtılan hava, alttan fırının içine üflenir. Hava kok kömürünün yanmasına neden olur. Yanan kömürdeki karbon, karbonmonoksite dönüşerek demir cevherini arındır ve demiri eritecek ısıyı üretir. Son olarak fırının alt kısmındaki musluk deliği açılarak erimiş ham demir ve cüruf (kirlilik) dışarı akıtılır. Bu çıkan demire pik demir / ham demir denir. Çelikten sayılamıyacak kadar yüksek oranda karbon içeriyor. (Yaklaşık %4.1 oranında.) Çelik denmesi için %2.1'den daha az olmalıymış hatta %1.1 karbon içeren çelik yüksek karbınlu olarak anılıyor. Bu haldeyken mukavemeti çok düşük olduğu için kullanılamıyor.
3. Aşama (Steel Makıng) Bazik Oksijen
İkinci aşamada eritilmiş olan demir yaklaşık %93.5 oranında bir saflığa sahiptir. Bu oranı yükseltmek için sıvı haldeki pik demir bazik oksijen fırınına yuklenir ve oksijen verilerek arındırılma işlemi yapılır. Oksijen karbonla tepkimeye girer ve karbondondioksit oluşturarak dışarı atılır. Sonradan bir miktar hurda ve flux maddesi eklenir. Bu flux maddesi, kükürtü gidermek için oksijenin yetersiz kalmasına karşılık destek amaçlı konur. Kireçtaşı konma sebeplerinden biri de azotu ve fosforu kendisine çekerek çelikten uzaklaştırmasıdır aynı zamanda. Çelik içinde bulunan fosfor, çeliğin uzama, darbe mukavemeti gibi fiziksel özelliklerini olumsuz yönde etkiler. O yüzden oksijen üflenir. Bu yöntem hem azotu uzaklaştırarak gereksiz enerji tüketimini önler hem de fosforun uzaklaştırılmasını hızlandırır. Böylece çelik daha yüksek kalitede olur. Bu bazik oksijen fırınındaki işlem toplam 18 dakika sürer ve döküme hazır çelik elde edilmiş olur.
Sıvı haldeki çıkan çelik dökümhanede şekillendirme ile uygun özelliklere getirilir ve yarı mamul oluşmuş olur. Kütük ve slap şeklinde iki çıktısı var.
📌 Türkiye’nin toplam çelik tüketiminin sektörel dağılımı
- İnşaat sektörü %50-60
- Otomotiv endüstrisi %10-15
- Makine endüstrisi %10-15
- Metal ürünleri %10-20
1- Kütük (uzun ürün), inşaat demiri, profiller ve tel demirleri şeklinde inşaat sektöründe kullanılır. Tüketimin yarısı uzun çelikten oluşur. Katma değeri düşüktür. Genellikle art ocaklı tesislerde üretilir.
2- Slab (yassı ürün), bobin ve levha seklinde otomotiv, metal, makine ve beyaz eşya sanayisinde kullanılır. Tüketimin diğer yarısını oluşturur. Katma değeri yüksektir. Genellikle entegre tesislerde üretilir. İç talebi karşılayacak kadar kalite çeşitliliğinde üretim yoktur bu yüzden yarısı ithalat ile karşılanır.
Son olarak haddemele aşaması var. Haddeleme tesisinnde slapten yassı ürünler üretmek için bobin ve levha yapılır. Kütükten ise uzun ürünler üretmek için kangal yapılır. Üretim süreci tamamlanmış olur. Bundan sonra müşteri isteklerine göre şekillendirme ve işlemden geçirmeler değişiklik gösterir.
@tolgamndl Çok ilginç 2023e kadar ben de ayda bir teklif alırdım şimdi benim başvurularıma bile olumsuz dönüyorlar görüşme bile yok (yazılımcı değilim, endüstri mühendisiyim)
Hobbes: İnsanlar zalimdir. Bu doğal içgüdü yalnızca toplumsal düzen/yasalar uygulanarak engellenebilir.
Hugo: Kötü insan yoktur. Sadece kötü yetiştiriciler vardır
Rousseau: İnsanlar nazik varlıklardır. Onları saldırgan olmaya zorlayan kısıtlayıcı toplumdur
Size kim haklı?
@srkntnyldz Fabrikatörün suçu yok, işçi emeğinin; kimsenin önünde hazır olda durmasını gerektirmeyecek kadar değerli olduğunu anlarsa, kimse onu böyle azarlayamaz
@0xismailemin@BinanceTR KuCoin de böyle teknik destek için 50$ istiyor, hem her işlemden fee alıyor hem de çalışanın ücretini yine benden alıyor.
Parayı göndermeyince yapmadılar işlemimi, sana da selam olsun @kucoincom@KuCoinTurkey
KK iktidar olunca görüşürüz 👨🏻⚖️