Tarih; sermaye piyasasında yaşananları,
Ahlaki değerlerini yitirmiş kamu görevlileri ve siyasetçiler ile organize hareket eden suç şebekelerinin,
Yüzbinlerce küçük yatırımcıyı otoritelerin gözleri önünde dolandırarak soyduğu,
Ülkeye ve 86 milyon vatandaşa tarihin en büyük zatarlarından birini vererek ihanet edildiği,
Soyanların ve ihanet edenlerin ısrarla korunduğu,
Bunları sorguluyanların ise hukuksuz uygulamalarla susturulmak istendiği,
Ülkenin en acı ve en ibretlik olayı olarak yazacaktır.
@memetsimsek@abakingurlek
Cuma günü Silivri'de Necati Özkan Bey'i de ziyaret ettim. Mayıs ayında cezaevinden bana ulaşan el yazısı mektubundan sonra kendisiyle ilk kez yüz yüze görüşme imkânı buldum.
Necati Bey 65 yaşında, kırk yılı aşkın meslek hayatı olan bir iletişim danışmanı. Yaklaşık on dokuz aydır cezaevinde. Bu süreçte şirketini kapatmak zorunda kalmış, onlarca çalışanı işsiz kalmış, ailesinden ve sevdiklerinden koparılmış.
Görüşmemizde yaşanan kötülükleri, ülkemizin gidişatını ve yargının içine düşürüldüğü durumu konuştuk.
Dosyasını konuşma gereği bile duymadık. 15 yıldan 20 yıla kadar hapis talep edilen casusluk iddianamesi, ceza hukukunun temel ilkeleri bakımından gerçekten ibretlik bir metin. Masum bir insanın özgürlüğüne, ailesine ve hayatına mal olmasa, böylesine bir suçlamaya karşı savunma yapmak bile zulüm. Fakat özgürlüğünüz elinizden alındığında, bütün bu hukuksuzluğa karşı kendinizi savunmaktan ve sesinizi duyurmaya çalışmaktan başka çareniz kalmıyor.
İddianamenin temel dayanaklarından biri, etkin pişmanlıktan yararlanan bir kişinin ifadeleri. Diğeri ise yıllar önce internete sızmış veriler üzerinden yürütülen çalışmaların casusluk faaliyeti olarak nitelendirilmesi. Oysa siyasal casusluk suçunun oluşabilmesi için devletin güvenliği veya siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerin, kanunda tanımlanan koşullarda ve casusluk maksadıyla temin edilmesi gerekir.
Dosyada bu suçun unsurlarının somut delillerle ortaya konulduğunu söylemek imkansız. Hangi gizli bilginin, ne şekilde ve hangi casusluk maksadıyla temin edildiği ortaya konulmadan, bir seçim kampanyasının veri analizi, kamuoyu araştırması ve strateji çalışmalarından ağır bir casusluk suçlaması üretiliyor. Üstelik bilirkişi raporları, iddianamenin veri sızıntısına ilişkin temel kabullerini de ciddi biçimde tartışmalı hâle getirmiş durumda. Buna rağmen tutukluluk devam ediyor.
Bu yargılamanın ileride düşman ceza hukuku uygulamalarının çarpıcı örneklerinden biri olarak anılacağına inanıyorum. Düşman ceza hukuku anlayışında kişi, hakları ve güvenceleri olan bir vatandaş olarak değil, etkisiz hâle getirilmesi gereken bir tehlike kaynağı olarak görülür. Ceza hukukunun odağı işlenmiş fiilden kişinin kimliğine ve temsil ettiği düşünülen tehdide kayar. Suç tanımları esnetilir, şüphe delilin yerini almaya başlar, tutukluluk ise bir koruma tedbiri olmaktan çıkıp henüz hüküm verilmeden uygulanan bir cezaya dönüşür.
Necati Bey'in dosyasına baktığımda gördüğüm tam da bu. Mesleki faaliyetleri, siyasi ilişkileri ve bir seçim kampanyasındaki çalışmaları üzerinden kendisine ağır bir suç isnat ediliyor. Asıl hedefin Necati Özkan olmadığı da malum. Kendisi, kurulmak istenen siyasi ve hukuki kurguya uygun düştüğü için bu sürecin içine çekilmiş durumda.
Hukuk devletinde ceza, kişinin kim olduğuna, kiminle çalıştığına veya hangi siyasi sonuca katkıda bulunduğuna değil, kanunda suç olarak tanımlanmış ve somut delillerle ispatlanmış fiiline bağlanır. Bu ilke terk edildiğinde ceza muhakemesi, insanları hukuka göre yargılamanın değil, siyasi hedeflere göre cezalandırmanın aracına dönüşür.
Mayıs ayında Necati Bey'den aldığım üç sayfalık mektup beni derinden etkilemişti. O mektupta, "Asla pes etmeden, asla umudumu kaybetmeden sabrediyorum" diye yazmıştı. Cuma günkü görüşmemizde de bu metanetini ve memleketin geleceğine ilişkin duyarlılığını yakından gördüm.
Beni en çok düşündüren hususlardan birisi ise bu kadar ağır haksızlıkların çoktan sıradanlaşmış olması. İnsanların aylarca, yıllarca tutuklu kalmasına, hayatlarının altüst edilmesine, ceza hukukunun temel güvencelerinin yok sayılmasına alışıyoruz. Üstelik çoğu zaman bir haksızlığı değerlendirirken önce mağdurun kimliğine ve siyasi aidiyetine bakıyoruz.
Oysa hukukun varlık sebebi, insanı tam da böyle bir ayrımcılıktan ve gücün keyfî kullanımından korumaktır.
Necati Bey'in ve hukuksuz biçimde özgürlüğünden mahrum bırakılan herkesin bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını diliyorum.
https://t.co/hfrG1eMZim
BU KARANLIK GECENİN YOK MU SABAHI!Ben sabırla hala, bu bilgileri ve ülkemizdeki bu konuda yapılanları sorgulayacak akıl, cesaret ve vijdan sahibi savcılar, politikacılar, bürokratlar, STK lar, ilim adamları, meslek odalarından birilerinin bu işe sahib çıkmasını bekliyorum. Yoksa yokluğa, karanlık ve derin kuyulara mı sesleniyorum. Gerçekten "kaht-ı rical" dönemini mi yaşıyoruz.. Sesimi duyan var mı?
Şanlıurfa’da yatırım yapan Antepli bir iş insanı, malına ve mülküne bazı mafya gruplarının çökmeye çalıştığını iddia etti.
Yaşadıklarını videoya kaydederek kamuoyuna seslenen iş insanı, yetkililerden yardım istedi.
Yatırım yapan iş insanı sahipsiz kalmamalı.
Ben bu toprağın çocuğuyum. Bağ arasından, pamuk tarlasından geliyorum. Alın terinin ne demek olduğunu iyi bilirim.
Tarlanızı ipotek ettiren, emeğinizi sömüren bu kara düzeni bitireceğiz.
Üreticinin önünü gördüğü, ürününün değerini bulduğu, alım garantili YENİ bir tarım düzeni kuracağız.
Bahçıvan Abdullah Ağa’nın torunu olarak söz veriyorum; ant olsun ki yüzünüzü güldüreceğiz!
Yarın bu adamın SGK dökümü, İnönü ile akrabalığı, Fetö bağlantısı, Valiliğin yardım tarzı bilgileri paylaşılır. Ama asla gerçekten aç olduğuna bu iktidarın zengini zengin fakiri ise aç bıraktığına inanılmaz.
Fakirlik bir sınıf meselesidir, açlık haykırıştır.
VATANDAŞ NASIL YANILMASIN?
- Tera Holding Başkanı TÜRGEV'de misafir ediliyor,
- Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine onur konuğu olarak kabul ediliyor,
- Anadolu Ajansı'nda 10 tane haber var,
- A Haber'de yüzlerce saat yayın var Tera Holding,
- Hedef Holding, Pusula Holding hakkında Sermaye Piyasası Kurulu hiçbir şikâyeti dikkate almıyor,
- Ramazan Başak diye bir ferdivahit bir kahraman Tera Holding ismini ağzına aldığı için iki kere gözaltına alınıyor,
- Bankacılık Düzenleme Kurulu Bu dolandırıcılara banka kurma izni veriyor,
- "Tera Holding" ifadesi geçen "tweet"ler olumsuzsa bir saatte yasak yiyor,
- Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Cumhurbaşkanlığı Üst Kurul üyeleri, Cumhurbaşkanı danışmanları, Eski Başbakanlık Danışmanı, AK PARTİ'li siyasetçiler, çocukları, Hazine Bakan Yardımcısının damadı, BDDK üyesinin oğlu buralarda görev yapıyor.
Bu liste size normal geliyor mu?
Pazar Okuması;
❎ Norveç'te siyasi "ahlaksızlığın" zirvesi!! 🇳🇴
Şok olmaya hazır olun... 😱
Norveç Parlamentosu Başkanı Eva Kristin Hansen istifa etti ve halktan özür diledi. Sebep mi? Affedilemez bir "suç"!
Düşünün...
Bu kadın devlete ait 50 metrekarelik bir daireyi (evet, tek odalı bir daire!) kötüye kullandı.
Yasaları, bu dairede ikamet etmenin ancak evinizin Parlamento'dan 40 kilometreden fazla uzakta olması durumunda mümkün olduğunu söylüyor. Ancak şok edici "skandal", evinin sadece 29 kilometre uzakta olması!
Bu da yaklaşık 11 kilometrelik siyasi nezaketi boşa harcadığı anlamına geliyor!
✅ Trajikomik gerçek...!!! 👇👇
* Kadın sadece istifa etmedi; Ülkeye verdiği "zararı" kendi cebinden ödeyeceğini açıkladı... 🫰
* Bilginize: Norveç'in 1,3 trilyon doları aşan bir mali fazlası var... ve yine de, 11 kilometrelik mesafe farkı olan 50 metrekarelik bir daire için onu sorumlu tuttular!
Şimdi kesinlikle doğrulanmış bu bilgiyi biraz açalım;
Evet, metindeki temel olay ve rakamsal detaylar doğrudur. Olay Norveç'te gerçəkleşmiştir ve ana hatlarıyla şöyledir:
Kim ve Ne Oldu?
Norveç Parlamentosu'nun (Stortinget) Başkanı olan Eva Kristin Hansen, parlamentonun şehir dışından gelen milletvekilleri için sağladığı ücretsiz "lojman/daire" hakkını kurallara aykırı şekilde kullandığı ortaya çıkınca istifa etmek zorunda kalmıştır.
Mesafe Detayı Doğru mu?
Evet, kurallara göre bu dairelerden yararlanabilmek için milletvekilinin ana ikametgahının parlamentoya 40 kilometreden uzak olması gerekmektedir. Ancak Hansen'in eşiyle birlikte sahip olduğu ev parlamentoya sadece 29 kilometre mesafededir (Ski kasabasında yer almaktadır). Yani bahsedilen yaklaşık 11 kilometrelik fark ve kural ihlali gerçektir.
İstifa ve Sorumluluk: Hansen, bilinçli bir yolsuzluk yapmadığını, kuralları yanlış yorumladığını belirtse de, parlamentonun en kritik ikinci makamında oturan bir kişinin bu hatayı yapmasının kuruma olan güveni zedeleyeceğini kabul ederek görevini bırakmıştır.
Ekonomi Boyutu: Norveç, devasa petrol fonları ve trilyonlarca dolarlık mali varlıklarıyla dünyanın en zengin ülkelerinden biridir.
Metinde bahsedilen "hata" maliyet olarak devleti batıracak bir boyutta olmasa da, kuzey ülkelerindeki siyasi şeffaflık, kamu etiği ve milletvekili ayrıcalıklarına karşı sıfır tolerans kültürü nedeniyle bu denli küçük bir mesafe hatası bile büyük bir skandal olarak kabul edilmiş ve istifa getirmiştir.
Özetle; aktarılan olay, oranlar ve mesafeler tamamen gerçektir; metindeki ton biraz ironik ve şaşkınlık verici bir dille kaleme alınmış olsa da aktarılan vaka doğrudur.
BU AÇIKLAMALARDAN SONRA DA YARGI TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ DEMEYE DEVAM EDECEK MİSİNİZ⁉️
Yıllarını bu mesleğin kürsülerinde, cübbesini onurla taşıyarak ve baroların sorumluluğunu omuzlayarak geçirmiş bir hukukçu olarak, Ankara 2 No’lu Barosu Başkanının ekranlardan paylaştığı ifadeleri derin bir huzursuzlukla dinledim. Türkiye bugün milyarlarca liralık devasa fon dolandırıcılıklarını, skandalları ve ekonomiyi sarsan karanlık ağları konuşurken; ülkenin can damarına saplanan bu kirli suç ağlarını hangi savcılar, hangi hâkimler soruşturacak? Bakanlık koridorlarında referansla, ayrıcalıkla kürsüye taşınmış isimlerin bu büyük karanlığı aydınlatmasını, halkın malına mülküne el uzatanlardan hesap sorulmasını kim bekleyebilir? Yargının tarafsızlığı bu denli ayaklar altına alınırken, bir baro başkanının çıkıp bu ilişkileri bir maharet gibi sergilemesi hukuk camiasına vurulmuş en ağır darbedir.
Hâkimlik ve savcılık kürsüsü, herhangi bir zümrenin tavassutuyla, mülakat masalarındaki görünmez referanslarla ya da kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla doldurulacak makamlar değildir. O cübbeyi giyenlerin kararları; bir insanın hürriyetini, geleceğini, mülkünü ve adalet arayışını belirler. Hukuk fakültesinden mezun olup yıllarını kütüphanelerde, ders masalarında tüketen, zihnini ve vicdanını sadece kanuna ve adalete teslim eden binlerce gencin alın teri, bu tür açıklamalarla gölgelenmektedir. Hangi görüşten olursa olsun, sınavla ve hak ederek o makamlara gelmek isteyen pırıl pırıl gençlerin emeğine haksızlık edilmektedir.
Ortada yargı bağımsızlığını ve fırsat eşitliğini zedeleyen, kamu vicdanında inkar edilemez bir şüphe uyandıran beyanlar vardır. Adalet Bakanlığı, bu iddialar karşısında sessiz kalamaz. Son dönemdeki hâkim ve savcı atamalarına dair şeffaflığı sağlamak, bu ayrıcalık söylemlerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını kamuoyuna açıklamak zorundadır. Aksi halde, mahkeme kapısında adalet bekleyen milyonların devlete ve hukuka olan inancı sarsılmaya devam edecektir. Adalet, liyakatin unutturulduğu bir düzende değil, yalnızca vicdanın ve kanunun egemen olduğu yerde nefes alır.
Ali Babacan: “Ben şuna üzülüyorum, inanın içim yanıyor.
Sanki İran'a bomba yağdıran Trump değilmiş gibi, Netanyahu'nun önünü açıp da Gazze'ye saldırmasına izin veren Trump değilmiş gibi...
Geçen NATO Zirvesi'nde Trump'ın Ankara'da ağırlanış biçimi, o törenler, yollarına çiçekler serilmesi, atlarla, konvoylarla karşılanması...
Bu benim içimi yaraladı. O kadar üst seviye karşılama olmayabilirdi.
Tabii ülkenin çıkarları gereği NATO vardır, şu vardır, bu vardır, konuşursunuz edersiniz ama diğer bütün liderlerden çok farklı bir muamele Trump'a gösterilmesi beni çok üzdü. Olmamalıydı bu.”
Hadini bilsin dediği gazeteciler bu işi daha fazla araştırmasın, konuşmasın, mağduriyetleri ortaya çıkarmasın, ilişkiler ağını irdelemesin olarak anlamak gerekiyor. Sıkıntı dediği Sayın Ömer Çelik’in milyarlarca lira. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamuoyunun yönetenlerden hesap sorması had meselesi değil demokrasi meselesidir. Anayasadır, kanundur, denge denetlemedir.
Özgür Özel:
"Fon krizinde iktidarın kimyası bozulmuştur.
O Ömer Çelik'i dün izlemişsinizdir, takip ettiniz. Gördünüz paniği, vücut dilini, gerginliği, suçluların telaşını ve çok açık bir şey söylediler.
Dediler ki: 'Biz bundan sonra hukuken ve siyaseten en üst mücadele ve alarm pozisyonundayız.'
O bunu dedikten sonra iki tane gazeteci tutuklandı. İki gazeteciye önce adli kontrol uygulandı, Türkiye uykudayken ışık hızıyla bu karara itiraz ettiler ve ev hapsine çevrildiler. Dört gazeteci özgürlüklerinden menedildi.
Milleti dolandıranlar değil, bunu açığa çıkaranlar hapse konuyor."
Yahşihan'da ortaya çıkan rüşvet mekanizmasının eşi benzeri yok. AKP ve MHP'li başkanlar Ahmet Sungur ve Osman Türkyılmaz tutuklu. Eski uzman çavuş başkan yardımcısı Satılmış S. Yıldıran adına kayıtlı 1.630 tapu var. Bu tapuların gerçek sahibi Ahmet Sungur
https://t.co/2VOSxGx3MX
Yahşihan soruşturması: 40 bin nüfuslu ilçede rüşvet ve yolsuzluk yoluyla 2 binden fazla tapu edinildiği belirtildi:
• Başkan yardımcısı: 1.630 tapu
• İki encümen üyesi: 54 tapu
• İmar müdürünün eşi: 83 tapu
• İmar müdürünün kayınvalidesi: 122 tapu
• İmar müdürünün baldızı: 122 tapu
İmar müdürünün kendi adına kayıtlı olduğu belirtilen mal varlıkları:
• Porsche 911: 68 milyon TL
• Mercedes-AMG: 32 milyon TL
• Mercedes G Serisi: 31 milyon TL
• Bodrum'da villa: 300 milyon TL
• Bodrum Marina'da yat: 110 milyon TL
Türkçe’de bir atasözü var: “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” .
suçlu veya haksız olan kişinin, kendini savunmak yerine zarar verdiği kişiyi suçlayarak bastırmaya çalışması anlamında kullanılır.
Tam da böyle günler yaşıyoruz.