28 Şubat döneminde Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik mezuniyet töreninde bölüm birincisi Zöhre Kınık'ın saldırganca "Senin konuşmaya hakkın yok." diyerek başörtüsünü çekip ağzını kapatan Serpil Güneş...
Bugün:
- Zöhre Kınık hâlâ Türkiye'de, vatanına-milletine hemşire olarak canla başla hizmet ediyor. Devlete sadık, milli güvenlikte net duruşta.
- Serpil Güneş ise "Rojava Halkının Yanındayız" paylaşımları yapan, Rojava dayanışma mitinglerine katılan, PYD/YPG terminolojisini benimsemiş bir çizgide duran Almanya'daki Köln Alevi Kültür Merkezi'nde aktif.
İroni mi?
Zulüm gören vatanına hizmette dimdik, zulüm eden bugün zulüm ve terör sempatizanı hattında!
Önemli olan kıyafet değil, DURUŞ ve HİZMET!
Vatanını seven, terörle mücadelede net olan kazanır — başı örtülü de açık da olsa.
#28Şubat #MilliDuruş #Tarihinİroni 🇹🇷⚖️
YILMAZ ÖZDİL:
📌"Biz gazeteci Murat Ağırel'e bu meselelerin
belgelerini verdik.Haber yapmadığı gibi bizim
verdiğimiz belgeleri de Sarıgül tarafına verdi.
Bu yüzden Sarıgül ailesi tarafından tehdit
edilmeye başladık. Ölüm tehditleri aldık
şantaja maruz kaldık diyor.
Bu iki Alman, Sinan Çampınar adı üzerinden Mustafa Sarıgül ile temas kuruyor. İnternet üzerinden görüntülü toplantılar yapıyorlar. Mustafa Sarıgül, 1 milyar euro tutarında bir fonu, 1 milyar euro,
📌yurt dışına çıkarmak istiyor. Bu parayı çıkarmak ve yurt dışındaki bazı projelere aktarmak için sözleşmeler yapılıyor. Ancak Sarıgül tarafından verilen sözler tutulmuyor. Bu iki Alman da zarara uğradıkları ve dolandırıldıkları gerekçesiyle Almanya'da,
İspanya'da, İsviçre'de ve Avusturya'da, 4 farklı ülkede, 6 ayrı savcılığa suç duyurusunda bulunuyorlar. Neticede mesele Türkiye'ye intikal ediyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturma açıyor. İşte Sarıgül'ün oğulları, eski eşi falan tutuklandı. Kendisi milletvekili olduğu için dokunulmazlığı var, kendisi hakkında henüz herhangi bir işlem yapılmadı.
İş adamı denilen Almanlar, Mustafa Sarıgül'ün 1 milyar eurosunu yurt dışına çıkarıp yurt dışındaki projelerimize yatıracaktır falan diyorlar ama çift taraflı para trafiği var. Almanlar da Sarıgül'ün büyük oğlunun hesabına 100 milyon euro gönderiyor. Anlaşılan o ki Sarıgül'ün 1 milyar euroluk parasına ulaşabilmek için teminat gibi 100 milyon euro gönderiyorlar.
Emir Sarıgül'e ait 32 milyon euro değerindeki Boğaz'daki yalıyı 100 milyon euroya almış gibi göstermek istiyorlar ancak aracı banka bu gönderilen 100 milyon euroyu şüpheli buluyor, şak diye bloke ediyor. Trafik kilitleniyor, skandal orada patlıyor.
Mustafa Sarıgül bu 100 milyon euroluk blokeyi kaldırmak için 'Bankaya ek teminat göstermemiz gerekiyor' diyor. 'İngiliz siciline kayıtlı 1.5 milyon euroluk teknenizi Emir Sarıgül'e devredin, oğluma devredin, ben de bu bloke işini halledeyim' diyor. Almanlar yatı devrediyor ama bankadaki bloke kalkmadığı gibi yat da gidiyor.
Almanlar da bunun üzerine, az önce söylediğim gibi, 'Zarara uğradığımız yetmiyormuş gibi bir de üstüne dolandırıldık' diyorlar. 'Biz gazeteci Murat Ağırel'e bu meselelerin belgelerini verdik.
Haber yapmadığı gibi bizim verdiğimiz belgeleri de Sarıgül tarafına verdi. Bu yüzden Sarıgül ailesi tarafından tehdit edilmeye başladık. Ölüm tehditleri aldık, şantaja maruz kaldık' diyor.
Almanya'da, İspanya'da, İsviçre'de ve Avusturya'da, 4 ülkede, 6 ayrı savcılığa suç duyurusunda bulunuyorlar. Hatta bu iki Alman, önceki gün Taner Tanrıverdi'ye konuştular. İnternette yayınlandı. Bu iddialarını tekrar ettiler orada."
Divriği,Türkiye karayolları ana hattı üzerinde olmayan bir ilçedir. Yani bir yere giderken Divriğiden geçilmez. Ana yoldan sapılarak özellikle Divriğine gidilir. Milyonlarca Türk vatandaşı hayatında Divriğine gitmemiştir,çoğu Divriğini de bilmez.
Özellikle Alevi vatandaşlarımızın yoğun olduğu bu bölgelerde Almanlar neden dolaşıyor. Otel varken hatta karavanları varken neden 11 gün boyunca bir evde konaklamışlar.
Bence bunlar çok ilginç rastlantılar!
Bakın cahil kemalistcikler. Makbuleye bile sırf mübadil olduğundan boğaza sıfır yalı, üç tane dükkancık verilmiş:)) bin lira emekli aylığı. Savaş gazisi aynı dönemde 15 ile 60 tl arası maaş alırken.
Siz bu adamı tanımıyorsunuz. Masal'ı bırakın. Hakikat çok başka.
Pakistanlıymış!
Çok acayip bir videoya denk geldim. İzleyin lütfen.
Şu videodaki kadını üretebilmek hiç kolay değil. İngilizler 200 yıldır okullarla , darbelerle , savaşlarla ilmek ilmek işlediler.
İnsanlığın en aşağı noktası, esfeli safilinin yaşayan örneği.
Madem bu konulara ilgilisin,sana cevap verelim.
M. Kemalin bilinen akrabaları olarak babası Ali Rıza Bey cumhuriyet kurulmadan önce 1886’da,annesi Zübeyde Hanım 1923’de vefat etmiştir. Kardeşi Makbule Atadan’ın zaten işe ihtiyacı yoktur. Başka da bilinen yakın akrabası yoktur.
Bunların dışında;
Uzak aile üyelerinin çoğu askerliğini Çankaya köşkünde yapmış maddi olarak destek almışlardır. Onların dışında manevi evlatları,Ülkü Adatepe,Afet İnan ve Sabiha Gökçende devlet tahsisatı ile yurtdışında eğitim almış sonra birçok devlet görevlerinde bulunmuşlardır.
Ayrıca;yakın arkadaşları eğitim durumlarına bakılmadan bakanlık,milletvekilliği,büyükelçilik,mahkeme üyelikleri gibi görevlerde bulunmuşlardır.
Ayrıca; M.Kemal için ilah/peygamber benzetmesi yapan Behçet Çağlar,Fazıl Hüsnü Dağlarca,Kemalettin Kamu,Celal Sahir Erozan gibi şairler yazdıkları şiirler sonrasında milletvekilliği ve yüksek devlet görevlerinde bulunmuşlardır.
Zaman zaman başbakanlar kura ile belirlenmiş. Özellikle iktisat ve maliye vekâletleri asker kökenli kişilerden oluştuğu için gerekli iktisadi inkişaf sağlanamamış,genç cumhuriyet çağın çok gerisinde kalmıştır.
Yine merakına mucip aşağıya resimlerini koyacağım iki ismi de araştırmanı tavsiye ederim. Onlardan biri Abdurrahim Tunçak ve Reşat Ersüdür. Onlarda memuriyet görevlerinde bulunmuş,sessizce yaşayıp ölmüşlerdir.
Bunları tekerlemeci tarihten öğrenemezsin,sevabına yardımcı oluyorum sana
Mustafa Sarıgül’ün yakın koruması gözaltına alındı.
Mustafa Sarıgül'ün aynı zamanda nikah şahitliğini de yaptığı özel koruması Ömer D. ile sosyal medyaya yansıyan görüntülerine ilişkin ifadesinde görüntünün "montaj" olduğuna dair resmi bir rapor tanzim ettirilmesi amacıyla harekete geçildiğini ileri sürdü.
Bu kapsamda Ulusal Kriminal Büro'dan Uğur K. isimli kişiyle temas kurulduğunu, sahte montaj raporu hazırlanması karşılığında Mustafa Sarıgül'den 200 bin dolar talep edilerek anlaşma sağlandığını iddia etti. (Adli kaynaklar)
"İlham Aliyev başörtüsü yasağı getirmedi, böyle bir yasak yok, yalan söylüyorsun, Allah yalancıya lanet etsin." diyor.
Ben de "Senin gibi düşünenlere ve sana lanet etsin." diyorum.
Ayrıca Aliyev'in karısı için "Seyyide Mihriban" diyor.
"Cihat istiyorsan yallah Filistin'e, cihat cephesi orada." diyor.
Diyor da diyor...
Bu Selahattin Özgündüz, Iğdırlı. İran'ın Kum şehrinde ilim(!) tahsil etmiş, İstanbul Halkalı'daki Zeynebiye Camii'nde Türkiye Caferilerinin lideri, baş molla olarak görev yapıyor.
Bunlar işte böyle günler için yetiştiriliyor.
"Yuh!" diyorum, başka bir şey demiyorum...
Gözde Şeker HALK TV'nin acı gerçeklerini Onur Öncü'ye anlatmış
'Kanalın önünde 63 kişi vardı'
"HALK TV'ye kayyım atanacağını 1 yıldır hepimiz öngörüyorduk..
Kılıçdaroğlu söyledi de hemen yapıldı deniliyor, ben Kılıçdaroğlu'nun hiç bu kadar etkili olduğunu düşünmüyorum..
Kanalın önündekileri saydım 63 kişiydi..
Silivri de dolup taşmıyor..
Benim için, kayyım atanmasından çok daha üzücü bir şeydi bu.."
@gozdeseker
@oencueueonur
İmam Ebû Hanîfe, yalnızca Hz. Ali’nin soyundan gelenlere mahsus bir alan olan dinî ilimler sahasına adım attığı için kâfir kabul edilir.
Şiîlerin resmî metinlerine göre, Kur’an-ı Kerîm’i ve Peygamber’in Sünnet’ini yorumlama ya da hadis rivayet etme hakkı, yalnızca Hz. Ali’nin soyundan gelenlere aittir.
Bunun yanı sıra, İmam Ebû Hanîfe’nin Kur’an-ı Kerîm’in bütünüyle korunmuş olduğuna ve hiçbir değişikliğe uğramadığına inanması da, onların gözünde bir başka “suç” teşkil eder.
İmam Ebû Hanîfe; halifeler Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın, ardından Irak kadısı Hz. Abdullah b. Mes’ûd’un ve nihayetinde Hz. Ali’nin ortaya koyduğu emsallere dayanarak hukukî hükümler (fetvalar) verirdi.
Dahası, İmam Ebû Hanîfe üçüncü halife Hz. Osman’dan her bahsettiğinde ona Allah’tan rahmet dilerdi; bu ise Şiîler nezdinde affedilemez bir kusurdur.
İmam Ebû Hanîfe, Hz. Ali dışında, ne Hz. Hasan’dan ne Hz. Hüseyin’den ne de onların soyundan gelenlerden tek bir hukukî hüküm dahi nakletmemiştir.
İmam Ebû Hanîfe, Emevî Halifesi Hz. Muâviye’den de bazı hukukî hükümler (fetvalar) nakletmiştir.
Bir fotoğrafın hikayesi...
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan ile bugün Suriye'de yakalandığı duyurulan, Reyhanlı ve Banyas katliamlarının sorumlusu terörist Mihraç Ural'ın arasında, adeta bir mafya babası edasıyla oturan kişi Cemil Esad. Kendisi, Hafız Esad'ın kardeşi ve Beşar Esad'ın amcası.
1980'lerin başında çekildiğini tahmin ettiğimiz bu fotoğraf, Cemil Esad'ın geçmişi ve terör örgütlerinin uyuşturucu kaçakçılığı ile yasa dışı ticaret ağlarındaki rolüne ilişkin bulgularla birlikte değerlendirildiğinde, çok daha geniş ve karanlık bir tarihsel arka plana işaret ediyor olabilir.
CEMİL ESAD KİMDİR?
Dr. Abdul Rahman Namus, Modern Suriye Tarihi adlı eserinde, Esad yönetiminin ilk yıllarında devletin doğrudan veya dolaylı desteğiyle zenginleşen yeni bir ekonomik sınıfın ortaya çıktığını anlatır. Namus'a göre bu sınıfın başlıca temsilcileri arasında Hafız Esad'ın kardeşleri Rıfat ve Cemil Esad da bulunuyordu.
Cemil Esad'ın ekonomik nüfuzunun temelini, gümrük işlemleri alanında kurduğu, merkezi Lazkiye'de bulunan Sahil Şirketi (Şeriketü's-Sahil) oluşturuyordu. Cemil Esad bu sayede Lazkiye Limanı'ndaki gümrük işlemleri üzerinde fiilî kontrol kurdu.
1990'lı yıllarda Cemil Esad'ın faaliyetleri Tartus Limanı'na da yayıldı. Türkiye sınırındaki Bab el-Hava ve Bab es-Selame, Irak sınırındaki Tenef ve Yarubiye ile Ürdün sınırındaki Nasib kapılarında da şirket ofisleri açıldı. Böylece, Suriye'nin başlıca deniz ve kara ticaret güzergâhlarında geniş bir ekonomik nüfuz ağı oluşturdu.
MURTAZA DERNEĞİ'NİN KURULUŞU
El Cezire'ye göre, Cemil Esad'ın faaliyetleri ekonomik alanla sınırlı kalmadı. 1981 yılında Murtaza Derneği'ni (Cemiyetü'l-Murtaza) kurdu. Aynı dönemde kendisine “İmam Murtaza” unvanını verdi. Kardeşi Hafız Esad'ın “Yürüyüşün Lideri” unvanına karşılık, Cemil Esad da kendisini “Yolun Lideri” olarak tanımladı.
O döneme ilişkin anlatılara göre, Cemil Esad tüccarların kârlarına yüzde 2,5 vergi koymuştu ve bu parayı "zekat" adı altında topluyordu. Zira kendisini "İmam" olarak görüyordu.
Dernek kısa sürede binlerce üyeye ulaştı. Üyelik, bazı kişiler açısından güvenlik koruması, devlet kurumlarında istihdam ve siyasi bağlantılar elde etmenin bir yolu haline geldi.
Derneğin temel faaliyet alanları arasında Dera'daki aşiretler, Cezire bölgesi, Kamışlı'daki Kürt toplulukları, Lazkiye ve çevresindeki Alevi yerleşimleri ile Selemiye ve Masyaf'taki İsmaili nüfusun yaşadığı bölgeler bulunuyordu.
CEMİL ESAD - ÖCALAN İLİŞKİSİ
Cemil Esad, Öcalan'ın yaklaşık yirmi yıl boyunca Suriye'de barınmasında ve Şam yönetimiyle ilişki kurmasında önemli rol oynayan isimlerden biri olarak gösteriliyor.
Suriye'nin eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Abdülhalim Haddam, 2006 yılında Türk basınına verdiği demeçte, Öcalan'ı Suriye'ye davet eden kişinin Cemil Esad olduğunu ileri sürdü.
Suriye'nin 1978–1998 dönemindeki PKK politikasını inceleyen araştırmalara göre Cemil Esad ve Rıfat Esad, 1980'den itibaren örgütün Şam yönetimiyle başlıca irtibat isimleri arasında yer aldı. Bu temaslar, Öcalan'ın Suriye'de barınması ve faaliyetlerini sürdürmesi açısından önem taşıyordu.
Öcalan'a atfedilen ve kamuoyuna yansıyan İmralı tutanakları da Esad ailesiyle kurulan ilişkiye ışık tutuyor.
Öcalan, bu anlatımlarda Suriye'de kaldığı konutun istihbarata ait olduğunu, Cemil Esad'ın söz konusu evle ilgilendiğini ve kendisinin burada barındığını belirtiyor. Şam yönetimiyle ilişkisini ise “devlet ilişkisi” olarak nitelendiriyor. Bir diğer görüşme notunda ise Rıfat Esad'la temaslarından ve kendisine Suriye kimliği sağlanmasından söz ediyor.
MİHRAÇ URAL BAĞLANTISI
Fotoğraftaki üçüncü isim olan Mihraç Ural da bu tarihsel ilişkiler ağı açısından dikkat çekiyor.
Ural'ın da tıpkı Öcalan gibi, Cemil Esad çevresiyle bağlantılı olduğu biliniyor. Ural, geçmişte verdiği bir röportajda Öcalan'la Suriye'de tanıştığını ve yaklaşık 18 yıl birlikte hareket ettiklerini söylemişti.
Suriye'nin PKK'ya yönelik politikası, Türkiye'nin 1998 yılında askeri müdahale tehdidini artırmasıyla önemli bir kırılma yaşadı.
Ankara'nın baskısı üzerine Öcalan Suriye'den ayrıldı. Fakat Cemil Esad'ın akrabası ve özel sekreteri olduğu bilinen Melek Fadal ile evli olan Ural ülkede kalmaya devam etti.
Beşar Esad'ın 8 Aralık 2024'te devrilmesiyle, Mihraç Ural'ın onlarca yıl boyunca himayesinde faaliyet gösterdiği siyasi düzen de sona erdi.
Rejmin çöküşünün ardından gizlenerek yaşamını sürdürdüğü belirtilen Ural'ın, 15 Ekim 2026'da Suriye'den kaçmaya çalışırken yakalandığı duyuruldu.
Suriye resmi haber ajansı SANA'nın açıklamasına göre Ural, Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı tarafından gözaltına alındı.
70’lerin milli görüşçü veya ülkücü öğrencileri bürokrat oldu, yazar oldu, siyasetçi oldu, işadamı oldu. Sonradan tuhaflaşan, kendine “filozof” diyen, hatta “Mesih” diyen bile çıktı :) ama terörist çıkmadı. 80 öncesindeki “devrimci öğrencilerden” bir çoğu ise muhtelif sol örgütlerin idarecisi oldu. Mihraç Ural onlardan biriydi. Mahir Damatlar tek tek anlatır hangi örgüt yöneticisinin 70’lerde hangi üniversitede “solculuk” yaptığını. Ama realitenin aksine sol hep sevgi pıtırcıklığı ile, sağ ise şiddetle anıldı.
Kültür-sanat-medya-iletişim alanında nesillerdir güçlülerdi. Bunların şiirleri okundu, türküleri söylendi, kitapları yazıldı, dizileri, filmleri yapıldı. Kanlı katiller romantize edildi. Hiçbiri merhamette ve vicdanda, sevgide ve duyguda o zamanın “sağcı” gençlik liderlerinin, Muhsin Yazıcıoğlu’nun veya Tayyip Erdoğan’ın tırnağı etmezdi. Dursun Önkuzu’nun ciğerlerini pompayla patlatarak katleden adamlar bunlar. Okuldan çıkamayan arkadaşlarına ekmek götürüyor diye katledilen Süleyman Özmen’in katilleri… Büyüdüler yeni örgütler kurdular, dağa çıktılar, Suriye’ye gittiler, duramadılar orada da silah alıp insan ölürdüler. Yetmedi Reyhanlı’da insanımızı katlettiler. Bize ise tam tersi hikayeler anlatıldı “Çemberimde gül oya…” diye. Realitede gül mül yoktu kan ve silah vardı. “Hatırla sevgili” dediler. Şükür ki hatırlıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız.
CHP İletişim Kordinatörü
ALİ HAYDAR FIRAT:
'Özgür Özel CHP'si Halk TV'ye
779 MİLYON TL Para aktarmış..
Resmi Evraktan okuyorum size..'
Sosyal medyada
Yurttaş Medya Reklam Şirketi diye bir şey var.
Buna 2 milyon 406 bin lira verilmiş.
TELE1 var, TELE1'e 33 milyon 700 bin verilmiş.
TELE2'ye de yine 3 milyonluk bir para yardımında bulunulmuş vesaire falan.
Bunlar resmi. Baba Ocağı diye bir internet sitesi duydun mu? Enver Aysever: Hayır. Ali Haydar Fırat: Ben de duymamıştım, hesaplara bakarken gördüm.
Baba Ocağı internet sitesine
her ay 5 milyon lira para verilmiş.
Enver Aysever: Baba Ocağı internet sitesine her ay?
Ali Haydar Fırat: Her ay.
Enver Aysever: 5 milyon lira para verilmiş. Yani yılda 60 milyon yapar.
Ali Haydar Fırat: Aynen öyle. Ve bu sitenin şu anda Twitter'da 2.500 takipçisi var. Ben haberini görmedim bugüne kadar, hayatımda haberine denk gelmedim. Orada çalışanlar geldiler, işte "Sizinle röportaj yapmak istiyoruz" dediler.
Ben dedim ki "Ben ilk defa duydum böyle bir kurumu" falan filan. Ama dedi işte "Biz partiliyiz, yakın ilişkilerimiz var" şudur budur falan deyince orada bir araştırma yapma gereği duydum ve her ay 5 milyon verildiğini duydum.
Sosyal medyada bu troll ağları üzerinden inanılmaz bir para gönderiliyor. 770 milyona yakın bir para ödenmiş sosyal medyaya.
Enver Aysever: Nedir, nasıl gönderiliyor? Kişilere mi? Ali Haydar Fırat: Belli şirketler var, o şirketler ve kişiler üzerinden yapılmış.
Hani bugün herkese saldıran, küfreden ağırlıklı olarak bizim 2 milyon data üzerinden yaptığımız analizde 34 bin böyle hesapların olduğu, yani önemli hesaplarda, sosyal medyada önemli hesaplarda bunların 201 kişilik gruplara ayrıldığı, 201 kişilik gruplarla birlikte yapay zekayla birlikte kişilerin belirlendiği...
Örneğin işte senin adını giriyorlar, Enver Aysever diyorlar.
Sen bir tweet attığında ya da bir paylaşım yaptığında altına binlerce, on binlerce, milyonlarca küfür ve hakaret geliyor. Böyle bir algoritma üretilmiş. Dolayısıyla...
Enver Aysever: Bunu Burhanettin... Bunu Burhanettin Bey'in başkanlığında yapıyorlar, öyle mi? Ali Haydar Fırat: Bunu onun başkanlığında, bunu İBB Başkanlığı'nda dolayısıyla yani tek bir tarafta değil, İBB üzerinden bugün...
Şimdi ben iki tarafı da çok iyi biliyorum. Yani iki tarafta ne olduğunu... Enver Aysever: Bir dakika, bu "Hain Kemal" diye mesela şeylerde hemen başlıyor ya Özgür Bey gittiğinde.
Bunlar gerçek insan değil mi? Oradan birisi söylüyor, topluluk mu katılıyor? Ali Haydar Fırat: Yok, tamamen... Tamamen üretilmiş bir şey. Yani hem Ekrem İmamoğlu ekibinin hem Özgür Özel ekibinin birlikte ürettiği ve birlikte dolaşıma soktuğu. Burada birinci mesele şuydu, birinci strateji şuydu: Önce bu "Hain Kemal" sloganı çıkarıldı ve Kemal Bey'in tırnak içinde itibarının yerle bir edilmesi... Zaten Kemal Bey iki 2,5 yıl...
MHP’li Osman Durmuş haklıymış
TEI Genel Müdürü Faruk Akşit diyor ki…
Türkiye’den kök hücreleri çaldılar, götürdüler. Türk milletinin genetik yapısının haritasını çıkartıyorlar. Sadece Türk milletine etki edecek silah yapabilirler.
Yaşı müsait olan herkesin bu açıklamayı okurken aklına Osman Durmuş isminin geldiğinden adım gibi eminim.
Yıl 1999.. DSP-MHP-ANAP koalisyonu işbaşında. Osman Durmuş da MHP’li Sağlık Bakanı olarak her gün manşetlerde.
Türkiye büyük bir deprem yaşamış… ABD insani yardım amacıyla hastane gemiler yolluyor.
MHP’li bakan “İhtiyacımız yok” diyerek bu gemilere hasta yollamayı reddediyor.Yunanistan’dan gelen yardım desteğini elinin tersiyle itiyor.
Gazeteler gün aşırı Sağlık Bakanını istifaya davet ediyor!
Öyle ya.. Sen koskoca ABD’nin hastane gemisine nasıl karşı çıkarsın? Ne zararı olabilir ki Sam Amca’nın gemilerinin Türk insanına!
O sıralar Türkiye gündeminde deprem dışında Oktar Babuna adlı bir de doktor var.
Gazetelerde sürekli Babuna’nın kan kanseri olduğu ve tedavisi için ilik nakli gerektiği yazılıp, çiziliyor. Ve bir kampanya başlatılıyor.
Tam 160 bin ünite kan örneği toplanıyor. Sonra ne mi oluyor? 120 bin ünite kan örneği ortadan kayboluyor!
Dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş bu kampanyaya da karşı. Ama medyanın karşısında o yıllarda kim durabilir ki! Kimse dinlemiyor bakanı… Ancak kanlar kaybolunca soruşturma başlatılabiliyor.
Ve Durmuş kameraların karşısına geçerek 2026 yılında bile hatırlanmasını sağlayan o konuşmayı yapıyor: “ Oktar Babuna için gerçekleştirilen kampanya sonrası gen haritamız çıkarıldı. Muhtemel bir savaşta genlerimize duyarlı virüs üretip Türk askerinde savaşacak güç bırakmayabilirler.”
Aradan tam 27 yıl geçti. 1999’da medyanın dalga geçtiği, hedef gösterdiği Durmuş’un anlattıklarının komplo teorisi olmadığı 2026’da ortaya çıktı. Bknz: TEI Genel Müdürünün açıklamaları…
O günün hala hayatta olan medya elitlerine çağrımdır. Osman Durmuş’tan özür dileyin.
Vahim iddia!
Parti Gurup Yönetimlerinin ihtiyaçları için o partinin Milletvekillerinin maaşlarından para kesilir.
Tabii benden de kesildi.
Bir de acil işlemler için örneğin; Anayasa Mahkemesine itiraz için gerekli olur diye milletvekillerinden boş kâğıda imza alınır.
Tabii ben de imza attım.
Ama aklımızın en ücra köşesinden bile, partimiz @herkesicinCHP'nin yöneticilerinin imzalarımızı banka işlemlerinde kullanılacağı aklımızın ucundan geçmezdi.
Ve hiçbir partide bu olmadı.
Şimdi öğrendik ki; Özel ve arkadaşları boş kâğıtlara atılan imzaları kullanarak bankaya yatan milyar lira milletvekillerinin kesintilerini çekerek gitmişler.
Dediğim gibi bunlara devlet teslim edilemez.
@yenipartiyiz