Arkadaşlar eğer bir gün benden hiç beklemediğiniz kadar büyük bir hata yaparsam, hayal kırıklığına uğramadan önce kendinize şunu sorun: “Ya bu bir planın parçası ise?”
Biz kendi çocuklarımız kadar bu fotoğraftaki çocuğun da geleceğini düşündük... istedik ki hiçbir çocuk aç yatmasın, babalar intihar etmesin, genç kızlar onlyfans açıp kendini, pazarlamak zorunda kalmasın, sevdiği insanla paylaşacağı güzelliğini üç beş kuruşa satmasın, 80 yaşındaki teyzeler pazar bitiminde çürük domates toplamasın, tarikat yurtlarında çocuklara tecavüz edilmesin, kadınları yolda Afganlar taciz etmesin. Ama olmadı. Biliyorum bu kelimeler siyasi tercihinizi değiştirmeyecek, biliyorum siyasetin sol kanadına da oynasanız bu görüntü yine değişmeyecek ama şunu da biliyorum ki Slovakya gibi, Macaristan gibi topraklarından su dışında bir şey çıkmayan ülkelerde bile belirli bir refah sağlanabiliyorsa, çevresi bizden daha büyük düşmanlarla çevrili ülkeler refahı yakalayabiliyorsa bizler de yapabiliriz. Her şeyin sokaklarda olmasını kabul edebilirim. Başıboş göçmen, köpek, çöp ama çocuklar sokakta olmamalı. Sokakta büyüyen bir Türk çocuğu şu afişle yan yana gelmemeli. Afişlerde meydana getirdiğimiz sanal şefkati sosyal adalette yansıtamazsak mutluluk sadece propaganda resimlerinde, devletin kucaklayıcı gücü ise ordunun hangarlarında kalır. Silahlarımızı üretmemiz, milli savunma sanayimiz elbette çok güzel ve onur duyuyorum. Bundan onur duymayanın kanından da ruhundan da şüphe ederim. Sonuna kadar da destekliyorum. Ama bunları inşa ederken bu çocukların kaderlerinden çalmadan yapabilmeliyiz. 1991 yılında resmen yıkıldığı sırada Sovyetlerin hangarında geliştirme aşamasında 300'den fazla çeşit hava aracı, suda giden suikast yunus denizaltıları ve envai çeşit envanter vardı. Bu envanterin hiçbiri Sovyetlerin yaşamasını sağlamadı. Geriye boş bir kasa ve hikayesini bitirmiş bir imparatorluk kaldı. Sovyet halkları 1990'larda çevre ülkelere bavul ticareti ile giderken eski onurlu ve büyük günlerini de geride bırakarak gittiler... Kızılordu madalyonları Beyazıt'ta bir günlük harçlığımla alabileceğim kadar ucuzdu. Türkiye'ye gelen kimi göçmenler altın dişlerini satıyordu. Kimileri profesör, kimileri edebiyatçı ve kimileri de ev hanımı olan o insanlar bu topraklara bir ümitle geldiler ve bize bir ibret olarak Allah onları gösterdi. Gençliğimin en enerjik günlerinde üniversite binamın karşısında onların o koskoca bavulları taşımasını izledim. Mesleği fahişelik olmadığı apaçık belli olan o kadınların utanarak yere bakan gözlerle tramvay yolu kenarında müşteri beklemesini izledim. Kimisi bavulu tükenene dek malını, kimisi bedeni tükenene dek etini sattı... Birçoğumuz onlara "nataşa" dedi. Ahlaksızca kullanılan bu kelimeyle bir terbiyesiz tarafından şarkılar bile yapıldı bu ülkede. Hiçbir tekke, tarikat ve hiçbir zengin o insanlara sahip çıkmadı. Cami cemaatleri gavur da olsa o insanlara sahip çıkıp onları Türklükle kucaklamadı. 1300'lerde Balkanlarda zulümden, fukaralıktan kurtardığımız, kapılarına dervişlerle kumanya bıraktığımız, gavur da olsa şefkati ve Türkün diriltici nefesini verdiğimiz insanları "nataşa yataşağa" diye aşağıladık... Türklüğün adı kaldı. İçi zaten uzun süredir bomboştu.
Şimdi ise sadece silahlara bakarak silahından başka hiçbir şeyi olmayan Sovyetler gibi wargasm ile daha fazla yükselemeyiz. Fazlasını da başarabiliriz. Türk dendiğinde akla artık refah da gelmeli, estetik, temiz şehirler de gelmeli. Bolluk gelmeli, liyakat gelmeli, barış gelmeli. Türk, elini değdirdiği taşı sanat eserine, bastığı çöl ve bozkırı cennete, dokunduğu yetimi öğretmene, alime çevirebilmeli. Aşağıdaki yavrucaklarla dolu bir şehirde yaşayıp bir kere onları satırlarına taşımamış olan ve hala milliyetçiyim diyebilenler darılmasın ama ben burada düz konuşuyorum. Bu görüntü devam ettiği sürece yurt dışına kaçıp Türkiye'nin aleyhine çalışan ve bu toprakların kustuğu her düşmanın eline silahı biz veriyoruz. Seçimde ne yaparsanız yapın ama şu görüntüler bitsin. Çocuğumu bakkala bile göndermeyen ben, 3-5 lira kazanması için onu onca tehdidin, tacizcinin, trafik kazası ihtimalinin, hayvan ısırmasının önüne atabilen bir aileyi de sorguluyorum. Ama buna izin veren ülkeyi ve kurallarını daha fazla sorguluyorum. Çünkü devlet, anadan fazla ana olmasa da babadan fazla baba olmalıdır. Benim gibi düz konuşup sorgulayanlara tepki verenleri, beni sözüm ona mimleyip "muhalif bu" diyenleri görmüyor muyum? Görüyorum. Peki takıyor muyum? Hiç takmıyorum. Çünkü milli hislerle konuşan kimsenin Allah'tan ve esir ülke olmaktan başka korkusu yoktur.
Milletlerin bayrakları düşmeden önce ahlak düşer, liyakat düşer, sosyal adalet düşer. Bayrak aslında en son düşendir. Siz sanırsınız ki bayrak düşünce ülkeler düşüyor... hayır. Milleti sokaklara düşmüşse bayrak düşmüş gibi önemsemeniz gerekir. Çünkü her çocuk bir bayraktır. Çünkü her çocuk gelecekte ülkesini ve kültürünü emanet olarak taşıyacak bir vatansever adayıdır. O bayraklar düşmemeli.
Selam (barış, huzur demektir)
Selam ve sevgi üzerinize olsun.
Cuma namazı sırasında "28 Mayıs akşamı için şarjörlerimi doldurdum bekliyorum" diyen imamla ilgili yeni görüntüler ortaya çıktı.
İmama tepki gösteren bir vatandaş camideki bazı şahıslar tarafından yaka paça dışarı çıkarıldı.
İzmir Konak, İstanbul Kadıköy, Diyarbakır... yüzlerce kişinin kuyruklarda bekleyip oylarını işletmeye çalıştıkları merkezlerin ortak özellikleri belli. Bu insanların bu gecesine, milletin yarınlarına eziyet. Bunun bir örneği daha var mı dünyada...?
bence planları bu saatlerde kazandıklarını açıklayıp kutlama yapmaktı ancak anadolu ajansı manipülasyonu ve akp'nin itiraz taktiğine rağmen erdoğan'ı %50 üstünde gösteremediler. bu şekilde engelleyemeyecekler. her geçen dakika kılıçdaroğlu lehine.
Veri akışı çok yavaşladı. Örneğin Van’da tahminen 600 binden fazla oy kullanıldı ama milletvekili oylarının göründüğü sisteme yaklaşık 150 bin oy işlendi.
AKP’li müşahitler geride oldukları sandıklara itiraz ettiği için Kılıçdaroğlu’nun önde olduğu veriler sisteme henüz girilmedi.
Hem okullarda hem il seçim kurullarının önünde torbaları teslim etmek için sıralar oluştu.
Bu seçimde iktidarın yeni taktiği Millet İttifakı’nın ezici çoğunlukta olduğu sandıkların sisteme mümkün olduğu kadar geç girilmesini sağlamak. Kılıçdaroğlu’nun yüksek çıktığı sandıklara sistematik olarak itiraz ediyorlar. Bu sandık sonuçları bir türlü sisteme giremiyor
Yine ve yeniden algı çalışmalarından beslenen bir seçim gecesindeyiz...
Ama yemezler, çünkü biz bu filmi daha önce çok izledik.
Milletimizin verdiği her bir oyun sonuna kadar peşindeyiz!
Sabaha kadar buradayız!
Merak etmeyin; güneş yerinde her şey yolunda!
KAZANIYORUZ! 🫶🏻☀️
🔴#SONDAKİKA - Kılıçdaroğlu'nun Diyarbakır'da aldığı oylar YSK sistemine yüklenmiyor.
Yüzlerce sandık görevlisi Diyarbakır adliyesi önünde bekliyor.
Kılıçdaroğlu, Diyarbakır'da %72 oy almıştı. (Halk TV)
Halk TV muhabiri Ferit Demir, Diyarbakır'dan bildirdi
"Diyarbakır'da Kılıçdaroğlu yüzde 72 civarında oy aldı. Diyarbakır seçim sonuç verileri YSK sistemine yüklenmiyor. YSK önünde uzun kuyruklar oluşturmuş durumda ve kuyruk giderek uzuyor"
Yüzde 60'lar ile başlayan kurgu şu anda 50'nin altına düştü. Sandık müşahitleri ve seçim kurullarındaki görevlilerimiz bulundukları yerden asla ayrılmasın. Bu gece uyumayacağız Halkım. YSK'yı uyarıyorum, illerdeki veri girişini sağlamak zorundasınız.
1- Anadolu Ajansı nasıl manipülasyon yapıyor? Ekran delilleriyle ortaya koyalım. Hürriyet ekranından anlatalım. Ankara'nın verilerini örnek alalım. Ankara geneli açılan sandık oranı yüzde 41.47.
Resmi olmayan sonuçlara göre, saat 20.20 itibarıyla; Ankara’da Cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların adaylara göre dağılımı şöyle:
Açılan Sandık: Yüzde 28,3
Kemal Kılıçdaroğlu: Yüzde 49,44
Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 44,12
Sinan Oğan: Yüzde 6,13
Muharrem İnce: Yüzde 0,32
Demokrasi kahramanlarımıza seslenmek istiyorum. İmzalı son sandık tutanağı teslim edilene kadar, ne olursa olsun asla sandıkların başından ayrılmayın. Millet iradesinin tam ve doğru biçimde tecelli etmesi sizin kararlılığınıza bağlı. Göreceksiniz, yorgunluğunuza değecek. 🫶🏼