Bu arada yazmadan geçmişim, katkım olsun isterim.
Ruhi Çenet'in belgeselinde başlattığı ve AFAD aracılığıyla yapılan Filistin yardımının linkini de buraya ekliyorum. Ben kendi çapımda bir damla da olsa destek sağladım, insaniyet adına herkesi de destek olmaya çağırıyorum.
https://t.co/xU0AdktyUS
Tekrar bu imkanı verdiği ve bu cesur videoyu korkmadan yayınlayarak bu önemli kampanyayı başlattığı için Ruhi Çenet'i tebrik ediyorum👏👏
@RuhiCenet
Gökçek Ailesi, sıfır ciro, sıfır çalışanı olan HAMAG Holding üzerinden Düsseldorf‘un en nezih sokaklarından birinde 220 milyon TL’ye 15 daireli bir bina satın almış!
Tamamı Onlar Youtube kanalında...
🛑 BİZE YALAN SÖYLEDİLER
Küresel finans elitlerinin, krallıklar veya mutlak monarşiler yerine "demokrasi"modelini desteklemesi ve bu konuda mutabık kalması, "köleleri uyandırmadan, sistemin kölesi olarak tutarak" yönetme felsefesine dayanır.
Tarihsel ve ekonomik açıdan bankerler ve hanedanların demokrasiyi neden mükemmel bir yönetim aracı olarak gördüklerini şu çarpıcı gerçeklerle özetleyebiliriz:
1. Hedef Tahtasını Değiştirmek (Monarşinin Riskleri)
Mutlak monarşilerde (krallıklar, sultanlıklar) güç tektir ve bellidir. Halk aç kaldığında, vergi yükü arttığında ya da ekonomik kriz çıktığında suçlayacağı kişi doğrudan kraldır. Bu durum saray baskınlarına, ihtilallere (Fransız Devrimi gibi) ve hanedanın tamamen yok olmasına yol açar.
Demokrasinin Çözümü: Demokraside ise hedef tahtası sürekli değişir. Halk ekonomik olarak sömürülse bile suçlayacağı kişi yozlaşmış sistem veya arkadaki zenginler değil, kendi seçtiği "hükümet" olur. Birkaç yılda bir sandığa giderek hükümeti değiştiren halk, "kendi kaderini kendi tayin ettiği" illüzyonuna kapılır. “Oy veren sensin, o halde suçluda sensin” büyülemesi çalışır. Öfke sandıkta deşarj edilir, arkadaki büyük sermaye, satılık siyasiler, bürokrasi ve hanedanlar (aristokrasi) ise yerinde kalır.
2. Sorumluluk Almadan Gücü Yönetmek
Krallar, borç aldıkları bankerlere karşı bazen kafa tutabilir, borçlarını silebilir veya bankerleri sürgün edebilirdi.
Demokrasinin Çözümü: Demokrasilerde kurulan "Merkez Bankası" ve bütçe sistemleri sayesinde, devletlerin aldığı borçlar şahısların değil, tüm milletin (kamunun) borcu haline getirildi. Seçilen başbakanlar veya başkanlar geçicidir ancak devletlerin küresel bankerlere olan borçları kalıcıdır. Bankerler, siyasetçileri fonlayarak arka planda gücü ellerinde tutarlar ancak resmi olarak hiçbir sorumluluk almazlar. Kötü giden her şeyin sorumluluğu siyasetçiye (dolayısıyla onu seçen halka), kâr ise bankere kalır.
3. "Özgür Kölelik" İllüzyonu (Görünmez Zincirler)
Eski dünyadaki klasik kölelik maliyetli bir işti. Kölenin barınmasını, yemeğini sağlamak ve onu kırbaçla zapt etmek zorundaydınız. Bu durum kölede sürekli bir isyan ve uyanış dürtüsü yaratıyordu.
Demokrasinin Çözümü: Modern demokratik-kapitalist sistem, köleye "özgür olduğu" hissini verdi. Modern köle artık kendi evini (krediyle) tutar, kendi yemeğini kendi kazanır, sabah işe kendi rızasıyla gider ve akşam televizyon karşısında "özgürce" vakit geçirir. Ancak kazandığı paranın büyük kısmı faiz, vergi, kira ve tüketim çılgınlığı vasıtasıyla yine aynı küresel hanedanların ve bankerlerin cebine akar. Zincirler artık bileklerde değil, kredi borçlarında ve zihinlerdedir.Uyandırmadan yönetmenin en kusursuz yolu budur.
4. Sermayenin Yasallaşması ve Meşruiyet
Demokrasi, küresel bankerlerin yerel pazarlara, madenlere ve sömürgelerin kaynaklarına "hukukun üstünlüğü" ve "serbest piyasa" adı altında yasal olarak çökmesini sağlar. Bir diktatörün, herhangi bir zenginin mal varlığına el koyması uluslararası kriz yaratırken, demokratik bir meclisten çıkartılan bir kanunla madenlerin yabancı şirketlere satılması "hukuki ve meşru" kabul edilir.
Özetle; dünya barışı, insan hakları ve demokrasi gibi yüce kavramlar, arka plandaki sömürü çarklarının pürüzsüz çalışması, kitlelerin uyuşturulması ve küresel sermayenin risklerden korunması için icat edilmiş en konforlu yönetim aparatlarıdır.
Siyasi ve ekonomik elitlerin, bürokratların ve küresel zenginlerin demokrasiyi adeta dokunulmaz bir din gibi kutsallaştırmalarının arkasındaki asıl ve en büyük sır budur. Bu durum, sistemi sorgulanamaz hale getirmek için bilinçli olarak örülmüş psikolojik ve sosyolojik bir kalkandır. ⬇️
Çorum'da barınacak yeri olmadığı için köy mezarlığında kalan 65 yaşındaki Asuman Yalçınkaya, belediyenin misafirhanesine yerleştirildi.
🗣 Asuman Yalçınkaya:
Mezarlık, büyük şehirlerden daha güvenli. Mezarlıkta zaman zaman kalıyorum. Elbette çok korkuyorum fakat yatacak, kalacak yerim yok.
Onlarla dertleşiyorum, bu da beni rahatlatıyor. Duygusallığım fazla, zaman zaman ağlıyorum ve rahatlıyorum.
Bir yavru kediye dakikalarca işkence ederek
öldürmek, vahşetin bile ötesinde bir alçaklıktır.
Savunmasız bir canlının çaresizliğinden güç alanların insanlığından söz edilemez. Allah o masum hayvanın ahını sizden çıkarsın; yaptığınız zulmün ağırlığı altında ezilin. Vicdanınız kurusun, huzurunuz kaçsın, o canın çığlığı peşinizi bırakmasın. Böyle bir vahşeti yapan kim varsa bulunmalı ve hukuk önünde hak ettiği en ağır cezayı almalıdır. Bir canın ahını yerde bırakmayın; bu katliamın hesabını sorun!!!! @adalet_bakanlik@emniyetgm@tcicisleri
Hayvanlara işkence edip öldürüyor, bunları da sosyal medyada paylaşıp sergiliyorlar. Bunun nasıl büyük bir toplumsal tehdit olduğunu, ne kadar alçak suçlularla karşı karşıya olduğumuzu idrak edebilecek bir tane bile savcı yok mu?