kendim için hayat felsefesi yaptığım iki söz var; ilki Heraklitos’a ait “her şey akar.” ikincisi ise Voltaire’e ait “kendi bahçeni ek.” sözü. ilki hayatta hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, her şeyin geçtiğini; ikincisi ise kendim için sadece kendimin bir şeyler yapabileceğini, kendi hayatımı kendimin anlamlı kılabileceğini hatırlatıyor.
Gerçekten o kadar iyi geliyor ki yaklaşık yedi ay oldu kapatalı kafam rahatladı. Sürekli bir kıyas haline sokuyor insanı. Sanki herkes çok mutlu da sen geride kalmışsın. Onlar hayatı yaşarken sen dışarıda seyirci olarak kalmışsın gibi geliyordu. Yetersizlik hissi tavan yapıyordu.
Yaşlandıkça anlıyorum. İnsanların neden bir saksının başına, mayalanan hamura, kalın bir kitabın sayfalarına ve kimseye haber vermeden çıkılan o uzun yürüyüşlere sığındığını daha iyi anlıyorum. Hayat sıkıcı olduğu için değil. Tam tersine, hayatın ne kadar gürültülü olduğunu fark ettiğin için. Gençken hep daha fazlasını istersin. Daha hızlı, daha yüksek, daha kalabalık. Sonra bir gün durmak istiyorsun. Toprak sabretmeyi öğretiyor, hamur beklemeyi, kitap dinlemeyi, yürüyüş ise unuttuklarını hatırlatıyor.
Artık büyük zaferler değil, küçük ve sakin anlar peşindeyim. Bir tohumun çatlaması, fırından gelen koku, rüzgarda biten bir yol... Meğer huzur, insanın kendine verebileceği en pahalı hediyeymiş.
Yaş aldıkça da mı bu farkındalık oluşuyor bilmiyorum ama bazı eşiklerden geçtikten sonra etrafındaki kalabalıkları eksiltmeye, sesleri kısmaya, karmaşayı düzenlemeye çalışıyorsun. Sadelik ve yalnız kendilik isteğiyle başbaşa kalmak istiyor insan.
Yaş aldıkça , insanların neden köylere, okumaya ve uzun yürüyüşlere, sessiz ortamlara çekildiğini daha iyi anlıyorsunuz. Hayat sıkıcı olduğu için değil. Huzur değerli hale geldiği için…
'Yürü Ya Kulum' şarkısını seslendirdikten sonra Salih Bademci'nin bir tiyatro oyunu olsa da katılsaydım diye içimden geçirmiştim. Hayır kapılarının ne zaman açık olacağını bilemezsiniz işte. Sonra su haberin karşıma cıkışı peki. Allah'ım n'olur turne olsun lütfen 🤲