"Beş yıl morgda görevli bir arkadaşım var. Binlerce beden gördü. Trafik kazaları, intiharlar, cinayetler…
Ona sordum:
'Seni en çok etkileyen ne oldu?'
'Yaralar değil, hep sıradan olanlar aklımda kalıyor.' dedi:
👉 25 yaşında genç bir kız. Hiçbir yarası yok, sanki uyuyor. Yanında küçük bir not: “Anne, affet.”
👉 40 yaşında takım elbiseli bir adam. Cebinde kızının fotoğrafı: “Dünyanın en iyi babası.” Spor salonunda kalp krizi.
👉 Yaşlı bir kadın. Ellerinde kırışıklıklar, tırnaklarında torununun bir gün önce yaptığı desenli manikür.
👉 25 yaşında bir delikanlı. Çantasında ders kitapları ve kız arkadaşına alınmış bir yüzük. Evlilik teklif etmeye hazırlanıyordu.
Hepsinin ortak noktası neydi?
Planları vardı.
Sinema biletleri, yarım kalmış mesajlar, 'ekmek, süt, doğum günü için çiçek' yazan alışveriş listeleri…
Arkadaşım dedi ki:
'Zamanla bedenlere alışırsın ama yarım kalan hayatlara asla alışamazsın. O an anlıyorsun ki yaşamla ölüm arasında sadece bir nefes var.'
Ölüm haber vermez. Sıradan bir günün, sıradan planların tam ortasında gelir.
O yüzden ben her sabah kendime soruyorum:
- Ya bugün son günümse?
- Kimi kırdık ? Kimi incittik ? Hangi adımı erteledim..
- Ve en önemlisi döneceğimiz
ebedi hayata, alemleri yaratan Yüce Rabbimize olan kulluk borcumuzu ne kadar ödeyebildik ?
Mevlâm cümlemizi salih âmel üzere yaşayıp, kâmil bir mümin olarak son nefesimizi vermeyi nasib eylesin
Âmîn."
(Alıntıdır)
Bu çağdaki en büyük iki kaybımız utanma hissi ve pişmanlık hissidir.
Utanma duygusunu yitirince insanın ar damarı çatlıyor, hiçbir şeyden çekinmiyor, yüzü kızarmıyor.
Pişmanlık hissini yitirince insan yanlışlarına üzülmüyor, tövbe etmiyor, kendisine çeki düzen vermiyor.
Ne kadar hayati bir tavsiye: "Kimsenin hakkınızda çok şey bilmediği bir hayat huzurludur. Bu durumda kendinizi sürekli açıklama, savunma ya da başkalarının önyargılarıyla mücadele etme yükünden kurtulursunuz."
YÜKLERDEN KURTULMANIN 4 FORMÜLÜ:
- Kimsenin takdirine muhtaç değiliz.
- Kimseye izahat vermek zorunda değiliz.
- Kimseye kendimizi ispat etmek zorunda değiliz.
- Kimsenin, doğru bildiğimiz konuda eleştirilerine kulak asmak zorunda değiliz.
Rabbimiz Allah'tır, O ne derse o!
Ladikli Ahmed Ağa'ya "Aşağı köyde sizin hakkınızda çirkin şeyler söylüyorlar, neden sessiz kalıyorsunuz?" diye sormuşlar.
O da şu çarpıcı cevabı vermiş: "Allah'ın defterinde güzel miyim, ben ona bakar��m. Kul iyi demiş kötü demiş, kendini der."
Arapça güzel bir vecize var:
صديقك من صَدَقك لا من صَدَّقك
Anlamı şöyle:
Dostun sana doğruyu söyleyendir, senin her dediğini tasdik eden / onaylayan değildir.