Üsküdar Belediye Başkanı #SinemDedetaş TUTUKLANDI..
Savcılık, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Sinem Dedetaş’ın Özel Kalem Müdürü Alihan Koçoğlu, Mimar Burçin Çevik ve Müteahhit Bülent Orhan Tozkoparan'ı tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk etmişti. Tutuklandılar.
Adli kontrolle Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilen Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü ve İş takipçisi Adem Altuntaş serbest bırakıldı.
ÇIPLAK ARAMA, ÇOCUKLARIYLA TEHDİT...
Dünden beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum. Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15 ay sonra hakim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz.
Gözaltına alınırken geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün.
"Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar, ben hemen onları görünce şeyde ekranda, Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
POLİSLER 'CİNAYET MASASINDAN GELİYORUZ" DEDİ, KIZLARIM AVAZ AVAZ AĞLIYORDU
İşte çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedim ki "Kaşe var mı" dedim. "Ne kaşesi" dedi. "Şirket kaşesi" dedim. "Yoo" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
'ÇOCUĞUMA BİR BARDAK SU BİLE VEREMEDİM'
Yani hani delil karartma meselesi ve hani çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten ama o kadar hani tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç göremeyeceğim ama çok insani olan bir yanında polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim.
EMNİYETTE ÇIPLAK ARAMA
“Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi.
'FATOŞ ÇOK ÇIĞLIK ATIYORDU'
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
SAVCI: FATOŞ ŞİMDİ AĞLARSIN BÖYLE KARŞIMDA
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağl��yorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
SAVCI: Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
'BEN HİÇ KİMSEYE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM'
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. "
Bu bayram için sevgili @BuketUzuner ile bir kutlama hazırladık sizin için. "Kız Neşesi" kitabı üzerine konuşmak için oturduk, laf lafı açtı, güzel bir bayram sohbeti oldu.
İzlemek için: https://t.co/xh71gTXITr
Dinlemek için: https://t.co/mOJvP9RqME
Sevgili dostlar, adını ne burada ne yayınlarımda anmaya tenezzül ettiğim bir şey(!) "CHP'den para aldığımı ve bunun için yaşanan kayyım rezaletini eleştirdiğimi" yazmış. Gazeteci görünümlü çantacı- iş takipçileri de bunu alıntılamış. Elbette dava açıp hesabını çatır çatır soracağım.
Hayatım boyunca hiçbir siyasi partiden, partiliden, para almadım. Bu, bunu iddia eden paralı ahlaksızların asla anlayamayacağı ama benim için olmazsa olmaz bir kuraldır: Çünkü, siyasiden para alan, talimat da alır. Bana o talimatı verecek kişi daha doğmadı!
Çıtayı daha da yükseğe koyayım hatta; bırakın para almayı bir tane -herhangi bir siyasi görüş ya da partiden- siyasetçi "Ben O'na yemek ısmarladım" desin ve ispatlasın gazeteciliği bırakırım!
Haysiyetimi, adımı sokakta bulmadım kimseye de çiğnetmem!
Hukuk önünde hesap vereceksiniz!
ÖNEMLİ NOT: Okuyan sevgili dostlarım, bu pek yaptığım bir şey değil ama hepinizden bu açıklamayı RT yapmanızı rica ediyorum.
Madencinin hakkı o zaten, tabiki alacak. Açıklanması gereken şey bu hukuksuzluğu yapan patrona karşı atılacak adımlar. Binlerce ruhsatı nasıl almışlar, o işletmelerde daha kaç işçinin hakkı yeniyor? Bunları anlatacaksınız bize.
https://t.co/02xsLnrKF0
Salt madencinin meselesi değil bu, işçinin maaşını vermemek ne demek?
Hakkaten yeter artık #MadencininHakkınıVer
Dayanışma kazanacak.
#MadenciKazanacak
https://t.co/OSiIORQt0a
Şaka yapanı, espriye güleni,şarkı sözü yazanı,sahne şovu yapanı tutuklamak, en temel haklarından mahrum bırakmak başka bir boyut artık. Bekaa diye diye yıllarımızı yediler şimdi de hassasiyet çıktı.
Hiçbir eleştiri dikkate alınmaz.
"Mukadderat " denir, tek bir sorumlu çıkmaz.
Toplum vicdanını rahatlatacak, doğru dürüst bir soruşturma olmaz.
Yeter artık diyoruz ama yetmiyor, hep bir yenisi geliyor.
Bugün de orman yangınında 10 canımızı kaybetmek çok acı ve bunun izahı yok.
YENİ BAŞLIYORUZ!
Tüm Türkiye bu yasanın neden geçtiğini artık biliyor. Mücadelemizin haklılığını milyonlar sahipleniyor.
Şimdi Anadolu'nun her yerinde bu ateşi harlama vaktidir. Tüm köylerimize ulaşacak, her yerde anlatacağız. Bu yasayı tarihin çöplüğüne gömeceğiz!
Toplumumuzun ortak vicdan çağrısını defalarca yineledik:
Mehmet Murat Çalık Başkanımızın yaşam hakkını geri verin dedik.
İki kez lösemi atlatmış, hastalığı nüksetme tehlikesi bulunan, anjiyo olan Mehmet Murat Çalık Başkanımızın tahliye talebi reddedildi.
Bu yapılan apaçık zulümdür.
Ortada hâlâ bir iddianame bile yokken, kaçma riski bulunmayan bir siyasetçinin hayati tehlikesi devam ederken ısrarla cezaevinde tutulması, artık en temel yaşam hakkının açıkça ihlalidir.
@mmuratcalik’ın derhâl tahliye edilmesi gerekiyor. Bu kadar ağır bir hak ihlali karşısında, tüm muhalif kamuoyunun sesini yükseltmesi ve bu adaletsizliğe birlikte karşı çıkması lazım. @herkesicinCHP@iyiparti@DEMGenelMerkezi@GelecekPartiTR@zaferpartisi@SaadetPartisi@rprefahpartisi@devapartisi