1/ Bir komedyen sahnede yaptığı espriler yüzünden tutuklandığında herkes bunun yeni bir şey olduğunu sanıyor. Değil. Mizahın tarihi aslında iktidarla pazarlığın tarihidir. Kısa bir yolculuk yapalım.
İletişim fakültesinde okuyan gençlere tavsiyem şu. Az teori çok gözlem. Kahvehanede oturun, pazarda dolaşın, otobüste kulak kabartın. Kuram kitapta değil sokakta test edilir.
Kral Lear'da herkes krala yalan söyler. Bir tek soytarı doğruyu söyler çünkü kimse onu ciddiye almaz. Shakespeare mizahı dört yüz yıl önce özetlemiş. Ciddiye alınmamak bazen bir zırhtır.
1/ Bir komedyen sahnede yaptığı espriler yüzünden tutuklandığında herkes bunun yeni bir şey olduğunu sanıyor. Değil. Mizahın tarihi aslında iktidarla pazarlığın tarihidir. Kısa bir yolculuk yapalım.
8/ Bugün Deniz Göktaş tutuklu. Gösterisi bir haftada milyonlarca kez izlendi. Tarih burada da tekrar ediyor. Mizaha yönelen her yasak, o mizahı büyütür. Buna Streisand etkisi diyoruz. Halbuki Aristofanes bunu iki bin dört yüz yıl önce keşfetti
Malum Deniz Göktaş tutuklandı.
Geçmişe bir dönelim.
Aristofanes'e dava açıldı, Nesin'e dava açıldı, Karagöz perdesi kapatıldı. Hepsinden geriye büyüyen bir yazar/düşünür ve küçülen bir karar kaldı. Tarih tekerrür etmez derler, mizah konusunda hep etti.
Sessizlik bir iletişimsizlik değil, en güçlü ifade biçimidir. Sürekli konuşmaya, paylaşmaya, tepki vermeye zorlanan bir çağda susmak neredeyse bir isyandır. Konuşmak kolaydır, asıl cesaret susabilmektir.
@metropolmedya_ Aslında ikisi de aynı şeyi yapıyor. Sadece sosyal pozisyonları farklı. Biri sağ, biri sol.. Sağdan kendi mahallesine eleştiri gelince ehehe bizim çocuk denir.. diğer laf ederse tü kaka..
Öfke viral olur, hakikat olmaz. Algoritma bizi ekrana bağlamak için var. Bizi en çok kızdıran en çok yayılır, böylece toplumun ruh hali birkaç mühendisin insafına kalır.
Aktivizmin paylaşılabilir olanı çoğu zaman en etkisiz olanıdır. Bir gönderiyi yeniden paylaşmak vicdanı yatıştırır ama hiçbir şeyi değiştirmez. Görünür dayanışma bazen eylemin değil, eylemsizliğin kılıfıdır.
Sennett kamusal insanın çöküşünden söz ederken bir kaybı anlatıyordu. Rol yapmayı bıraktığımız, her yerde kendimiz olmakta ısrar ettiğimiz an, mahremiyetle kamusalı birbirine karıştırdık. Mesafenin kaybı samimiyet değil, kabalıktır.
Zevk masum değildir. Neyi beğendiğin, hangi sınıfa ait olduğunun en sessiz itirafıdır. Estetik tercih dediğimiz şey çoğu zaman görgünün sınıfsal izlerinden ibarettir.
Özgün olmayı bir erdem sanıyoruz ama bu artık bir piyasa talebi oldu. Kendine sadık kalmanı buyuran sistem, o kendini de satılabilir bir markaya çevirdi. Samimiyet bugün en kârlı performans biçimidir.