Başkalarına dua edin içinizden..
Sokakta yürürken gördüğünüz, tanımadığınız yaşlı teyzeye, okula giden öğrencilere, evine ekmek götürmek için alın teri döken babalara, yemeyip yediren annelere, sağa sola yıkılarak yürüyen sarhoşlara, hak yiyen tüccarlara, emektar işçilere..
Geçmişte yazdığım bir yazıdan, #ramazan notu olarak yeniden alıntı yaptım.
Balkanlarda yok edilen camiler yeniden yapılabilir
Osmanlı’nın Balkanlarda, yeni vatan edindiği topraklarda bir mühür gibi yerleştirdiği binlerce cami vardı. Bazı uzmanlara göre sayıları on binden fazlaydı. Bunların bir kısmı dönemsel ve yöresel üsluba göre yapılmış orta halli cami ve mescitler iken bazıları ise çok ince zevkin ürünü, özel camilerdi.
Osmanlının çekilmesinin ardından bunların çoğunun ortadan kaldırıldığını, bazılarının kiliseye çevrildiğini veya kendi haline terk edildiğini ve birer harabeye dönüştüklerini biliyoruz. Çok azı ise işlevini koruyor. Özellikle Bulgaristan ve Yunanistan’da neredeyse tarihi camimiz kalmadı denebilir. Bir kısım bölgelerde onarımlara ve yeni cami yapılması konusunda Türk hükümetine izin verilse de, coğrafyanın büyük bir kısmında dokundurmuyorlar.
İşte tam da bu sebeple, oralarda yok edilen camileri aslına uygun olarak burada inşa edip yaşatabiliriz fikrini öneriyorum. Bu minvalle yeni camiler yaparken içine düşülen ikilemden ‘Sinan kopyası mı olsun, modern bir tarz mı?’ arayışından kurtulur, sonrasında gelen nisbet/oran, içerik ve anlama dair eleştirileri hafifletir, mabed yapımında farklı bir gelenek ve ufuk da oluşturabiliriz.
Üstelik sadece Balkanlar değil, Kafkasya’da, Oratadoğu’da, Kırım’da da yok edilen cami, medrese, kale vs. bazı özellikli eserlerimizi, Büyükşehirlerde yeniden canlandırabiliriz.
Mesela Taksim’e şu aşağıdaki camilerden birini kondursak çok anlamlı olurdu. Tıpatıp ölçülerle yapılması da şart değil, mevcut alana göre ölçülenebilir. İçinin dizaynı aynı olabilir fakat iç ve dış duvarlarındaki bazı bölümler için, en iyi yerli ve yabancı sanatkârlar davet edilip, bu alanlar en güzel el işçiliği örnekleri ile süslenebilir.
📷
Arnavutluk-Dıraç- Kaya Hatun Camii- Ortadan kaldırılmış.
(Francis Bedford 22 Şubat 1862)
📷
Selanik Saatli Cami – Yanarak yok olmuş
📷
Selanik Alaca (İshak Paşa ) Cami- Minaresi yıkılmış, cami kullanılamıyor.
Rekonstrüksiyonu (Yeniden) yapılan camilerin kitabelerinde veya özel bir bölümde; camiin banisinin geçmişi, yapım hikâyesiyle birlikte kısa bir fetih tarihçesi de yazılır, varsa fotoğraflar, belgeler koyulabilir. Sonra yıkılmalarına sebep olan olayların kısa tarihçesi, acı ama derslerle dolu tarih anlatılır. Böylelikle Türk-İslam medeniyet insiyakını canlandıracak başka bir alan açılmış olabilirdi.
Medeniyet; din, yazı, tarih, mimari, sanat ve tekniktir; mabedler ise bunların bütününü içine alan yapılardır. O nedenle mabed yaparken Allah’a ulaşma mekânı yapmış olmakla beraber tüm evrene de pek çok mesaj vermiş oluruz.
Yapılmış olanlar için bugün artık ne söylesek boş biliyorum, onlar açısından konu kapandı, ama yeni düşünülen, planlanan eserler için bu fikirlerimiz belki uygulanabilir diye bir umut benimkisi.
Valla bekar değilim, 62 yaşımdayım ama oğlum otizmli olduğu için 100 yaşına da gelsek biz ona bakmak zorundayız. Demem şu ki, hayatta sorulabilecek çok çeşitli sorular var dostum.
Herkesin hayatına kimse karışamaz arkadaşlar. 40 yaş üstü adamlar yuva kurmaktan korkmayan, 29 yaşından küçük eş bulursa evlensin. 30 yaş üstü kadınlar da yuva kurmaktan korkmayan, kendisinden küçük eş bulursa evlensin.
Bu içler dışlar çarpımıyla ülke nüfusu artacak ha gayret:)
@nur2013464 Filmi çeken kitabın yazarı olsa buna hak verebilirim belki. Yapımcıların seyirci çekmek için kitabın dışına çıkıp, duygu ve olayları abarttığını düşünüyorum
Okuduğumuz kitapları filmlere çeviriyorlar ya hani… işte onları çeken yönetmen en usta yönetmen, oyuncuları da dünyanın en iyi oyuncuları olsa, hatta ortaya çok iyi bir yapıt çıkartılmış da olsa, o film bizim kitabı okurken beynimizde çektiğimiz filmle eş değerde olamayacaktır. Bu da daha kitabı okumamış olanların, okuyacakları zaman kendi filmlerindeki kahramanlarını seçme özgürlüklerinin ellerinden alınması, ya da o kitabın artık okunmamak üzere terketilmesi demektir.
Yazarların gönülleri kitaplarının film olmasına nasıl razı oluyor bilemiyorum ama benim gönlüm o güzelim kitaplara çok acıyor.