O arada dizilerimizin yüzde yetmişinin onlardan uyarlama olması da işin ironisi sanırım, ayrıca bir kaç dizimiz hariç, dizi konusunda onların yanına bile yaklaşamayız. 🤷
Yetmez ama evetçilikten daha aşağıda bir pozisyon bulmak çok zordu, başardınız.
Demokrasi ve hukuku çiğnediğini söyleyip, barış ve kardeşlik getireceğine inandığınız iktidar ve ortakları umarım en yakın zamanda hepinize "barış ve demokrasi" getirir.
Çöp toplamak çözüm değil. Çöpü oraya atan zihniyetin ortadan kalkması bir çözüm olur. Yarın burası gene aynı çöplüğe dönecek. Dönmemesi için ne yapılacak? Bu sorunun cevabını uygulayabilirse, bu ormanlara her kim bakıyorsa işte o zaman temizlik çalışmasına gerek kalmaz…
Sayın Özgür Özel,
Sevr Anlaşmasının 106. Yıldönümünde PKK’ya Af ve Öcalan’ın demokratik Cumhuriyet dediği çok-uluslu, özerk bölgeli devlete gidiş sürecine destek olarak aşağıda görüldüğü gibi Atatürkçü, ulusalcı Yeni Parti tabanıdan kopuyorsunuz.
Atatürk çizgisinden ayrılmayın: Sezgin Tanrıkulu ve benzerlerinin oyununa gelmeyin. Atatürk’e ihanet etmeyin. Komisyonda yer almayın diye size ricada bulunmuştum. Komisyonda yer almanın ne kadar büyük bir yanlış olduğu ortaya çıktı.
Şu anda en az 30 Yeni Parti milletvekilinin HAYIR oyu vereceği söyleniyor. Bu sayı Genel Kurulda daha da artacaktır. Bu yasaya EVET oyu vermek gibi bir mirası kimde çocuklarına bırakmak istemez. Umarım Öcalan Cumhuriyetine değil Atatürk Cumhuriyetine destek olursunuz: @zaferpartisi@eczozgurozel
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Bazen Özgür Özel’i ve arkadaşlarını anlamıyorum. Başınıza gelmeyen kalmadı, oturduğunuz koltuklardan sökülüp atıldınız…
Camınız, çerçeveniz kırıldı…
Sonra da “çabamız yok, yetmez ama evetimsi, evet” arasında gidip geleceksiniz öyle mi?
Evet diyeceksiniz belli ki…
Ne için?
Demokrasi, özgürlük, kardeşlik, barış…
Elbette… Elbette değerli kavramlar… Konuşulmalı…
Kim hayır diyebilir ki bunlara?
Hele de sahiciyse…
Peki size geldi mi, uğradı mı kardeşlik, özgürlük, barış?
Size gelmediyse bütüne sahiden gelecek mi?
Olanı, biteni anlamıyorum.
Niye kurdunuz abi o zaman Yeni Parti’yi?
Demokrasinin, barışın, özgürlüğün, kardeşliğin içinde Sinem Dedetaş var mı, yok mu?
Yaşlı annesi mahkeme koridorlarında, hastane önlerinde ağlayan, hasta Murat Çalık var mı, yok mu?
Yol arkadaşım dediğiniz İmamoğlu var mı, yok mu?
Neye evet abi, bir anlatsanıza iyice…
Buradan bakınca “nerden baksan tutarsızlık….” gibi görünüyor da…
Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Merdan Yanardağ, Nasuh Mahruki, Deniz Göktaş, Oğuzhan Uğur, Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Murat Çalık, Sinem Dedetaş ve daha nice insan haksız hukuksuz hapsedilirken…
Siyasal iktidarın talimatı altına girmiş yargı, muhalif olan herkesi ezerken…
Yargı eliyle iktidar partilerinde yolsuzluklar örtülüp muhalefetin belediyelerine delilsiz, sadece gizli tanık ifadeleriyle bitmek bilmez operasyonlar yapılırken…
AKP’ye geçmeyen belediye başkanları tutuklanma tehdidi altındayken…
CHP’li ve DEM Partili belediyeler kayyumlara teslim edilmişken…
Türkiye, halkın kendisini yönetecek kişileri seçme hakkının elinde alındığı bir döneme sürüklenirken…
Ana muhalefet partisi fiilen kapatılıp binasına polislerce biber gazı ile baskın düzenlenmişken….
Ana muhalefet liderinin dokunulmazlığının kaldırılıp tutuklanmasından bahsedilirken…
İnsanlar düşüncelerini ifade etmekten korkar haline getirilmişken…
Yeni Parti, ‘Çerçeve Yasa’ya ‘Evet’ demek zorunda değil. Bu yasa için kurulan komisyonun, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarının uygulanmasına, ülkenin demokratikleştirilmesine dair sözü var. Bu sözlerin yerine getirilmeyeceği bu kadar aşikarken Yeni Parti’nin ‘Hayır’ oyu meşrudur. Yeni Parti, Kürt sorununun bu otoriter, baskıcı iktidar tarafından demokrasiden uzak zihniyetle çözülemeyeceğini topluma anlatabilir. Kendi iktidarında demokratik bir cumhuriyet inşa ederek bu sorunu çözeceğine halkı ikna edebilir. Yeni Parti her gün hukuksuz uygulamalarla kendisini ezmeye çalışan iktidarın peşine takılmış bir görüntü verirse halkın güvenini kaybedecek.
📍 Aspendos’ta Sağlık Tanrısı Asklepios’un 1800 yıllık heykeli bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aspendos Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmalarında, "sağlık tanrısı Asklepios" ile oğlu ve yardımcısı "Telesphoros"u birlikte betimleyen mermer heykel grubunun gün yüzüne çıkarıldığını bildirdi. Geleceğe Miras Projesi kapsamında yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan 2,20 metre yüksekliğindeki eser, sağlık tanrısı Asklepios ile oğlu ve yardımcısı Telesphoros’u birlikte betimliyor. Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait heykel grubu, Tiyatro Caddesi üzerindeki Doğu Meydanı’nda bulunan Anıtsal Kapı’nın kuzey kanadına ait yıkıntılar arasında keşfedildi. MS 2. yüzyılın son çeyreğine tarihlenen eser; figürlerin duruşu, giysi kıvrımları ve Asklepios’un yüz, saç ve sakalındaki ayrıntılı işçilikle dönemin heykeltıraşlık anlayışını yansıtıyor. Antik Çağ’da Asklepios hekimliği, tedaviyi ve sağlığın korunmasını simgelerken Telesphoros ise tedavinin tamamlanmasını, iyileşmeyi ve nekahet dönemini temsil ediyordu. Bu yönüyle heykel grubu, hastalığın tedavisinden tamamen iyileşmeye uzanan şifa sürecini bütüncül biçimde anlatıyor. Bakan Ersoy, keşfin Aspendos’un sağlık kültleri, inanç dünyası ve toplumsal yaşamına ilişkin yeni veriler sunduğunu belirtti. Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı (06.08.2026)
Javier Paniagua, composer, producer & Grammy voting member, supports BTS's decision to skip the 2027 Grammys.
He said "BTS is the most relevant pop group and artist in the world today, and shouldn't be placed in a separate category based on their origin and language."
Tarihte; kuruluşu, adı ve bütçesi millet tarafından belirlenen başka bir parti yoktur.
YENİ Parti, milletin partisidir.
Milletin partisinin yolu açık olsun.
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan…
Siz bu yoldan dönmedikçe, biz de dönmeyeceğiz.
Siz arkamızda oldukça, korkmadan iktidara yürüyeceğiz.
Bizim yolumuz milletle birdir!
Düşkün. Fırıldak. Adından utan.
Oy isterken, çarşı pazar gezip Ekrem İmamoğlu'nun yol arkadaşıyım diyordun.
Tuzla Halkı yüzüne tükürecek Eren Ali Bingöl.
Sabah akşam “CHP’li belediyeler hırsız” diye bağırıyorsunuz. Madem hırsızlar, neden partinize katınca alkışlıyorsunuz? Yok hırsız değillerse, o zaman yıllardır attığınız iftiraların hesabını kim verecek?