Yeni doğum yapmış ya da doğum yapmaya hazırlanan annelere önemli bir hatırlatmam var..Doğum sonrası herkes bebeğe koşuyor tamam bu doğal. Ama şunu açıkça söylemek istiyorum: annenin sağlığı da aynı
aciliyeti hak ediyor. Yorgunluk, saç dökülmesi, diş eti kanaması, tırnak kırılmaları, uyku bozuklukları, ruh hali dalgalanmaları... Bunlar "yeni anneliğin normal hali" değil. Demir, B12, D vitamini, çinko, magnezyum eksiklikleri bu dönemde son derece sık görülüyor ve büyük çoğunluğu basit bir kan tahliliyle ortaya çıkıyor.
Tedavi edilmeyen eksiklikler zamanla kronik yorgunluğa, bağışıklık zayıflığına ve en önemlisi doğum sonrası depresyonun derinleşmesine zemin hazırlayabiliyor. Annelerin yaşadığı duygusal çöküşlerin arkasında çoğu zaman teşhis edilmemiş bir eksiklik yatıyor. Bu tesadüf değil. Yanınızda yeni anne olan biri varsa — bu yazıyı ona gönderin. Kendine bakan bir anne, bebeğine de daha iyi bakabilir. Bu bir tercih değil, bir gerçek.
Bugün bu olaylar konuşuluyor fakat bunlara ara sıra yaşanan olaylar olarak bakmayın. Abartmıyorum bu ülkede her hafta birkaç öğretmen saldırıya uğruyordur. Sadece birçoğu okul içinde kapatılıyordur, dışarı yansıtılmıyordur. Sözlü tacizleri hiç söylemiyorum bile. Daha birkaç gün önce bir öğretmen, öğrencisini psikiyatra ve RAM’a yönlendirme tavsiyesinde bulundu diye hakaret edilip arabasının lastiği bıçaklandı. Bunun gibi bir sürü olay yaşanıyor. Sadece Fatma Nur öğretmenin ölümü gibi basına yansıyan olaylarda haberiniz oluyor bu iğrençliklerden. Biz bunları yazdığımızda ise konuyla hiç alakası olmayan maaş ve tatil söylemleri ile sindirilmeye çalışıyoruz. Bu söylemleri ağızlarına dolayan pisliklere diyecek bir şeyimiz yok. Çünkü bunlardan besleniyorlar. Fakat susarsak da durumun daha kötüye gideceğini biliyoruz. Bu sebeple susmuyoruz. Eğitimdeki suni gündemlerle ilgilenmek yerine, özellikle de mekanizmanın üst kısmında yer alanları eğitimin gerçek sorunlarını çözmeye çağırıyoruz.
#ÖğretmeneŞiddeteHayır 📌Yeni nesil bizlerin değil. Çocuğunun suçunu kabul etmeyen, benimki yapmaz diyen,öğretmene düşman olan,bak cimere yazarım diye gözdağı veren,kurallara karşı olan velilerin eseridir❗️
Çalıkuşu Feride'nin dediği gibi: "Bu hayatta yaptığım en iyi şey uzaklaşmak. Kin gütmem, hesap sormam, çirkinleşmem, zorluk çıkarmam. Sadece uzaklaşır ve soğurum."
"Desteksiz annelik" en ağır mesai.
11 aylık bebeğim var. Sadece geceleri 4-5 kez uyanıyorum hala. Ailem ve eşimin ailesi yaşadığımız şehirde değil. Bir bakıcım da yok.
Ve bunu çıtkırıldım biri olarak değil pandemide full mesai yapmış, nöbetli & ek görevli bir mesai düzeninde yıllarca çalışmış biri olarak söylüyorum. Annelik hepsinden daha zor.
Çocuk artış hızının düşüren sayısız neden arasında ilk sırada desteksiz olmak var bence. Doğum öncesi & sonrası izinler, yarım zamanlı mesai düzeni gibi birçok şey hiçbiri yeterli değil bunu telafi için.
Birçok kadın bedensel değişimi çok kafaya takıyor ama spor bile yapmadan 6 ayda eski kiloma geldim kendi adıma. Ve bu süreçte beden zaten en son düşündüğünüz şey oluyor.
Ama bütün bunlara rağmen keşke daha önce anne olsaydım bile diyorum. Fiziksel, ruhsal, mental zorluğuna bedel eşsiz bir hazzı var. Bedeninizde bir çiçek büyüyor ve o çiçekle kocaman bir ağaç oluyorsunuz beraber... Başka sebepler için değil ama zorluğu yüzünden erteleyen/istemeyen herkese diyeceğim ilk şey bu. (Annelik üzerine uzun bir yazı/video vaktim gelmiş sanırım)
Kemal Sayar diyor ki "Yas,sadece sevdiklerimizi kaybetmekle olmaz.Bir yaşama biçimini kaybetmek de yastır. Bir şehri bildiğimiz halde kaybetmek,rutinlerimizi kaybetmek de yastır.Hatta itikatlarımızı, dünyayla ilgili inançlarımızı kaybetmek de yastır."
Gelecek eskiden bir güvence alanıydı, bugün daha çok bir risk alanı gibi. “Bugün çabalarsam gelecekte karşılığını alırım” inancı yara aldı.
Hayal edebilme zorluğu. Gelecek yorgunluğu. Şimdiye ve geçmişe sıkıştık. Her şey dün gibi, aynı. Gelecek bir türlü gelmiyor.
Modern ruhun bir semptomu: Bolluk çağında kıtlık hissi. Ama iyi haber: Farkına varmak, direnç inşa etmenin başlangıcı.
Sessiz bir inatla direnmeliyiz. Yüz yüze, göz göze konuşmalıyız. Odaklanmayı, dikkati geri kazanmalıyız. Elimizdeki ‘akıllı’ telefonu usulca yere bırakmalıyız.
Yürümeli, konuşmalı, ırmakları ve ağaçları seyretmeliyiz.
Her gün bölünmemiş bir dikkatle bir saat okumalı, sevdiklerimizle ekransız sohbet etmeliyiz.
Hayal etmek, geleceği çağırmaktır.
"Gez, gerçek bir aşk hikayesi yaşa, mutlu ol ama kimseye söyleme. Çünkü insanlar güzel şeyleri mahveder.” demişti Halil Cibran.
Hiç şaşmıyor... Sizin basit, rutin bir mutluluk duyurusu sandığınız bir paylaşım birilerinin en büyük duası, en büyük hırsı ve en büyük haset nedeni. Mutluluk teşhiri, başarı teşhiri, güzellik teşhiri haset çekiyor.
Ortalık öyle kendi halinde sessiz bir güzelliği bile eksiltmek, bozmak isteyenlerle dolu. Sırf şu yüzden bile toprağın altında gömülü bir hazine gibi durmalı bazı güzellikler.
Yaşasın like'sız hayat. Ve "gösterilemez şeylerin gizli mutluluğu"