Deniz Zeyrek:
"Kemal Bey farkında değil ama bu mücadele kendisini CHP tabanında bir nefret objesine dönüştürüyor..."
"Bir insan kendi iradesini bu kadar başkalarına emanet eder mi?"
"Bir saygınlığı vardı insanlar değer veriyordu. Hayatının finalini böyle yapmak varken bu tabloların aktörü olmayı neden tercih etti?"
Tablo şu;
CHP kurultayında 'hile' yapıldığını iddia edenler kurultaydan kaçıyor!
CHP kurultayında hile yaptığı iddia edilenler ise en kısa zamanda kurultay istiyor!
Polis Memuru Mehmet Erbil intihar etti.
İstanbul Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Büro Amirliği’nde görevli, evli ve biri otizm tanılı 2 çocuk babası...
İddiaya göre; polis memuru Mehmet Erbil, görevi başındayken “ehliyetsiz araç kullanan” bir şahsa kanun uyarınca trafik cezası yazdı.
Trafik cezasını yazdığı şahıs, polis memurumuz Mehmet Erbil’i “Ben Başakşehir Kaymakamının yakınıyım” diyerek ceza yazmaması konusunda “uyardı”; polis memurumuz cezayı yazdı.
İddiaya göre; Başakşehir Kaymakamı İlçe Emniyet Müdürünü aradı, cezai işlem uygulanan kişinin cezayı yazan polis memuruna “Kendisinin kim olduğunu söylemesine rağmen" ceza yazıldığını söyledi ve bundan sonra polis memuru Mehmet Erbil mobbing görmeye başladı.
"Seninle çalışmak istemiyoruz" dendi...
Arkadaşlarıyla bir kafede otururken amiri geldi, kendisini uyardı, arkadaşlarına GBT yaptı...
Amirlerinin mobbingine maruz kaldı...
Jet hızıyla görev yerinin Bağcılar olarak değiştirilmesi "uygun bulundu."
Her şey birkaç gün içinde oldu.
İddialar sarsıcı, soruşturulmaya muhtaç...
Tüm iddiaları Meclis'e taşıdım, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye sordum:
1. Başakşehir Kaymakamı, “ehliyetsiz araç kullanan” bir şahsa kanun uyarınca yazılan bir trafik cezası için İlçe Emniyet Müdürünü aramış mıdır? Kaymakam cezai işlem uygulanan kişinin cezayı yazan polis memuruna “Kendisinin kim olduğunu söylemesine rağmen ceza yazıldığını” söyleyerek polis memurunu müdürüne şikayet etmiş midir? Bu iddialar araştırılacak mıdır?
2. Kaymakam tarafından aranan İlçe Emniyet Müdürü, görevini yapan polis memuruna mobbing uygulamış mıdır? Polis memuru Mehmet Erbil’e görevli olduğu müdürlükte “Seninle çalışmayacağız, seni istemiyoruz” gibi beyanlarda bulunulduğu doğru mudur?
3. Mehmet Erbil’in izinli olduğu bir günde arkadaşlarıyla bir kafede otururken bir başkomiserin mekana gelip Erbil’i uyardığı, birlikte oturduğu arkadaşlarına GBT yaptığı ve tayininin çıkacağını söylediği iddiaları doğru mudur?
4. Ceza işleminin uygulandığı gün ve saatten, polis memuru Mehmet Erbil’in intihar girişiminde bulunduğu ana kadar; iddiaların odağındaki Başakşehir Kaymakamı, Başakşehir İlçe Emniyet Müdürü ve ilgili Trafik Denetleme Büro Amiri arasında gerçekleşen telefon görüşmelerine ait HTS (arama/mesaj) kayıtları geriye dönük incelenecek midir?
5. Polis memuru Mehmet Erbil’in izinli gününde arkadaşlarıyla oturduğu kafeye giderek GBT sorgulaması yaptığı iddia edilen başkomiserin, bu işlemi hangi yasal gerekçe, emir veya ihbara dayanarak yaptığı resmi kayıtlarda mevcut mudur? Söz konusu kafenin güvenlik kamerası görüntüleri ve o esnada sistem üzerinden yapılan GBT sorgulama kayıtları güvence altına alınmış mıdır?
6. Polis memuru Mehmet Erbil’i intihara sürüklediği iddia edilen tüm bu olaylar zincirinin ve iddiaların araştırılarak gerçeğin ortaya çıkması amacıyla; Başakşehir Kaymakamı, İlçe Emniyet Müdürü ve söz konusu başkomiser ile ilgili adli ve idari soruşturma başlatılmış mıdır? Konuyla ilgili Bakanlığın ilgili teftiş kurulları harekete geçirilmiş midir?
7. Polis memuru Mehmet Erbil’in İstanbul Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Büro Amirliği’nden Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü Koruma Büro Amirliği’ne görevlendirilmesinin gerekçesi nedir?
@jurnalhabertr Ben de doga hanim ozelinde degil tabi de kadinlar annelerine gel diyebiliyor bu sorun olmuyor peki erkekler annelerine rahatca gel diyebiliyor mu?
@bozyagmur075 Bi tabak hazirlamasin ama maddi olarak her seyi istesin mi peki?artik kadinlarla ilgili konusurken haklardan soz ederken calisan calismayan ayrimi olmali.
@NevaCiftcioglu Airfry yilina itirazim var ,ilk airfry mi 2005 veya 2006 da muğlada almistim .yer belirtiyorum hani belki daha Türkiyeye gelmemistir dersiniz diye.🙂
@x_pivotpivotx@oaksamsana Koylu akraba dedigin herkeste var ya.toplum olarak henuz köy soyluyuz.onun da vardir kesin en azindan ya ana tarafindan ya baba.
@Denzomania@birincimucahit@Ekabirmefkure .Bu yazdiklarinin yerine Turkce karsiliklarini yaz onlari kullanalim.kullanma yorumunuz sıg kalmis biraz.Televizyon telefon da fransizca dan gecmis ama Turkceye yerlesmis.baska karsiliklari yok.konu arapca degil Turkcesi varken baskasina gerek yok🙂
Murat Ülker, İngiltere'de ürettiği peynirli krakere %9 oranında peynir koyarken,
Türkiye'de ürettiği Çizi'de %0,2 yani sadece binde 2 peynir tozu bulunuyor!
Bu çifte standardı milyonlara duyuruyoruz: Gıda Dedektifi'ne işte bu yüzden düşmanlık yapıyorlar!
https://t.co/5ASM3InaGx
İRAN SAVAŞI BİZE BÜYÜK BİR DERS VERDİ !!
Dün ABD'nin İran'a düzenlediği operasyonda Hamaney ve beraberindeki yaklaşık 40 yetkili öldürüldü.
Herkes şu soruları soruyor.
Hamaneyin yeri nasıl tespit edildi? İhanete mi uğradı? Yoksa yapay zeka ile mi bulundu?
Anlatıyorum.
Ama bu olayı daha iyi anlamanız için size bir olay anlatacağım.
11 Eylül 2001'de İkiz Kuleler vurulduğunda. Amerika aylarca bu olayı araştırdı.
Yapılan araştırmaların sonucunda CIA büyük bir sorun keşfetti.
Saldırganların hepsi zaten bilinen kişilerdi. CIA birini izliyordu. FBI diğerinin adresine sahipti. Ama hiçbir kurum birbiriyle iletişim kuramamıştı.
Bu hata bir daha yaşanmasın diye CIA harekete geçti. 2003'te Silikon Vadisi'nde Palantir adlı bir şirket kuruldu.
Palantir ne yapıyor?
Farklı kurumlardaki tüm verileri tek bir sisteme topluyor. Telefon kayıtları, banka hareketleri, uydu görüntüleri, casus raporları. Hepsi tek yerde.
Ama asıl zor olan verileri toplamakta değil. Bunların arasında ki bağlantıları bulmakta.
Bir telefon görüşmesi tek başına anlamsız. Bir banka havalesi de. Ama aynı kişi her salı aynı numarayı arıyor, her çarşamba aynı hesaba para gönderiyor ve her perşembe aynı adrese gidiyorsa, ortada bir düzen var.
Bir insanın haftalarca davranışını izliyor. Nerede yemek yiyor, kiminle buluşuyor, hangi yollardan gidiyor. Hepsini kaydediyor. Ve bir gün bu rutinden sapıldığında alarm veriyor. Telefon kapatılsa bile alışkanlıklar ele veriyor.
Normalde önceden bu analizleri Palantir uygulamasını kullanan analistler yapıyorlardı. Manuel kontrol ediyorlardı.
Bu sistem 20 yıl boyunca büyüdü. Pentagon'un ana istihbarat platformu haline geldi.
2023'te Palantir'e yapay zeka entegrasyonu geldi.
Palantir veriyi topluyor. Claude o veriyi okuyor, anlıyor ve yorumluyor. Farklı dillerdeki iletişimleri çözüyor, binlerce sayfa belgeyi dakikalar içinde tarıyor ve "şu anda operasyon yaparsak ne olur" sorusuna simülasyon ile cevap üretiyor.
Yüzlerce analistin günlerce uğraşıp yapacağı işi dakikalar içerisinde hallediyor.
Yapay zekanın ilk büyük sınavı Venezuela'da geldi.
Ocak 2026'da ABD Venezuela'ya operasyon başlattı ve Maduro eşiyle birlikte yakalandı.
Wall Street operasyonda Claude kullanıldığını açıkladı. Claude Maduro'nun rutin hareketlerini kaydetti, güvenlik açıklarını buldu, zamanlamayı belirledi ve sahadan gelen verileri anlık işledi.
İlk sınav geçildi.
2 ay sonra çok daha büyük bir hedef geldi.
Hamaney.
Dünyanın en korumalı liderlerinden biriydi. Her gece farklı yerde kalıyordu. Telefon kullanmıyordu. Dijital iz bırakmıyordu.
Ama istihbaratta bir kavram var. Dijital egzoz. Siz iz bırakmasanız bile çevrenizdekiler bırakır.
Hamaney telefon kullanmıyordu ama korumaları kullanıyordu. Kendisi görünmüyordu ama konvoyları uydudan görünüyordu. Toplantılarını gizli tutuyordu ama öncesindeki yiyecek siparişleri, güvenlik takviyesi ve araç hareketleri gizli kalmıyordu.
CIA aylardır bu izleri Palantir ile topluyordu.
Sistem aylarca veri biriktirdi, bir düzen çıkardı ve Hamaney'in düzenli kullandığı bir sığınağı tespit etti.
28 Şubat sabahı son parça yerine oturdu. Hamaney o gün sığınakta üst düzey güvenlik toplantısı yapacaktı.
Sabah saat 09:40'da
Hamaney, genelkurmay başkanı, savunma bakanı ve yaklaşık 40 İran yetkilisi operasyonda hayatını kaybetti.
Şimdi durun ve yapay zekanın zaman çizelgesine bakın.
2022'de metin yazıyordu.
2023'te belge özetliyordu.
2024'te veri analiz ediyordu.
2025'te problem çözüyordu.
2026'da devlet başkanı yakalattı, Bir ülkenin dini liderini öldürttü.
4 yıl önce metin yazıyordu. Bugün savaş kazandırıyor.
4 yıl sonra ne yapacak?
Analiz yapmaya devam mı edecek?
Yoksa kendi mi karar verecek?
İran bize savaş dersi vermedi. Teknoloji dersi verdi.
Yaşlı bir kadının paylaşımı çok düşündürücü
60 yaşındayım.
Oğlum 33 yaşında.
Hâlâ benim evimde yaşıyor.
Büyüdüğü odada uyuyor; on yaşındayken yaptığım dolaba eşyalarını yerleştiriyor ve her gün pişirdiğim yemekleri yiyor.
Çalışmıyor.
Bir şey öğrenmeye, bir yere başvurmaya niyeti yok.
Geç kalkıyor. Televizyonu ya da bilgisayarı açıyor… Gün böylece akıp gidiyor.
Ben kahvaltı hazırlamazsam kahvaltı etmiyor.
Giysilerini yıkamazsam, temiz bir şey kalmayana kadar sandalyenin üzerinde birikiyorlar.
Ama her şey bir anda olmadı.
Yavaş yavaş yerleşti bu düzen… Ve ben her şeye izin verdim.
O çocukken onu hiçbir şeyi tek başına yaparken bırakmadım.
On iki yaşına kadar ayakkabılarını ben bağladım; “daha çok küçük” diye düşündüm.
Ödevlerini çoğu zaman ben yaptım; “stres olmasın” istedim.
Bir öğretmeniyle sorun yaşasa okula ben gittim.
Bir arkadaşıyla tartışsa savunmasını ben yaptım.
Onu koruduğumu sandım.
Acı çekmek için önünde uzun yıllar var diye düşündüm.
Rahatsızlık yaşamasına hiç izin vermedim.
On sekiz yaşında okul bittiğinde, “Ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi.
“Bir yıl düşün,” dedim. O bir yıl üç oldu.
Ondan hiç çalışmasını istemedim.
Paraya ihtiyacı olsa verdim.
Kuzenleri işe girince, “Herkesin yolu farklıdır,” diye savundum.
Yirmi beşinde bir teknik eğitime başladı. Dört ay sürdü.
Saatlerin ağır olduğunu, yorulduğunu söyledi.
Onu yormamak için kaydını ben sildirdim.
“Gerçekten sevdiğin şeyi bulacaksın,” dedim.
Hiçbir şey aramadı.
Otuz yaşında teyzesi ona iş teklif etti. İki hafta dayanabildi.
Yol uzakmış, saatler zormuş, ortam ona uygun değilmiş…
Eve döndüğünde onu bir savaştan çıkmış gibi karşıladım.
En sevdiği yemeği yaptım.
“Daha iyisi gelecek,” dedim.
Henüz hiçbir şey gelmedi.
Bugün de rutini aynı.
Gece iki-üçte videoların karşısında uykuya dalıyor.
Öğlen uyanıyor.
Mutfağa gelip “Yemek ne?” diye soruyor.
“Çöpü çıkar” desem, “Sonra,” diyor.
“İş ara” desem, öfkeleniyor; “Beni zorluyorsun,” diyor.
Geçenlerde ona artık eskisi kadar güçlü olmadığımı söyledim.
Sırtım ağrıyor. Çabuk yoruluyorum.
Evde bana yardımcı olması için birini tutabileceğimizi önerdi.
İki ay önce hastalandım. Üç gün boyunca perişandım.
Belki bu kez bir şey değişir diye düşündüm.
İlk gün yemek siparişi verdi.
İkinci gün tabakları masada bıraktı.
Üçüncü gün, ne zaman ayağa kalkacağımı sordu… Çünkü temiz giysisi kalmamıştı.
İşte o an anladım:
Birine bakılmadan yaşayamıyor.
Ve o biri hep bendim.
Kız kardeşlerim, artık onu göndermem gerektiğini söylüyor.
“Büyüdü,” diyorlar. “Bazı şeyler bitmeli.”
Ama geceleri odasına bakıp o huzurlu yüzünü gördüğümde,
yastığına sarılarak uyuyakalan beş yaşındaki çocuğu görüyorum.
Onu dünyaya ben hazırlamadım.
Onu dünyadan korudum.
Ve şimdi dünya, benim evimin duvarlarıyla sınırlı…
Sahip olduğu tek şey benim.
Hâlâ onu korumaya hakkım var mı?
Yoksa gerçekten yaşamasına yardım etmenin tek yolu onu bırakmak mı? 😢😢
Alıntı...