Şimdi taşlar yerine oturdu.
Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanlığı ile anlaşarak oraya Deniz Göktaş'ı kurtarma tiyatrosuna gitmiş.
Sulh cezaya girmeden önce zorla görüşme yaptırılmış ki bunu ancak savcı isterse sağlayabilir. Savcının izin vermediği biri Göktaş ile görüşemez o arada.
Göktaş orada Kılıçdaroğlu'nu tersleyince "Adliyeden el ele kol kola çıkma" mizanseni yapılamayacağı anlaşılıyor ve Deniz Göktaş'ın tutuklanması artık mukadder oluyor.
Karşı karşıya olduğumuz "mekanizma" tahminimizden daha girift ve daha fazla müttefiki var.
yurt dışından 2 temmuz'da dönerek tutuklanacağı günü de kendi seçti. (bkz: 2 temmuz 1993 sivas katliamı) kral her fırsatta ceberrut devlete ders veriyor
baştan sona yaptığı eylemi sahiplendi. reklamsız, sansürsüz paylaştı. türkiye’ye döneceğini söyledi. cumhurbaşkanı hakkındaki şakasını tekrar yayınladı. kıvırmadı, eğilmedi, bükülmedi. seni doğuran ana desin ki ben aslan doğurdum. imran deniz göktaş yalnız değildir.
Duruşmaya segbisle bağlanan İmamoğlu:
imamoğlu: söyleyeceklerimin kayda geçirilmesini istiyorum. mahkemenizin adil yargılama ile alakalı düzeni oluşturmak adına mahkemede fiili bulunmam yönündeki çağrınızı biliyorum. bu da gayet kurallara uygundur. ama durum bu sabah yaşadıklarımdan sonra artık teferruat haline dönüşmüştür. gardiyan arkadaşlar saat 06:30da beni uyandırdılar. 07:30da cezaevinden çıkarıldım. en az 60 kilometre yol yaptık. sözüm ona araba bozuldu, kaputu açtılar baktılar. bana bilgi bile verilmedi dönüş yoluna geçildi. sordum “araba arıza yaptı geri dönüyoruz” dediler.
“e araba bozuksa niye dönüyoruz” dedim.
“komutan bey bakın 60 km geldiniz kalan mesafe de zaten o kadar arıza yaptıysa niye döndürüyorsunuz” dedim.
bu türk yargı tarihine geçsin. “bakın yanlış yapıyorsunuz. bu bir talimat, aracın bozuk olduğuna inanmıyorum” dedim. “ayıptır, yazıktır, günahtır” dedim. zorla kapıyı kapattılar, beni oturttular, geri döndük. lavabo ihtiyacımı söyledim, 20 dakikamız var beklesin dendi. bunu karşılamaktan bile imtina eden bir hale gelmiştir komutan, asker. cezaevi kapısında ben tepkimi dile getirdim. 09:20 geçe buraya girdim ben, çoktan Kartal’da olurdum. içerdekiler dedi ki “segbis’e döndüğü için böyle alındınız”. o zaman benim askerim neden buna alet edildi? biz başsavcının egosu için, İmamoğlu Kartal’a gelmesin, yargıç karşısına çıkmasın diye bir tezgah kurulmuştur. ciddi anlamda psikolojik bir şiddete tabii tutuldum. bugün yaşanan tarihi bir zulümdür işkencedir. buna tabii tutanlarla ilgili işlem yapılmasını talep ediyorum.
ben huzurda savunma yapmak istiyorum.
sebebi şudur; yüce Türk yargısını yerle bir etmek isteyenlere karşı mücadele veriyorum ben onu söyleyeyim.
Bozuk araçtan başka araca geçmedilerse bozuk araçla nasıl geri döndüler?
Başka bir araca aktarma yapıldıysa o araçla mahkeme salonuna niye götürmediler?
:) Artık utanmıyorlar da yalan söylerken
Bugün Kartal’da mahkemesi olan Ekrem İmamoğlu, Silivri’den jandarma eşliğinde araçla yola çıkarıldı.
Ekrem İmamoğlu, ‘araç bozuldu’ denilerek cezaevine geri yollandı.
🗣️ Ekrem İmamoğlu: “Hakim karşısına çıkmak üzere Silivri’den yola çıkmışken, araba bozuldu denilerek 60 kilometre sonra geri döndürüldüm.”
İki kez beraat ettiği davadan üçüncü kez yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonunda bulunma hakkı, akıllara durgunluk verecek bir "arıza" bahanesiyle engelleniyor: Silivri’den Kartal’a 60 kilometre yol gittikten sonra arızalandığı söylenen bir araçla, aynı mesafeyi geri dönerek cezaevine ulaşmak...
Üstelik en temel insani ihtiyaçların bile "beklesin" denilerek reddedildiği bu kabul edilemez süreci, Ekrem İmamoğlu duruşma hakimine bizzat SEGBİS ekranından aktarmak zorunda kalıyor. Aylardır Silivri’de tutulan bir insanın adaletin huzurunda, mahkeme salonunda fiziken bulunmasından bu kadar mı çekiniyorsunuz; neyden korkuyorsunuz?
Bu yollardan vazgeçin.
Hukuk, kişiye özel tasarlanan ve mantık sınırlarını zorlayan bu tarz senaryolarla yürütülemez. Adil yargılanma hakkının eksiksiz uygulanması anayasal bir zorunluluktur.
Utanç verici!
Bugün diplomamı iptal eden zihniyet, yarın sizin malınıza, mülkünüze, paranıza, işinize el koyar demiştim.
Asırlardır şehr-i emanete, İBB’ye ait olan; İBB Miras’ın olağanüstü restorasyonu ile 16 milyon’a ait Yerebatan Sarnıcı’na da göz koydular, el koydular.
İşte gelinen nokta budur.
Yazıklar olsun!