🔴 Biz Türkler yoksulluktan utanırız. Devlet ise yoksulluktan değil, yoksulluğa mahkum ettiklerinden utanır
Geçmiyor şu utanç verici aşağılık kompleksimiz, batıya karşı kuyruğu dik tutma ve ihtişamlı görünme hevesimiz
🔴 Hatırlarsınız, "O pahalı arabaların güzel kokuların sökmez bana. Ben senin alttaki o varoş kokunu alırım, ben senin o yamalı gömleğini, delik ayakkabını görürüm. Niye biliyor musun, çünkü kardeşim, çünkü biz biliriz birbirimizi" diyordu Kerpeten Ali, Ezel'e..
Onun misali, bilirler birbirlerini. Birbirlerinden bilirler çünkü. Neyi saklamaya çalıştıklarını, peçeledikleri varoşları, bariyerlerin ardındaki inim inim inleyen yoksulları...
🔴 Hani çocukken gözlerimizi kapatınca bütün dünyanın karanlıkta kaldığını zannederdik
Devlet de yoksulluğu ve yoksulları bariyerle peçeleyince görünmez olacaklarını zannediyor
Yalnız, biz bunu yaptığımızda çocuktuk. Devlet ise olgunluk çağını yaşayan bir yetişkin. Ama sınıfının çıkarlarını korumaktan, yoksulluğa mahkum ettiği halkından ölümüne utanmaktan hiç vazgeçmeyen...
🔴 Devlet nedir diye soruyor kafası karışık gençler. Budur işte!
Türkleri Türkçü yaptılar.
Kürtlerden Kürtçü yaptılar.
Halkçılık olan laikliği önce laikçilik yaptılar, zümreciliğe çevirdiler, leş bir elitizme boğdular, en sonunda koftiden sekülerlik yaptılar.
Müslümanlığı ‘İslamcılıque’ yaptılar.
Devletçiliği piyasacılık yaptılar.
Devrimciliği tükürüp maslahatçılığa döndüler.
Ne yaptılar ise her şeyin aslını çürütmek için yaptılar…
"Biz suç işlemedik ki af isteyelim. Af, maf istemiyoruz!"
PKK üst düzey militanı ve silah yakanların içindeki Bese Hozat böyle diyor!
Duyuyor musunuz süreçciler?
Biliyorum bu yaklaşımı biliyorsunuz ama kulak arkası ediyorsunuz, çünkü ...
Ne dediysek o!
Chobani'nin kurucusu Hamdi Ulukaya, memleketi Erzincanspor'a sponsor oldu.
Havalimanında törenle karşılamışlar.
Biz de 30’unda bu anlaşmanın duyurulacağını açıklamıştık.
Hatırlatalım.
Bazıları sahipsiz,
Bazıları virane,
Bazıları yıkık,
Bazıları unutulmuş,
...
Tarih kokan eşikleri
Ve yosun tutan kiremitleri ile
Karadeniz evleri.
...
Sahip çıkmazsak bir tarih, bir geçmiş, bir turizm değeri yok olacak.
Çekim Birol Hatinoglu. Arhavi Artvin.
Bakırköy’ün ortasında, 2 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere 12 insanı yakarak katleden bir terörist, “Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz dönüp bize bakın meydandaki onbinlere bakın biz de pişman olmuş bir hal var mı? Bu meydanda evladım pişman olarak gelsin pişman olsun onu evlat olarak kabul eden var mı ? diyor ve onurdan söz ediyor.
Oysa bu ülkeyi var eden; Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Abazasıyla milyonlarca onurlu insandır.
Onur; masum canlara kıymakta değil, birlikte yaşama iradesinde, vicdanda ve insanlıktadır.
PKK; kadın, çocuk, yaşlı demeden insanları katleden, kan ve şiddetten beslenen, hiçbir halkın onurunu ve iradesini temsil etmeyen bir terör örgütüdür.
@bayramoglu_d Uzun zamandır ulusal televizyon kanallarını ve haberlerini izlemiyorum ama sizin bu konuda başarılı olduğunuza eminim. Hakkınızda hayırlısı olsun. Sağlıcakla kalın.
85 milyonu eve kapatan, ağızlarına çaput bağlattığı emekçilere aşı karneli evcil hayvanlar gibi turist finoluğu yapmayı reva gören devlet, bugüne kadar asla dokunmadığı ve adeta kamu güvenliği sorununa dönüşmüş taksicileri modernleştirmeyi akıl edip, insan olmayı şart koşuyor. Halka layık görmediği mazgalları zirveye yetiştiriyor, insanları mahkum ettiği yoksulluğu ve yoksul mahalleleri de masmavi bariyerlerle kapatıyor.
Bize de utançlardan utanç beğenmek kalıyor.
Eisenhower'ın 1959 yılındaki Türkiye ziyaretini hatırlatan şirinlikler. Yaklaşık 70 yıllık sürede ülke olarak durumunda değişen birşey yok. Bakalım nasıl soyacaklar ve ne giydirecekler.
⚠️ ABD aracılığıyla İsrail ve Lübnan arasında imzalanan ön anlaşmaya göre satılmış Lübnan idaresi ülkenin işgalini kabullenerek Güney Lübnan’ın bir kısmını İsrail’e bıraktı. Anlaşma sonrası Beyrut başta büyük gösteriler, çatışmalar başladı, ülke iç savaşın eşiğine geldi. Bütün bunları iyi takip edip ders çıkarmak lâzım.
Etnik, mezhepsel kökene göre Anayasa ile yönetilen ülkelerin sonu egemenliğin kaybı ve bölünmedir. Bu canlı örneği görerek hâlâ Anayasa’ya din, mezhep ve ırk ayrımı sokmaya çalışan, bunu destekleyen her birey katıksız vatan hainidir.
Trump’ın Türkiye Jestinin Sonuçları Ne Olur?
Generaller ve Uzmanlardan Değerlendirme
Analiz:
Temmuz ayında Türkiye’de NATO ülkelerinin zirve toplantısı gerçekleştirilecek. Toplantıya ABD lideri Donald Trump da davet edildi. Trump’ın sözlerine göre, Türkiye lideri Recep Tayyip Erdoğan onu bizzat arayarak toplantıya davet etti. Trump da Erdoğan’a saygı işareti olarak Türkiye’ye gideceğini açıkladı.
Erdoğan’ın kişisel niteliklerini yüksek değerlendiren Trump onu dost olarak adlandırdı ve ona sempatisi olduğunu belirtti: “Türkiye NATO üyesidir. Bazı insanlar bunu dikkate almıyorlar. Ben onu sevindirecek bir adım atacağım” diyen ABD başkanı, işte Trump’ın son açıklamaları, F-35 meselesinin hukuki açıdan araştırıldığının söylenmesi ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni başlangıç izlenimi yaratıyor.
///
Türk güvenlik uzmanı Abdullah Ağar https://t.co/prJNMmb4pE’a yaptığı açıklamada konuya Trump’ın açıklamaları üzerinden değil, daha geniş çerçeveden yaklaşmak gerektiğini belirtti:
“Donald Trump’ın bazı önemli açıklamaları var. Hem KAAN için F-110 motorlarının verilmesi, hem de F-35 programı ile ilgili ‘Türkleri çok sevindireceğini’ söylediği sürpriz açıklamaları ile gündemde. Ancak burada konuya Trump’ın açıklamaları üzerinden değil, daha geniş çerçeveden bakmak gerekiyor. O çerçeveyi doğru tanımlamak ise çok daha önemli.
Çünkü bu çerçeve;
- Siyasi irade,
- Hukuki engeller,
- Stratejik ihtiyaçlar,
- Jeopolitik denge,
- Fayda-maliyet,
- Stratejik özerklik-bağımlılık,
- Onurlu iş birliği gibi,
konulardan oluşuyor.
Yani F-35 meselesine ABD açısından bakarken siyasi irade, hukuki kısıtlamalar, stratejik ihtiyaçlar ve jeopolitik denge birlikte değerlendirilmeli. Bu açıdan temel soru şu: ‘Trump’ın yaklaşımı yeni bir stratejik güvenlik mimarisinin oluşmasına sebep olabilir mi?’ Bence en önemli paradigmalarından biri tam da bu. Çünkü Karabağ Savaşı, Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze Savaşı ve İran-ABD/İsrail savaşları küresel jeopolitik dengeyi ve yaklaşımları kökünden değiştirdi. Bunun sonucunda stratejik imkânlar ve güvenlik anlayışları da yeniden şekilleniyor.”
Uzman, değişimler ışığında birkaç temel yönün öne çıktığını belirtti:
Bu yönlere;
- Karadeniz’in güvenliği,
- Rusya-Ukrayna Savaşı’nın geleceği,
- ABD’nin bu savaşla ilgili uzun vadeli planları,
- Orta Doğu’da İran sonrası oluşacak yeni düzen,
- Doğu Akdeniz’deki süreçler,
- NATO’nun güney kanadının sürdürülebilirliği,
- ABD’nin Çin’e karşı Orta Doğu üzerinden kurmaya çalıştığı jeopolitik duvar,
- Orta Doğu’da ittifaklar sistemi,
- Güney Kafkasya ve Balkanlar,
- Afrika’daki Türkiye etkisi,
- Özellikle Türkiye ile Yunanistan arasında kurulacak yeni denge,
- Ve Türkiye-İsrail gerilimi meseleleri dâhil.
Bunların hepsi ve her biri son derece kritik konular. İşte bu nedenle Ankara’da yapılacak NATO etkinliği hem ABD hem de Türkiye için büyük önem taşıyor. Çünkü taraflar arasında açıkça görünmese de ciddi bir güven bunalımı ve belirsizlik mevcut. Siyasi yakınlaşma görüntüsü oluşsa da, özellikle Doğu Akdeniz, Yunanistan, ABD/İsrail-İran Savaşı, YPG/PKK terör örgütünün geleceği ve diğer bölgesel meseleler bağlamında karşılıklı güven sorunu sürüyor. ABD, Türkiye’nin jeopolitik önemini ve vazgeçilmez rolünü görüyor. Aynı zamanda bölgedeki Türkiye aleyhine tercihler Türkiye’yi Atlantik bloğundan belirli ölçüde uzaklaştırıyor.
Bu yüzden ABD için üç temel ihtiyaç doğuyor: güvenin yeniden kurulması, yeni stratejik iş birliği modelinin oluşturulması ve jeopolitik dengenin korunması. Bu sürecin merkezinde ise şu an F-35 projesi ve KAAN için motor meselesi duruyor.
Teknik açıdan bakıldığında ise, F-35’lerin Türkiye’ye verilmesinin önünde hala ciddi hukuki engeller var. Burada sadece mevzuat değil, Kongre’de, Temsilciler Meclisi’nde, Pentagon ve Beyaz Saray’daki bazı direnç mekanizmalarının olduğunu, bununla birlikte Yunan ve İsrail lobilerinin etki ürettiklerini unutmamak gerekiyor. Bunun dışında ABD Kongresi’ne olumlu görüş sunulmalı. Kongreye uçakların Türkiye’ye satışının teknik ve siyasi açıdan uygun olduğu teyit edilmesi gerekiyor. Yani iş karışık.
F-35 ile ilgili bu engelleri Türkiye’nin tek başına kaldırması çok olası değil. Bu ABD yönetiminin yapacağı bir şey. Bakışını ve stratejik yaklaşımını gözden geçirmesi çözüme katkı sağlar.
Şu an ise öncelikle yaptırımların yumuşatılması yönünde bazı adımların atıldığı görülüyor:
Bu sürece KAAN için F-11O-GE-129 motorlar, F-16’ların modernizasyonu, yedek parça teminleri, füze satışları ve diğer ortak projelerin yeniden aktifleştirilmesi dâhil. Bu alanlarda ilerleme bekleniyor.
Ancak S-400 meselesi ABD açısından hâlâ temel hukuki engel/takıntı olarak ortada duruyor. Bu sorunun nasıl çözüleceğiyle dair henüz net bir mekanizma yok. Türkiye açısından ise S-400 meselesi sadece stratejik katmanın bir güvenlik ihtiyacı değil, aynı zamanda milli gurur meselesi. ABD’nin görmek istemediği şey; S-400’lerin alınması da zamanında oluşan güven ve güvenlik bunalımının sonucuydu. Bu yüzden sorunun kökünden çözülmesi için öncelikle güven bunalımı ortadan kaldırılması ve Türkiye’nin güvenlik, ihtiyaç, fayda-maliyet-alternatif, ikame, milli hassasiyet ve refleksleri dikkate alınmalı. Aynı zamanda artık kabul etmeleri gerekir ki, Türkiye stratejik özerklik arayan ve denge siyaseti yürüten bir devlettir.”
Abdullah Ağar’a göre, Türkiye’nin gelecekteki güvenlik mimarisinde hangi konumda yer alacağı da diğer bir temel mesele:
“Eğer Türkiye F-35, Eurofighter, KAAN, insansız muharip uçakları ve milli hava savunma sistemlerini aynı sistemde birleştirebilirse, Avrupa’nın en güçlü hava kuvvetlerinden birine sahip olacak. Bu da bazı ülkeler için arzu edilen sonuç olmayabilir. Mesela Yunanistan’ın uzun süredir Türkiye’ye karşı hava üstünlüğü elde etme planları vardı. Türkiye’nin F-35 elde etmesi o planları fiilen boşa çıkarabilir. Öte yandan, NATO’nun güney kanadı oldukça güçlenir ve ABD’nin bölgesel stratejileri için Türkiye daha önemli bir aktöre dönüşür. Eğer Washington bu imkânları sağlamazsa, Türkiye zaten kendi yoluna devam edecek. KAAN, Kızılelma, ANKA-3, yeni nesil elektronik harp sistemleri ve diğer milli projeler Türkiye’nin stratejik bağımsızlığını daha da artıracak. Bu da ABD için yeni bir gerçeklik yaratacak. Yani mesele sadece F-35 satışı değil. Bu, NATO/Atlantik içinde Türkiye’nin gelecekteki rolünün nasıl olacağıyla ilgili daha büyük bir mücadelenin parçası.
Türkiye açısından ise asıl soru; ‘Türkiye F-35 alacak mı?’ değil, ‘Türkiye F-35 ve diğer Batı silah sistemlerini elde ederken kendi stratejik karar verme bağımsızlığını ne kadar koruyabilecek?’ Çünkü Türkiye kendi milli sistemlerini geliştiriyor, savunma sanayisini genişletiyor ve stratejik özerklik siyaseti yürütüyor. ABD ile yakınlaşma mümkün ve bunun işaretleri görülüyor. Ancak belirleyici mesele; bu yakınlaşma bir bağımlılık ilişkisine mi, yoksa çok merkezli bir güç modeline/işbirliğine mi evrilecek? Burada da konuyla ilgili en önemli soruyu sormak gerekiyor: ‘F-35 Türkiye için gerçekten alınmış bir muharip uçak mı olacak, yoksa kullanımı kısıtlanmış “kiralık” platforma mı dönüşecek?’ Bunun cevabı ise kaynak kodlarına erişim meselesinde gizli. Eğer Türkiye F-35 ve diğer Batı silah sistemlerinin kaynak kodlarına erişim elde edemezse, o sistemler üzerinde tam egemen kontrole sahip olmayacak.
Eğer erişim elde edebilirse, o zaman bu sistemleri kendi stratejik çıkarlarına uygun şekilde kullanabilecek. Mesela ABD İsrail’e sattığı F-35, F-16 ve F-15 platformlarının kaynak kodlarına erişimi sağlıyor. Bu yüzden benim için temel sorum şu: ‘Eğer ABD Türkiye’ye F-35 satarsa, Ankara’ya o uçakların kaynak kodlarına erişim imkânı verecek mi, vermeyecek mi?’ Bence tüm tartışmaların merkezinde duran en önemli mesele tam da bu.
Büyük fotoğraftaki mesele ise F-35’lerle ve Kaan motorları değil. Bunlar ABD’nin arayışına dair mızrak uçları. Asıl konu, daha derin katmanlarda cereyan eden jeopolitik mesele. Bence bunu metaforik olarak şöyle ifade edebiliriz:
Belki Türkiye küresel okyanuslarda dolaşan bir orkinos değildir. Ama Karadeniz’den Akdeniz’e, Ege’den Hazar’a, Kafkaslar’dan Balkanlara, Afrika’dan Orta Doğu’ya ve Orta Asya’ya kadar uzanan hayati öneme sahip bir coğrafya ve denizlerde hareket eden; sürü psikolojisine teslim olmayan, etrafını iyi okuyan, gerektiğinde sert ve hızlı darbe vuran, denizlerin mağrur savaşçısı olan bir lüferdir. ABD açısından temel mesele de tam bu: Bağımsız, özerk ve kendi karar verme mekanizmasına sahip bu devleti olduğu gibi kabul edip yanında tutabilecek mi? Yoksa güvensizlik yaratan siyasetler ve her şeyi kontrol altında tutma refleksi yüzünden onu elden kaçıracak, sonra da sadece arkasından bakmakla yetinecek mi? Bence bugünkü tartışmaların özü tam bu sorunun etrafında geziniyor.”
///
Türk generali Yücel Karauz ise Trump’ın Türkiye ziyaretinin yeni bir dönemin temelini atabileceğini söyledi:
“Ancak bu, doğrudan ‘Türkiye hemen F-35 alacak’ demek değil. Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi Türkiye’nin artık sadece İttifak’ın ‘sınır ülkesi’ değil, Karadeniz–Yakın Doğu–Kafkasya–Doğu Akdeniz hattında merkezi müttefike dönüştüğünü gösterecek. NATO zirvenin 2026 yılı 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılacağını açıkladı. F-35 meselesine gelince, tabloyu üç aşamada değerlendirmek gerekir. Öncelikle siyasi atmosfer yumuşuyor. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının verilme ihtimalinin hukuki açıdan araştırıldığını belirtti. Ayrıca ABD’nin KAAN projesi için GE motorlarının satışını ilerletmesi savunma alanında ilişkilerde kontrollü yumuşama ve iş birliğinin genişlemesi sinyali olarak değerlendirilebilir. Öte yandan temel engel hâlâ S-400 meselesidir. Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının ana sebebi S-400 hava savunma sistemleri oldu. ABD tarafında S-400 sistemleri aktif durumda veya erişilebilir kaldığı sürece F-35’lerin Türkiye’ye verilmesi karşısında ciddi hukuki ve Kongre engelleri olacağı düşünülüyor. Reuters’ın haberine göre Türkiye tarafı 2025 Aralık’ta S-400’lerle ilgili pozisyonunda değişiklik olmadığını açıklamıştı. Şu an en gerçekçi senaryo derhâl teslim değil, yeni müzakere mekanizması olacak. Ankara Zirvesi’nde KAAN için motor temini, F-16’ların modernizasyonu, hava savunma sistemlerinin entegrasyonu, ortak üretim projeleri, ayrıca Suriye, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’in güvenliği gibi konularda yeni askeri iş birliği çerçevesinin oluşması mümkün. F-35 meselesi ise bu sürecin en üst siyasi ödülü rolünü oynayabilir. Benim değerlendirmeme göre, kısa vadede F-35’lerin Türkiye’ye teslim edilmesi ihtimali düşük veya orta seviyededir. Ancak orta vadede S-400’lerle ilgili ABD’nin kabul edebileceği, kontrol edilebilir bir çözüm formülü bulunursa bu ihtimal önemli ölçüde artacak.”
Türk generalin görüşüne göre, F-35’lerin verilmesinin bölgesel etkileri de oldukça büyük olabilir:
“Türkiye’nin F-35 programına dönmesi Ege ve Doğu Akdeniz’de hava gücü dengesini Ankara lehine değiştirebilir. Bu, NATO’nun güney kanadında caydırıcılığı artırır, Rusya’ya Karadeniz yönünde önemli mesaj verir. Aynı zamanda İsrail, Yunanistan ve Körfez ülkeleri için yeni stratejik denge hesaplamalarının doğmasına sebep olur.
Sonuç olarak, Ankara’da yapılacak NATO etkinliği Washington-Ankara askeri ilişkilerinde yeni sayfa açabilir. Ancak F-35 meselesinin anahtarı zirvenin nihai protokolünde değil, S-400’lerin gelecek statüsünde, ABD Kongresi’nin pozisyonunda ve Washington’ın Türkiye’yi yeniden güvenilir stratejik ortak olarak kabul edip etmemesindedir.”
https://t.co/Au8vPIQ3pP
Kıymetli öğrencim Dr. Mustafa Doğru,
Maarif Nezareti ve Nazırları (1857-1922) başlıklı tezini savundu.
Türk eğitim tarihine katkı yapmasını dilerim.
Prof.Dr. Mehmet Canatar,
Prof.Dr. Fatmagül Demirel, Prof.Dr. Mustafa Gündüz, Doç.Dr. Neriman E. Hacısalihoğlu'na teşekkür ederim.
9 yıl önce kaçırıldı Necmettin öğretmen. İşkence edilip Munzur'a atılarak katledildi!
O, sizin oģlunuz olsaydı, onun katillerinin liderine, "kurucu önder" der, "statü" arayışında olur muydunuz?
Sizi toprak kusacak, toprak!
Rahmet ve dua ile evlat!