İstanbul’a onlarca polis arabası korumasında Amedspor bayrağı asılırken tepki gösterenleri “hoşgörüsüz” olmakla eleştirenlerin tavrı, konu Diyarbakır’a Erzurumspor bayrağı asılması olunca “gördüğümüzü vuracağız” olmuştur.
Valiliğe yaptığımız başvurunun olumlu sonuçlanmasını bekliyoruz. Talebimizin kabul edilmesi halinde hiçbir polis koruması olmadan Türk yurdu Diyarbakır’ın simgesi On Gözlü Köprü’ye şampiyon Erzurumspor bayrağını asacağız.
Bir örgütün neyi amaçladığını ilan etmesi ayrı şeydir; bir milletin neyi kabul ettiğine karar vermesi ayrı şeydir. Bugün bir zafer kazandığınızı zannediyor olabilirsiniz, ama siz de göreceksiniz ki, bu pervasız şovenistliğinizin sonu, bir milletin iradesinde ezilmek olacaktır.
Bugün buna göz yumanlar, hangi bayrağın altında nefes aldığını unutma gafletine düşenler, popülist hümanizm saçmalıklarına kapılıp, yapılanları masumlaştırmaya çalışanlar. Sizler apaçık karşımızda olanlardan daha aciz ve daha tehlikelisiniz.
Öcalan'dan alıntı yapan bir takımın bayrağını, köprünün ortasında, polis korumasında tutanlar, biliniz ki, irade biziz, millet biz. Hesap verecek olan sizsiniz, kaybedecek siz!
Birkaç saat önce Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçen üyelerimiz, köprüye Amedspor bayrağı asıldığı bilgisini paylaştılar.
Her fırsatta PKK propagandası yapan ve İstanbul’la en ufak alakası olmayan Amedspor’un, sırf süreç şirinliği yapmak için kamusal alanlarda bu şekilde dayatılmasını Türk Milleti adına reddediyoruz.
Üyelerimizin katılımıyla 1. Olağan Genel Kurulumuzu başarıyla gerçekleştirdik.
Derneğimizin organları üyelerimizin oy birliğiyle seçilmiş, faaliyetler ve idari harcamalara ilişkin bilgilendirme üyelerimizle paylaşılmıştır.
Dernek organlarımızın isimleri ve görev dağılımları ilerleyen saatlerde paylaşılacaktır.
Genel Kurulumuza katılım sağlayan tüm üyelerimize teşekkür eder, alınan kararların derneğimiz ve ülkemiz adına hayırlı olmasını dileriz.
Bugün bir yıl önce Saraçhane eyleminde bize saldırıp kalbimden bıçaklayanları darp ettiğim iddiasıyla savcılığa ifade verdim. Karşı tarafın şikayeti sonucu hakkımda hafif yaralamadan dosya açıldı. Sanırım öldüremeyince mağdur olmuşlar.
İki adam düşünün. Biri tartışmanın sonunda yumruklaşmayı göze alabilirken diğeri bunu göze alamıyor. Bu iki kişi arasındaki her mücadeleyi yumruklaşmayı göze alabilen adam kazanacaktır. Çünkü tansiyon yükseldiğinde karşı tarafın geri çekileceği kesindir.
Türkiye’de 2013’den beri yaşanan senaryo budur. Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı eylemlerinde yumruklaşmayı göze aldı ve kazandı. Muhalefetin ise bundan aciz olduğunu gördü. En son 15 Temmuz darbesini de atlattığında, işler sertleştiğinde karşısına çıkacak kimse olmadığından emin oldu. Bu nedenle o tarihlerden beri pervasızca otoriterleşebiliyor.
Clausewitz okuyanlar bilir “Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır.” der. Dolayısıyla politika, tarafların iradesini diğerine kabul ettirme çekişmesinde savaş ihtimalini içinde barındıran bir ön aşamadır.
Eski Türkiye’de kör topal da olsa bir demokrasi olmasının nedeni buydu. Ordu, Sol, Milliyetçiler gibi toplumun her kesimi son aşamada politikayı üst aşamaya taşıyabilecek kapasiteye sahip olduğundan, siyasi iktidarlar bu derece pervasızlaşamıyordu.
Demirel; Ecevit ya da Özal, Erdoğan’dan daha kötü politikacılar değildi ama hiçbirinin önü Erdoğan’ın olduğu kadar temizlenmemişti. Hepsi yapmak istediklerini hayata geçirirken politikanın alanında kalmak mecburiyetindeydi. Oysa Erdoğan istediği takdirde politikayı üst seviye taşıyıp özgürce hareket edebiliyor. Çünkü karşısında yumruklaşmayı göze alacak bir rakibi yok.
Sonuca gelirsek, Özgür Özel, mutlak butlan sürecine karşı nasıl bir siyaset izlerse izlesin bu konu artık vakıadır. Elinde de bunu engelleyecek kuvvetten -kendi seçimleri sonucunda- yoksundur.
Saraçhane’de kalbimden bıçaklandıktan sonra ziyarete gelen Özgür Özel’e önemli değil gerekirse bu ülke için aynısını bir daha yaparız demiştim.
Milyarlarca lira bütçesi, milyonlarca üyesi ve sınırsız kaynağı olan CHP, gözü bizim çeyreğimiz kadar karartamıyorsa demek ki bazı şeyler için doğru zaman henüz gelmemiştir.
Kısacası bugünün siyasetine sıkışıp moralinizi bozmayın. Ülkeden umudunuzu kesmeyin. Yarın gençliğin cesaretine karşılık verebilecek insanlar o makamlara gelecekler. Biz getireceğiz. O günlere hazırlanalım.
Benzeri ancak 12 Eylül karanlığında yaşanan bir dönemden geçiyoruz.
Tek adamın tek imzasıyla kapatılan, binlerce öğrencisi mağdur edilen Bilgi Üniversitesi’ndeyiz.
"Yalnız menfaat ve görünürlük uğruna" demem üstenci olduğum için değil, ön planda söylenenlerle arka planda yapılanlar arasındaki farktan haberdar olmamdandır. İyi niyetle ve fikri yapılan hiçbir oluşum ya da harekete karşı bir önyargım yoktur. Hepimizin kendini gösterecek insanlara ihtiyacı olduğu bir dönemde, bazılarının bayrağı taşıyor gibi gözüküp, mış gibi yapıp, bir de gerçek manada bedel ödeyen insanlara saldırması ben de soru işaretleri oluşturuyor açıkcası. Hem vatan, hem kadın kavgasını kendimi bildiğim günden beri veren biri olarak söylüyorum. Birini yargılamaya çalışmaktansa, onu anlamaya çalışmak bizi ileri götürecektir. Söylemlerin yargılandığı kadar, eylemlerin de yargılanması bizleri gerçeğe götürecektir. Sizin cümlenizdeki kaygıları da derinden hisseden bir kadın olarak konuşuyorum. Sizi içten bir samimiyetle anlıyor ve sizin de beni anlayacağınızı umut ediyorum.
Siz haberlerden izlemeye devam edin Yeşim Hanım, biz bizzat yaşadık. Yalnız menfaat ve görünürlük uğruna değil, gönülden bir vatanperverlikle çok uzun zamandır sokaklardayız biz. Mevzubahis üslupsa, önce istiklal kadınlarının üstenci ve buyurgan tavrını eleştirelim, sonra onları eleştirenlere dönelim. Bir olaya cevap verirken de, bence konuşanın kim olduğunu bildiğimizden emin olup, bir cümleyle bir insanı çözdüğümüze kanaat getirmeyelim. İyi akşamlar dilerim.
Dün il bazında eski bir MHP yöneticisiyle tanıştım. Yıllarca ülkü ocaklarında görev yapmış, halâ da partili.
"Lidere sadakat esastır" dedi.
Biraz güncel açıklamalar üzerine konuşunca şunu söyledi:
"Bahçeli'nin yerine abdullah öcalan geçse, ben yine MHP'ye oy veririm."
Partine mi sadıksın, vatanına mı diye sordum ancak şu cümleden sonra da cevabı merak etmedim açıkcası.
En nihayetinde savaştığı şeye dönüşenler, aslında en başından beri ne için savaştığını hiç bilmeyenlerdir.
Bugünlerde nefes almak çok zor. Her gün bir insan nefessiz kalırken, hayalleri, ümitleri birer hiçliğe dönüşürken hala devam edebilmek çok zor. Kadınsan, çocuksan, vatanperversen, hayvansan, ağaçsan hep ansız bir son bekliyorsun ensende. Küçücük çocukların okullarda katledildiği bir dünya hayal etmezdim bu ülkede.
Amerika'nın o çürümüşlüğünü hiç sevmem, bilen bilir. Her seferinde güzelim ülkemin, güzelim insanlarıyla kıyaslardım savunma olarak. Aidiyetsizliğin çürüttüğü toplum derdim.
Şimdi ben vatanıma ne demeliyim, bu acıları nereye koymalıyım, bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, vazgeçemeyeceğimdir. Bir çocuktan, bir kadından, bir zeytin ağacından, ecdadı hür, ikbali karanlık vatanımdan.
Bizi, bizden başka kimsenin korumadığı bu çağda, birbirimizi korumaktan ve bize ait olanlara tutunmaktan daha başka ne kaldı?
Çok üzgünüm çocuklar, sizi koruyamadığım için, koruması gerekenlerin çekmediği ızdırabı çekiyorum.
Başka çocuklar ölmesin diye, bu acıyı da kinime katıyor, son güne dek direniyorum.
Bu karanlık çökecek.
Sizin iktidarınız bitene dek, bizim savaşımız bitmeyecek.
#Kahramanmaraş
Fındığın Başkenti Giresun’un %85’ine Maden Ruhsatı Verildi | İlayda Ayaz
Rant için doğa, sessizlik için millet seçildi.
Bu bir çevre meselesi değil, vatan meselesi.
Giresun’da olanı görmezden gelme.
https://t.co/wj7xwmsj82
18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 111. yıl dönümünde başta Ebedi Başkumandanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!
İran’da yaşananlar, halkı keskin bir şekilde ikiye böldü. Bir tarafta özgürlüğü tehdit olarak gören baskıcı ve gerici Hamaney rejimi; diğer tarafta, tek amacı kendi çıkarını gözetmek ve Orta Doğu’da kurdukları “can pazarından” kâr sağlamak olan emperyalist Amerika ve İsrail var.
İran halkı, belki de önümüzdeki yüz yılını şekillendirecek bir kararın eşiğinde. Hiç kimse savaşmak zorunda kalmamalı; fakat bu zorlu dönemeçte güvenebilecekleri tek şey, kendi milletlerine ve bağımsızlıklarına sıkı sıkıya tutunmalarıdır.
Böylesi zamanlarda Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü akıldan çıkarılmamalıdır:
“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Ne Filistin’de soykırım yapan İsrail’e, ne kendini dünyanın sahibi sanan Amerika’ya, ne de kadının sesinden dahi rahatsız olan gerici Hamaney rejimi ve türevlerine boyun eğmek zorundasınız. Siz, yüzyıllardır süren devlet geleneğinin mirasını taşıyan İran halkısınız. Kendi ülkenizde bir kurtarıcıya muhtaç değilsiniz.
Ya bunu fark eder ve dünyaya iradenizin kimsenin satranç tahtasında piyon olamayacağını gösterirsiniz; ya da kurtuluş sandığınız prangayı boynunuza gönüllü olarak takarsınız.
Umuyoruz ki önümüzdeki günlerde hafife aldıkları bir halk, iradesini ortaya koyacak ve “büyük biraderlerin” planlarını bozacaktır.
*****
What is happening in Iran has clearly divided its people into two sides. On one side is the oppressive and reactionary Khamenei regime, which views freedom as a threat. On the other side are the imperialist powers—primarily the United States and Israel—whose sole aim is to protect their own interests and profit from the “blood market” they have established in the Middle East.
The Iranian people face a decision that could shape the next hundred years of their nation. While no one should be forced to fight, in this difficult moment the only thing they can truly rely on is their steadfast commitment to their own nation and independence.
In times like these, we must remember the words of Mustafa Kemal Atatürk:
"The independence of the nation will once again be saved by the determination and decision of the nation itself."
You are not obliged to bow to Israel, committing genocide in Palestine, nor to the self-proclaimed masters of the world in the United States, nor to the reactionary Khamenei regime or its affiliates who are even disturbed by the voice of a woman. You are the Iranian people, heirs to centuries-old state traditions. You do not need a savior within your own country.
You have two choices: either recognize this truth and show the world that your will will not be a pawn on anyone’s chessboard, or willingly place the shackle you mistake for liberation around your own neck.
We hope that in the days to come, a people underestimated by the world will assert their will and disrupt the algorithms of these “big brothers.”
#Iran
Duyuru!
Bildiğiniz gibi bir yıl önce sokak eylemlerinde başlayan mücadelemiz, ortaya çıkan örgütlenme ihtiyacıyla kısa sürede bir gençlik platformu yapısına evrilmişti.
Ancak mevcut siyaset çarkının çabasıyla sönümlenen eylemler sonuca ulaşamamış, Türk milletine karşı baskı, eşitsizlik ve adaletsizlik giderek daha fazla normalleşmiştir. Türk milletinin içinde bulunduğu buhran, Türk gençliği öncülüğünde daha uzun vadeli ve stratejik bir mücadelenin gerekli olduğunu göstermiştir. Bu nedenle platformumuz için sesi duyulmayan milletin sesi olabilmek idealiyle kurumsallaşma ihtiyacı doğmuştur.
Bu kapsamda 1283 Türk Gençlik Platformu, resmi olarak dernekleşerek 1283 Hareketi Derneği adını almıştır.
Mücadelemiz, birinci vazifemizi yerine getirene kadar katlanarak büyüyecektir.
Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!
Örgütlenin arkadaşlar. Benim siyasetle işim olmaz, ben ne yaparım demeyin. Yaşamak için örgütlenin. Bizi bizden başkası korumayacak.
Bıçaklanan arkadaşımızı tanıyan varsa iletişim bilgilerini iletsin lütfen.
Söz verdiğimiz gibi basın açıklamamızı gerçekleştirerek İran protestolarında hayatını kaybeden, işkence görenlerin sesi olmaya çalıştık. Dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan soydaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.