Son sahnede muhterisin maskesi tamamen düştü, altından bir neo-Osmanlıcı çıktı. Erdoğan’dan yıllardır ne duyuyorsak, Tom Barrack’ın ağzından ne işittiysek bugün aynısını bu hain söyledi. Koltuk hayali uğruna geldiği nokta, yıllarca eleştirdiği söylemin çok kötü bir kopyası olmaktan ibaret. Yazıklar olsun.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı.
Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Bunun mücadelesini vermek zorundayız
Salağın biri "İnsanın yaşadığı ortamlarda köpek olmaz" yazmış. Nasıl da "emin" kendisinden. Be adam insanla köpek 20000 sene bir arada yaşamış. Sen varsan yaşayamayacaklar yani. Bu kibriniz sizi cehenneme götürecek. Köpek kadar faydan oldu mu acaba insanlığa?
hayvan seven birinin iyi bir insan olma ihtimali yüksektir ama mutlak değildir. ama hayvan sevmeyen, hatta düşman birinin kötü bir insan olmama ihtimali yoktur.
Hayvana “Oğlum” Demek Neden Bazı İnsanları Rahatsız Ediyor?
Bir insanın köpeğine “oğlum” demesiyle rahatsız olan ama kız çocuklarına “kuşum”, erkek çocuklarına “kuzum” diyen; siyasal sembol olarak kurt kullanan; aşkı “uluma” metaforuyla anlatan; kahramanlığı “arslanlık” üzerinden kuran insanların verdiği tepki, ilk bakışta sadece bir çelişki gibi görünebilir. Oysa mesele yalnızca dilsel bir tutarsızlık değil; çok daha derin bir psikolojik ve sosyolojik yapının dışavurumudur.
Çünkü burada sorun aslında “hayvan benzetmesi” değildir. Sorun, kimlerin hangi sembolleri kullanma hakkına sahip olduğudur. Aynı toplum, sevdiği ideolojik veya kültürel bağlam içinde hayvan metaforlarını yüceltirken, başka bir bağlamda bunu “ahlaksızlık”, “değersizlik” veya “kutsala saldırı” gibi algılayabiliyor. Yani tepki, kelimenin kendisine değil; kelimeyi kullanan kişinin niyetine, kimliğine ve temsil ettiği yaşam tarzına yöneliyor.
Bir baba çocuğuna “kuzum” dediğinde kimse bunu aşağılayıcı bulmuyor. Çünkü o metafor, geleneksel sevgi dilinin parçası kabul ediliyor. Ama bir insan köpeğine “oğlum” dediğinde bazı kişiler bunu “insanın hayvanla eşitlenmesi” gibi yorumluyor. Buradaki psikolojik kırılma noktası şu: İnsan ile hayvan arasındaki sembolik hiyerarşinin bozulduğu hissi. Özellikle otoriter ve hiyerarşik kültürlerde kategorilerin karışması insanlarda yoğun rahatsızlık yaratır. Çünkü bu kültürler, dünyayı keskin sınırlarla anlamlandırır:
insan/hayvan,
kutsal/bayağı,
biz/onlar,
ahlaklı/ahlaksız,
makbul/sapkın.
Bu sınırlar bulanıklaştığında yalnızca bir kelime değil, bütün zihinsel düzen tehdit altında hissedilir.
Ulan nasıl bir dönemden geçiyoruz… Hem “sokakta kedi köpek olmaz” diyorsunuz, sonra alıp evde besleyenlere sapkınca ifadeler kullanıyorsunuz. Yav siz nasıl bir çocukluk geçirdiniz, nasıl travmalarınız var? “Patili annesiyim” diyen kişilere “babası kim?”, “yakında evlenir bunlar kedisiyle köpeğiyle” yakıştırmaları… Beyinleri kararmış, yürekleri kararmış cani, psikopat insanlar…
İyi değil mi? Böyle ekonomi konuşulmasın, ülkenin asıl sorunları konuşulmasın. Yoksulluk, pahalılık, eğitimdeki çürümüşlük, sağlıktaki düzensizlikler konuşulmasın. Ülkedeki tüm köyler 3-5 maden holdingine peşkeş çekilsin. Bir yandan bayrak milliyetçiliği, bir yandan sporda ırkçılık konuşulsun. Çocuk işçi ölümleri hiç konuşulmasın. Ama camide polis kıyafetiyle sex yapan, hac ve umre paralarını escortlarla yiyenler konuşulmasın. Bir de onlara “deli” deyip durumu kurtarma çabası içinde olunsun…
Herkese “ite tapar”, “itperest”, “ataputçu”… Eleştirene “laik”. Atak geçiren, ülkedeki tüm olumsuzlukları Kemalist düzenin, laik sistemin eseri diyen bir avuç azgın azınlığın; hayvanlara karşı merhametli, vicdanlı, şefkatli olması bile zorlarına gidiyor. Bunlara ağır yaptırımlar uygulanmayıp cezasızlık ödülü verildikçe kuduran bir güruh ile karşı karşıyayız.
Biz köpeğe bile “it” demeyiz ama ite it deriz.
Ne güzel demiş Neyzen zamanında:
“Geldikleri gibi gitmediler…
Kimisi bitini bıraktı,
Kimisi itini bıraktı,
Kimisi de piçini bıraktı ardında…”
Yaşar Kemal de güzel demişti:
“O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”
Can Yücel de güzel söylemiş:
“Bana şiirlerimde küfür etme diyorlar. Lan bu kadar O. çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz?”
Şimdi bu çocuk o dizileri izlemiyor mu, bilgisayar oyunları oynamıyor mu.. her şey işte önce ailede başlar. Güzelim benim, seni yetiştiren anne babadan Allah razı olsun 🩷
2000 yıl önce söylenmiş bu sözü anlayan aydınlanıyor:
“Din, sıradan insanlar için gerçek, bilgeler için masal, iktidarlar içinse kullanışlıdır.”
— Lucius Annaeus Seneca
Hep genç bir erkek mevzu yalnız aynı durumları yaşayan kadınlar ayakları üstünde durup zırlamadan çalışıp paralarını kazanıyorlar. Kimseye de saldırmıyorlar.
Nevşin Mengü:
"Genç insanlar okuldan mezun oluyor, hiçbir anlam ifade etmiyor. İş bulamıyorlar. Bulurlarsa maaşları yetmiyor. Karınlarını doyuramıyorlar.
20-25 yaşına geliyor ailesinden ayrılıp, ayrı bir hayat kuramıyor. Genç bir erkek olarak ben bu hayatta kimim diyorlar."
Hep erkek çocukları bu sözde cinneti geçiriyor bir de ne hikmetse. Hepsi toplumun her köşesine işlediğiniz iğrenç şiddet odaklı dizilerinizden, şarkılarınızdan, sözde şakalarınızdan, iğrenç erkeklik algılarınızdan kaynaklanıyor. Blackpill’inizden, kırmızı hapınıza, incelliğinize, Alfa beta erkekliğinize, hepinizin belasını sikeyim.
Bence zahmet etmesinler konum atsınlar direk gidelim ara falan bağlan bunlar meşakkatli işler. Adreslerine direk gidip hizmet etmemiz lazım bizim ayıbımız
Aile hekimliği mevzuatı ve buna bağlı mevzuatlar tababet ve şuabatı sanatlarının tarzı icrasına dair kanuna aykırı olamaz.
Hastayı fiziksel görmeden reçete düzenlemesi rapor düzenlenmesi bir çok yargı kararı ile cezalandırılmışken bu gibi hukuktan uzak tanıtımlar aile hekimliğine hekimliğe zarar vermektedir.
Sınırları kapsamı içeriği belirsiz bu tanıtımlar hekime şiddete sebep olacağından ayrı bir suç işlenmektedir. Uzaktan sağlık sadece bir danışmanlık hizmeti olabilir hastaya dokunmadan muayene rapor olmaz olamaz .
Ayrıca uzaktan sesli ve görüntülü muayene hekimlerin zorunlu mesleki sigortalarının poliçe kapsamında olmadığından malpraktis davalarında ciddi mağduriyetler olasıdır.
Sağlık siyasetin oyuncağı değildir bilim ve hukukla çerçevesi bellidir.
@dayanismasen@saglikbakanligi@ankarailsaglik