+ tazminata hükmederek ihlali devam ettiriyor. Bu stratejiler hak aramayı başvurucular açısından bir tür işkenceye dönüştürüyor. Mağdurlar hiçbir zaman hakkını tam olarak elde edemezken, hak ihlaline sebep olanlar açısından hiçbir sonuç doğmuyor. Hukuksuzluk topluma hakim oluyor.
AYM bireysel başvuruyu etkisizleştirmek için elinden geleni yapıyor. Birleştirilmiş HAGB ihlal kararları sonrasında yapılan yargılamaların çok büyük çoğunluğunda tekrar mahkumiyet kararı veriliyor. Zira AYM yargılama konusu eylem veya beyanlara ilişkin değerlendirme yapmıyor.
Diğer taraftan haksız tutuklama nedeniyle verilen tazminatın yetersiz olması nedeniyle verilen ihlal kararlarında, AYM kendisi tazminat vererek sorunu bitirebilek iken, ihlal kararı vermekle yetinip yargılamanın yenilenmesine karar veriyor. Derece mahkemeleri yine üç kuruş ++
İFÖD'ün "Dijital Sıkıyönetim: Kamu Düzeni Gerekçesiyle Kamunun Susturulması" başlıklı EngelliWeb 2025 raporu yayımlandı.
Raporda, 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'den toplam 1.505.484 web sitesi ve alan adına, 875 farklı kurum ve hakimlik tarafından verilen 1.284.464 farklı karar doğrultusunda erişim engellendiği tespit edildi.
Bu tablo, erişim engelleme tedbirlerinin Türkiye'de kalıcı, yaygın ve çok aktörlü bir dijital denetim rejimine dönüştüğünü gösteriyor.
Rapor: https://t.co/z200IEnHQB
İFÖD'ün "Dijital Sıkıyönetim: Kamu Düzeni Gerekçesiyle Kamunun Susturulması" başlıklı EngelliWeb 2025 raporu yayımlandı. https://t.co/z200IEnHQB
Rapor, 2025 yılı boyunca erişim engelleme, içerik çıkarma, bant daraltma, sosyal medya hesaplarının Türkiye'den görünmez kılınması, teknik altyapı hizmetlerinin hedef alınması ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması pratiklerini kapsamlı biçimde değerlendiriyor.
Rapora göre, Türkiye'de İnternetin özgürleştirici potansiyelinin yerini giderek daha kapalı, denetlenen ve cezalandırıcı bir dijital rejim alıyor. 2025 yılı da "gerçeğin haberleştirilmesinin" suç sayıldığı bir yıl olarak kayıtlara geçti.
Dijital Sıkıyönetim
2025 yılı, "kamu düzeni" ve "millî güvenlik" gerekçeleriyle toplumun tüm kesimlerini hedef alan bir dijital sıkıyönetim dönemine dönüştü. Erişim engelleme ve bant daraltma, toplumsal gerilim anlarında otomatik olarak devreye sokulan rutin bir baskı aracına dönüştü.
1,5 milyondan fazla web sitesi ve alan adı erişime engellendi
2025 sonu itibarıyla Türkiye'den toplam 1.505.484 web sitesi ve alan adına, 875 farklı kurum ve hakimlik tarafından verilen 1.284.464 farklı karar doğrultusunda erişim engellendiği tespit edildi.
19 Mart süreci: bant daraltma ve toplu sosyal medya engelleri
19 Mart 2025 sonrası süreç, dijital sansür mekanizmalarının toplumsal muhalefet karşısında ne kadar hızlı devreye sokulabildiğini gösterdi. Bant daraltma, toplu sosyal medya engelleri ve haber alma hakkına yönelik müdahaleler dijital sıkıyönetim pratiğinin en görünür örneklerinden biri oldu.
8/A maddesi: istisnai tedbirden denetim dışı sansür aracına
5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi, kamu yararına haberlerin, gazetecilerin, öğrenci inisiyatiflerinin, sivil toplum aktörlerinin, muhalif kampanya hesaplarının ve toplumsal protestolara ilişkin bilgi akışının bastırılmasında kullanılan temel araçlardan biri haline geldi.
Şeffaflıktan uzak, gerekçesiz ve şablon kararlar
Raporda, 8/A maddesi kapsamında verilen kararların büyük çoğunluğunun gerekçesiz ve şablon ifadelerle verildiği, kararların ilgililere gecikmeli olarak tebliğ edildiği veya hiç gönderilmediği tespit edildi.
9. madde iptal edildi, sansür yer değiştirdi
AYM’nin 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesini iptal etmesi, kişilik hakları gerekçesiyle uygulanan sansür mekanizmasını sona erdirmedi. Sansür, 8/A, 9/A ve hukuk mahkemelerinin ihtiyati tedbir kararları üzerinden yeniden kuruldu.
Teknik altyapı ve dijital hizmetler de hedefte
2025 yılında yalnızca haberler ve sosyal medya içerikleri değil; teknik altyapı hizmetleri, eSIM sağlayıcıları, oyun ve yayın platformları, dinamik DNS hizmetleri, arşivleme araçları ve dijital servisler de erişim engelleme kararlarının hedefi oldu.
AYM kararları uygulanmadı, dijital hafıza silinmeye devam etti
AYM'nin ihlal kararlarına rağmen çok sayıda erişim engeli kaldırılmadı. Rapor, AYM kararlarının uygulanmaması pratiğinin bireysel başvuru mekanizmasını etkisizleştirdiğini, sansür kararlarını kalıcılaştırdığını ve dijital hafızanın silinmeye devam etmesine yol açtığını ortaya koyuyor.
Sansür artık tek bir yasa maddesiyle sınırlı değil
İFÖD, ifade ve basın özgürlüğünün korunabilmesi için erişim engelleme yetkilerinin sınırlandırılması, denetime tabi tutulması, kararların şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının derhal uygulanması ve erişim engellemenin yalnızca istisnai, ölçülü ve yargısal denetime açık bir tedbir olarak kullanılmasının demokratik bir zorunluluk olduğunu vurguluyor.
https://t.co/z200IEnHQB
Millet Partisi Sulh Ceza, Demokrat Parti Asliye Hukuk Mahkemesi ile kapatılmıştı.
Tek parti döneminde Demokrat Parti'nin zaferleri ise yine ilk derece hukuk mahkemeleri kararlarıyla iptal ediliyordu.
Siyasi partilerin gelişigüzel bir dernek gibi muamele görmemesi, demokrasi için önemli bir yere sahip olmasının şartı özel hukuki bir rejimle korunması
Bugün bu yüzden özel bir Siyasi Partiler Kanunu ve rejimimiz var. Bu yüzden Yüksek Seçim Kurulu var.
Bu yüzden parti kapatma kararı 61'de münhasıran Anayasa Mahkemesi'ne verildi.
Bu yüzden Siyasi Partilere kongresine ilişkin bu tür iptal kararların hukuk mahkemelerinde alınmaması gerekiyor.
Bütün sistemimizin oturduğu temel mantık bu.
Bu temel mantık bugün çiğnendi.
I welcome the decision of the Grand Chamber of the European Court of Human Rights in Yasak v Turkiye, finding a conviction for membership of a terrorist group, lacking mens rea & individual liability, infringed legality. The Court endorsed my submissions
https://t.co/ZSOob9ITvN
AİHM Büyük Dairesi Yasak/Türkiye başvurusunda mahkumiyet hükmü nedeniyle Sözleşmenin 7. maddesinin (Kanunsuz suç ve ceza olmaz) ve hapishane koşulları nedeniyle 3 maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. https://t.co/ZzB40p93TF
Mahkeme 7. m. nedeniyle manevi tazminata hükmetmezken 3. m. nedeniyle 2.800 Euro tazminata ve 9050 Euro yargılama giderine hükmetti. Bu karar Türk yargısının bahanelere sığınmasına olanak tanımayacak açıklıkta. Şiddet ile ilişki kurmadan terör örgütü üyeliğine karar verilemez.
This judgment is quite significant to expose blatant denial of justice in Türkiye. Now the question is how the Chamber did not find violation in this case unanimously.
⚖️ Yasak v. Türkiye
➡️ The applicant’s conviction for membership of an armed terrorist organisation and the conditions of his detention entailed violations of Article 7 and Article 3 of the Convention.
Press release: https://t.co/wSzpeEj171
📹 Video: https://t.co/2KYIanp8b1
İdeal dünyada bunun çözümü 314'ü öngörülebilir bir kanun hükmü haline getirmek olurdu tabi ama bu mümkün olamayacağına göre Yasak/TR kararından Türkiye'deki hukukçulara kalan miras mens rea (manevi unsur) meselesi olacak. Bunun her yargılamada Yasak'a atıfla sorgulanması lazım.
Artık ceza mahkemeleri açısından, en azından örgüt suçlarında, manevi varlığı ortaya koyacak bir araştırma yapma yükümlülüğü de var. Varsayımlardan spekülasyondan hareket ederek manevi unsurun var olduğu sonucuna ulaşılması ise Sözleşme'nin 7. maddesini ihlal edecek.
Ama her işte bir hayır var tabi. Bu yaklaşım 7. maddenin denetim alanını genişletti. Yalçınkaya'da sorun görece kolaydı. Bylock=üyelik olmaz dedi, maddi unsuru değerlendirdi. Yasak'ta ise 7. madde manevi unsurun (mens rea) da varlığını gerektirir noktasına geldi AİHM.
Ancak AİHM bir kez 314'ü öngörülebilir kabul edince kaçınılmaz olarak 314'ün her olayda doğru uygulanıp uygulanmadığını denetlemeye başladı. Bu da ister istemez "4. derece mahkeme" sularında yüzmesine, 6. madde ile 7. madde denetiminin bir birine karışmasına neden oldu.
Türkiye'de Yargıtay içtihadı dahil uygulamada örgüt üyeliği için her şey delil olabiliyor, hatta Anayasal hakların kullanımı delil sayılıyor, şiddetle bağ aranmıyor, varsayımlardan hareket ediliyor. Bu 314'ün lafzından ve uygulamasından kaynaklanan bir öngörülemezlik sorunu.
Yasak/TR kararında Úna Ní Raifeartaigh'ın değerlendirmesi ilginç. AİHM daha önce verdiği kararlarda TCK 314'ün (örgüt üyeliği) içtihatla birlikte öngörülebilir bir yasal dayanak olduğuna karar vermişti. Bence bu saptama, özellikle de uygulama dikkate alındığında yanlıştı.
Yasak/TR Büyük Daire kararının AİHS ve Türkiye hukuku açısından önemine aşağıda kısaca değinmeye çalıştım. Bu karar mens rea kavramını 7. madde içtihadına çok güçlü bir şekilde soktuğu gibi Türkiye'deki yargılamalarda da avukatlara çok güçlü bir savunma aracı sunabilir.
Mahkeme 7. m. nedeniyle manevi tazminata hükmetmezken 3. m. nedeniyle 2.800 Euro tazminata ve 9050 Euro yargılama giderine hükmetti. Bu karar Türk yargısının bahanelere sığınmasına olanak tanımayacak açıklıkta. Şiddet ile ilişki kurmadan terör örgütü üyeliğine karar verilemez.
AİHM Büyük Dairesi Yasak/Türkiye başvurusunda mahkumiyet hükmü nedeniyle Sözleşmenin 7. maddesinin (Kanunsuz suç ve ceza olmaz) ve hapishane koşulları nedeniyle 3 maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. https://t.co/ZzB40p93TF