Kürtajın bu kadar ulaşılamaz olması kadar saçma bir şey yok. 19 yaşındaki bir kadının çamaşır suyu içmesi ya da başka istenmeyen bir bebeğin konteynıra atılması daha mı iyi ? Zaten maddi imkânı olan bir yer bulup her türlü yaptırıyor, suça ve karaborsaya teşvikten başka bir şey değil kürtajın bu kadar ulaşılamaz olması.
Paraguay maçı ve Kemal Kılıçdaroğlu röportajından dolayı bu mevzu araya kaynadı.
Dün gece çıkan Resmi Gazete’deki Cumhurbaşkanı Kararı’na göre; 15 yaşından küçük ve 50 yaşından büyük Cezayir vatandaşları için vize muafiyeti getirildi!
Peki biz Cezayir’e gitmek için ne yapıyoruz?
30 günlük için 40 euro, 90 günlük için 100 euro ödeyip vizeye başvuruyoruz. 1 hafta da vizenin çıkmasını bekliyoruz. Tabi çıkarsa! Bize vize, onlara muafiyet!
YAZIKLAR OLSUN!
#SONDAKIKA
Kaçırılan İBB Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal,
Tuzla'da bir fabrikada elleri kolları bağlı işkence görmüş bir halde bulundu.
Fatoş Pınar Türker'in 'Utanmıyorum' sözlerinin yanındayız. Çünkü utanması gereken, bu durumu yaratanlar ve insan onurunu zedeleyen uygulamalara imza atanlardır.
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
İktidar değişikliği olduğunda parlamenter sisteme dönmek için tekrardan anayasa değişikliği yapmaya gerek yok. Bir asliye hukuk mahkemesi 2017 Referandumu için "mutlak butlan" kararı verir ve otomatik 2017 öncesi sisteme dönülür. Kendi iktidarları için işte böyle saçmasapan bir yere getirdiler hukuk düzenini.
Bilgi Üniversitesi tekrar açıldığına göre bize de anı olarak koskoca ülkenin Erdoğan’ın elinde oyuncak haline geldiği, tek bir imzayla her şeyin bir anda değişebileceği gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş olmak kaldı.
Demokrasimiz eksik aksaktı ama Türkiye YSK varolduğundan beri sorunsuz seçim yapan ve bu nedenle parmakla gösterilen az sayıdaki ülkelerden biriydi. Şimdi o kurumu da yok ettiler. 21 Mayıs bu nedenle çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu karardan sonra Türkiye’de seçimler artık şeklen yapılabilir. İktidarın izin verdiği ölçüde muhalefet var olabilir. O kadarına tahammül etmezse, tüm muhalefet yasaklı hale getirilir. Bunun sonuçları hepimiz için çok ağır olacaktır. Yoksulluktan şikayet edenlerin bugünleri dahi arayacağı günler yakındır. Yazık oldu bu güzelim memlekete. Bir zümrenin iktidar hırsı bir ülkeye diz çöktürdü.
Mutlak butlan kararıyla YSK da fiilen kaldırılmıştır. Bundan sonra seçim sonuçlarına mahkemeler, iktidarın istediği doğrultuda karar vereceklerdir. Yani halkın iradesinin bir hükmü kalmamıştır. Bundan sonra herkesin diplomasından sofrasındaki ekmeğine, çocuğunun geleceğinden, yaşamının her aşamadına tek kişi karar verecektir.