Önceki dönem Bodrum, günümüzde ise Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ahmet Aras ile birlikte çalışmaya başladığım 2020 yılının Temmuz ayından bu güne kadar ve halen, menfaatlerine ters düştüğüm bazı gazeteci görünümlü şahıslar tarafından hakkımda söylenen yalanların, tezgahlanan deepfake ses kayıtları kumpasının ve yayınlanan yalan haberlerin; 2 Mayıs 2025 Cuma günü, 100 kişiye yakın basın mensubunun katılımı eşliğinde düzenlenen "Muğla Büyükşehir Belediyesi 1. Yıl Faaliyetleri Sunumu" sırasında, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras tarafından anlatılan; 18 dakika, 51 saniyelik gerçeği.
“Hukuken konuşuyorsunuz” veya “hukuken öyle ama” veya “hukuk öyle diyor olabilir” deniliyor. Hukuk devletinde neye göre konuşulur, bunun başka türlüsü olabilir mi? Sosyal normlardan sapma yoğunluğu, kurallara aykırılıkta alışkanlığa dönüşür!
Türkiye'de çevrenin korunması adına umut verici bir gün. Bu yeni mahkeme kararının duyulmasına destek verirseniz sevinirim. Bizzat kendi adıma ve tüm memleket hayrına Aydın’daki yeni maden ocağı projesinin ruhsatının iptali için açtığım davada maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Böylelikle, valiliğin “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açtığım davada Aydın 2. Idare mahkemesinden aldığım iptal kararından sonra bu sefer de Aydın 1. İdare Mahkemesi tarafından ilgili müteahhit firmaya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (“MAPEG”) tarafından verilen maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Öyle orman gördüğünüz her yeri darmaduman edecek şekilde kazmayı vurup kazmaca yok. Memleketin doğasına sahip çıkan vatandaş var. Hukukçular var. Aydın'da hakimler var.
Bu kararın ilgili sayfalarını 290,000 takipçime iletiyorum. Memleketin nice yerlerindeki doğa katliamlarına karşı kullanılabilecek önemli bir karardır. Eğer duyurulmasına ve elden ele dolaşarak bilinmesine katkı verebilirseniz, koruma etkisi benim yetişebildiğim yerlerle sınırlı kalmamış ve yurt sathına yayılabilmiş olacaktır.
The best hospital in Central America.
With every medical specialty, the most advanced technology in the world, and top-quality care.
Public. Dignified. Free. For everyone.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açık hava reklamcılı��ı alanındaki gelirlerini arttırmak, Muğla ili genelinde yenilikçi reklam mecraları oluşturmak ve yasa dışı reklam mecraları ile mücadeleyi güçlendirmek amacıyla 11 Aralık 2025 tarihinde kurulan Muğla Büyükşehir Reklam AŞ. tarafından yürütülen ve yönetilen tüm çalışmalara bu günden itibaren; Instagram, Facebook ve X platformlarındaki adresimiz olan mubrasmbb üzerinden ulaşabileceksiniz.
Hisselerinin tamamı Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan şirketimizin “Açık Havada Yasal Reklam” olarak belirlenen sloganı ise bağlı bulunduğumuz Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açık hava reklamcılığı alanındaki kararlı tutumunun, kısa ve net özetidir.
11 Aralık 2025 tarihinde; Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açık hava reklamcılığı alanındaki gelirlerini arttırmak, yeni reklam mecraları oluşturmak ve Muğla ili genelindeki kaçak reklam mecralarının kaldırılması çalışmalarını koordine ederek, bu konularda kamuoyunun bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan ve hisselerinin tamamı Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Muğla Büyükşehir Reklam AŞ. adlı şirketin mubrasmbb adlı Instagram, Facebook ve X hesapları, 01 Haziran Pazartesi gününden itibaren yayına açılacaktır.
Bu tarihten itibaren, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açık hava reklamcılığı konusundaki tüm faaliyetleri, kaçak reklam mecralarının söküm bilgileri de dahil olmak üzere Muğla Büyükşehir Reklam AŞ’nin @mubrasmbb adlı resmi sosyal medya hesaplarından takip edilebilir.
Fatih Altaylıdan Kılıçdaroğlu'na zor soru: " Bu değirmenin suyu nereden geliyor?"
Gazeteci Fatih Altaylı, iki lüks ofisi ve onlarca personeli olan Kemal Kılıçdaroğlu'na finans kaynağını sordu:
"Sadece emekli maaşıyla bu paralar iki yıldır nasıl ödeniyor? Çıkın açıklayın
1️⃣ CHP Eskişehir Kurultay Delegeleri olarak, partimizin iradesinin yeniden tecelli etmesi ve tartışmaların sona ermesi adına olağanüstü kurultayın toplanması için dilekçelerimizi verdik.
Bugüne kadar s��zleriyle, davranışlarıyla ve yaptıklarıyla kendisini açıkça ortaya koyan, Silivri’deki ilk günlerimden beri tanıdığım Sayın Özgür Özel, eğer Türkiye’de birileri FETÖ’cülükle suçlanacaksa akla gelebilecek en son isimlerden biridir
FLAŞ...FLAŞ...
ÖZGÜR ÖZEL FETÖ'NÜN DARBE GİRİŞİMİ SIRASINDA NEREDEYDİ?
"15 Temmuz 2016…
O gece saat 21.00 civarında, olağan dışı hareketlenmeler olduğunu televizyonlardan öğrendik. Çok geçmeden bunun darbe girişimi olduğunu yine televizyonlardan duyduk. Olaylar başlar başlamaz telefonlaşarak Genel Merkez'de buluşmaya karar verdik. Bizi ilk arayanlardan biri Uğur Dündar oldu. Bunun hain bir kalkışma olduğunu, CHP'nin bu darbeye karşı direnmesi ve demokrasinin yanında durması gerektiğini söyledi.
★★★
Saat 22.30'a geldiğinde, Genel Merkez'de buluştuk.
Genel Merkez'e ulaştığımızda, Ankara'da birçok noktada çatışmalar yaşanıyor, açık camlardan içeri keskin bir barut kokusu doluyordu. O gece bizimle birlikte 20 kadar parti yöneticimiz ve milletvekilimiz Genel Merkez'e geldi.
Çatışmalar yoğunlaşınca tüm parti çalışanlarını, danışmanlarımızı ve şoförlerimizi evlerine gönderdik.
Parti yöneticilerimizle ayak üstü yaptığımız toplantıda; darbe girişimi kimden gelirse gelsin açık, aktif ve cesur tavır almaya karar verdik.
★★★
Bu sırada birçok AKP'li üst düzey yönetici bizleri arıyor ve darbenin bastırılması için yardım istiyordu. Genel Başkanımız uçaktaydı. İstanbul'a iner inmez görüştük kendisi de bizlere “darbeye karşı direnme” talimatı verdi.
Hemen TBMM'ye geçerek direnişi buradan yürütmeyi kararlaştırdık. Ancak tüm şoförlerimiz ve danışmanlarımızı can güvenliklerini düşünerek evlerine gönderdiğimiz için, ne aracımız ne de bir sürücümüz vardı!..
Aykut Erdoğdu, Veli Ağbaba ve ben, üniversite yıllarındaki hayallerimizi gerçekleştirmek amacıyla birlikte 1973 model bir volkswagen kaplumbağa araç almıştık. Elimizde bir tek bu araç vardı. Ona binip TBMM'ye doğru yola koyulduk.
İnönü Bulvarı üzerinde çatışmalar yaşandığı için Dikmen üzerinden TBMM'ye ulaşmaya çalışıyorduk.
(Bu sırada Aykut Erdoğdu başımıza bir şey gelmesi ihtimalini düşünerek vasiyet niyetine bir kısa video çekti.)
★★★
Aracı ben kullanıyordum.
Dikmen'den aşağı inerken yolda kimseler görünmüyordu.
Ancak TBMM'ye yaklaştığımızda yol üzerine taş yağıyormuş hissi veren küçük toz kümeleri oluşmaya başladı. Bunların helikopterden atılan mermiler olduğunu fark edince, Aykut'un vasiyet videosu çekmesine hak verdik!..
Mermi yağmuru altında TBMM'nin Dikmen kapısına ulaştık. Aykut silahlı gelmişti. Araç durduğunda hemen atlayıp, duvar dibine siper aldı. Bulunduğumuz yer, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın yanında, Genel Kurmay Başkanlığı'nın ise tam karşısındaydı. Çevreden sürekli çatışma sesleri geliyor, havadaki kesif bir barut kokusu giderek artıyordu.
Aykut, TBMM kapısında bekleyen polis memurlarına Milletvekili olduğumuzu bağırdı. Ben bu sırada aracı park ettim. Hatta doğru park etmiş miyim diye, aracın etrafında dönüp dururken Aykut seslendi: “Çatışma var çabuk ol!..”
Doğrusu hepimizin gençlik hayali “vosvos”umuz çok kıymetliydi ve onu yolun ortasına bırakıp gitmeye gönlüm el vermiyordu. Bu sırada Aykut silahı ile siper ala ala iç kapıya kadar ulaşmıştı. Benim sakin ve yavaş yürüdüğümü görünce, koşarak geldi ve kolumdan çekerek “Çabuk ol yoksa burada vuracaklar bizi!” diyerek çekmeye çalıştı. Sanki koşarsam darbecilerden korkuyormuşuz gibi anlaşılacak diye, inadına yavaş ve sakin yürüyordum.
Neyse ki Aykut beni çeke çeke TBMM'ye soktu!..
★★★
3 No'lu kapıdan girip, Genel Kurul'a giden koridoru geçtik. Genel Kurul'un kapısında bizi AKP ve CHP'den bir grup milletvekili karşıladı. Hemen yanımıza dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman geldi. Bana ve Aykut'a sarılıp “Bunlar demokrasi öpücüğü” diyerek yanaklarımızdan öptü. İsmail Kahraman'ın bu tavrı bana hem tuhaf hem de komik gelmişti. Genel Kurul'un kapıları kapalı olduğu için hep birlikte kapıları kırıp içeri girdik ve salonun ışıklarını yaktık. Toplantıyı açmak için Başkanlık Divanı'nın oluşması gerekiyordu. Ancak katip üye yoktu. Bu yüzden birinden ceket alıp giydim ve “Başkanlık Katibi” koltuğuna oturdum. Hatta İsmail Kahraman'ın bulup verdiği ceketi giyerken “Milli Görüş ceketi” diyerek şaka yapmayı da ihmal etmedim!..
★★★
TBMM Başkanı resmi açılışı yaptı ve orada, CHP adına, darbe girişimine karşı olduğumuzu çok açık bir şekilde söyledim.
Meclis'e gelmeden önce de TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Doğan Kubat ile telefonla görüşerek, ‘Biz yanınızdayız, ne yapmak gerekiyorsa birlikte yapacağız, karşı çıkalım' dedim. Meclis Genel Kurulu olağanüstü toplandı. Bir tarafta AK Parti adına Mehmet Muş, diğer tarafta partim adına ben, MHP adına Erkan Akçay…
Divan'da katip üyelerin bulundukları koltuklarda biz görevdeydik o gece.
Tepemize bombalar yağarken Meclis kürsüsünde tarihe not düştüğümüz konuşmalar yaptık. Genel Kurul Salonunu 10 metre ile ıskalayan bombanın ardından, sığınağa inme kararı alındı.
★★★
TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve bazı milletvekilleriyle sığınakta bir odaya girerek, 16 Temmuz günü TBMM Genel Kurulu'nda okunan ve altında 4 partinin ortak imzası bulunan tarihi bildiriyi hazırladık. O günkü bildiri, bombardıman altındaki Meclis'in ertesi gün açılıp, çalışma ve darbeye karşı koyma iradesi açısından çok önemliydi…”
★★★
Değerli okurlarım,
Sizlere CHP Lideri Özgür Özel'in ağzından, 15 Temmuz 2016 tarihindeki FETÖ'nün hain darbe girişiminde yaşananları aktardım.
O gece Özgür Özel ve arkadaşları kurşun ve bomba yağmuru altında Meclis'e gelerek, diğer partilerin milletvekilleriyle birlikte, bir demokrasi ve kahramanlık destanı yazdılar.
Ben de tarihe not düşmek için, bu çok önemli bilgileri köşemde paylaşıyorum…
Kılıçdaroğlu "kul hakkı yemedim" demiş. Hatalıdır. "Vakit" de kul hakkı kapsamındadır. Başkasının malına, şerefine, emeğine veya vaktine haksız el atan kişi, ahirette hak sahibiyle hesaplaşır. Bir kuşağın ömrünü yiyen insan, hele de bunda ısrarlıysa, "kul hakkı yemedim" diyemez.
Zübüklerin BirGün gazetesini okumamasından normal ne olabilir. Haber değeri bile olmayan bir bilgi. Zaten onların Saray yandaşlarıyla aynı bataklıkta olduğunu biliyoruz.
Kemal Bey'e açık mektup...
#SenHepBöyleymişsin
Merhaba Kemal Bey,
Bilmem hatırlar mısınız? Siz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olduğunuzda odamıza gelmiştiniz; Dış Karakol Binası'na. Ve orada, basına kapalı bir bilgilendirme toplantısı düzenlemiştik sizin için.
Sizi İstanbul için donanımlı hale getirmek için üç gün çalışmıştık. O dönemin en büyük kent problemlerini neredeyse hap yapar gibi tek tek özetleyip, görseller eşliğinde size bir sunum hazırlamıştım. Hatta o zamanlar çok da yaygın olmayan flash belleklerden alıp sunuşu ona da kaydetmiştik.
O toplantıyı hiç unutmuyorum. Büyük bir masanın etrafında toplandık, hocalarımız da vardı yanımızda... Size sunum yapmaya başladım.
Önce sizin hakkınızdaki ilk gözlemimi ve izlenimimi aktarayım. Hani sonraları insanların "poker surat" diye bahsettiği o yüz ifadesiyle ilk kez karşılaşmıştım. Daha önce sizi hiçbir yerde canlı görmemiştim.
Sunuş boyunca sustunuz hiç bir soru sormadınız hatta mimik bile yapmadınız...Öyle bakıp durdunuz...
İstanbul'un meseleleri arasında üçüncü köprü de vardı. Biz size Boğaziçi köprülerini ve üçüncü köprüyü anlatırken birdenbire canlandınız ve bana şu soruyu sordunuz: "Peki üçüncü köprü yapılmazsa, Karadeniz Otoyolu karşıya nasıl geçecek?"...
Bir an dondum kaldım ve hayretler içinde baka kaldım size. Birden sesinizin çıkmasına mı şaşırdım, bilemiyorum ama ağzımdan aniden, "Ay, bunca sorunun içinde bu mu size dert oldu?" cümlesi kaçıverdi...
O gün anlamalıydık sizi Kemal Bey...
O gün anlamalıydım. Bugünkü proje hamlenizin ipuçları o günden belliymiş aslında...
.....
Kılıçdaroğlu haram lokma yiyenlere zamanında müdahale etmediği için örg��tünden özür diliyormuş! Senin o örgütün veya o seçmenin karşısına çıkmaya 1 gram cesaretin veya yüzün kaldı mı? Ancak Gürsel Tekin ve Şurekasının önünde polis koruması altında böyle nutuk atabilirsin! Halk sokakta seni bekliyor çarşı pazarda seni bekliyor haberin var mı? Ortalara çıkmaya cesaretin var mı?
CHP Genel Merkezi'nin ne olduğu ve ne olmadığı konusundaki bazı düşüncelerimdir. Bu suretle Kılıçdaroğlu ekibinin ne olduğu ve ne olmadığı konusunda da fikirlerimi iletmis oluyorum.
Birincisi, eğer arkanızda halk yoksa, CHP Genel Merkezi'ni kontrol etmek zerre anlam ifade etmez.
Her siyasi partinin genel merkezi, Ankara’da bir yerdir. O yerde, seçmen olan vatandaşların kalbinde yer edinilmeye çalışılır. O adresteki merkez teşkilat organları, oy verenlerin iltifatına mazhar olmak isteyen -esas dertleri bu olan- siyasetçilerin parti disiplini içerisinde bunu yapabilmelerini sağlar.
Sadece o adrese ve o organlara egemen olma takıntısıyla "berbat olsun ama benim olsun" siyaseti üretenler, sadece kendi siyasi kariyerlerini, kendi soyadlarını ve itibarlarını yerle bir ederler. Türk siyasi tarihi bunun nice örnekleriyle doludur.
Esas olan, vatandaşın gönlündeki yerdir. Yalandan karanfilciler tutmakla, 23 Nisan çocuğu gibi koltuğa oturup poz vermelerle, üstten üstten dürüstlük söylemleri geliştirmelerle, kimsenin kalbine girilmez. Vatandaşı aptal zannetmek, umursamamak, kazanma hedefi yerine kontrol etme hedefi koymak, daima hezimetle sonuçlanmıştır.
Tek erdemli hareketi kenara çekilmek olabilecek olan ve bir potansiyeli vardıysa bugüne kadar göstermek için defalarca fırsat verilmiş eski yaşlı siyasetçilerin emekli olamama hezeyanlarını konuşarak vakit kaybetmemize yol açanlar, çarşıda, pazarda, sokaklarda, vatandaşla buluşup sohbet ederek kendilerine hangi kararlılıkla nasıl bir not verildiğini rahatlıkla görebilirler. Onlar bunu gizlediklerini zannediyorlar diye, bu gerçekler değişmez.