-Butlan CHP seçim kazanmayacağını biliyor.
-CHP’yi böldüğünü ve seçimi altın tepsiyle sunduğunu biliyor.
-ALTI OK’la ve Atatürk’ün ilkeleriyle yakından uzaktan ilgisi olmadığını biliyor.
-CHP tabanında destek bulmadığını biliyor.
-Atanarak geldiğini biliyor.
-Dokunulmazlıkların kaldırılmasında destek vereceğini biliyor.
-Anayasa değişikliğine destek vereceğini biliyor.
-Terörsüz Türkiye sürecini desteklediğini biliyor.
-Atatürk’e ve Cumhuriyet’e en büyük darbeyi vurduğunu biliyor.
Soru şu: Tarihe nasıl yazılacağını biliyor mu?
Anıtkabir’e halkla birlikte gidemeyeceğini biliyor mu?
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Türk Devletleri Teşkilatı’yla ilgili çok önemli bir konu var. Bunu açık açık konuşmamız gerekiyor. Azerbaycan dışındaki Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri, 33 yıl boyunca tanımadıkları Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni geçen yıl tanıdılar, büyükelçilik açtılar.
Daha da önemlisi, Türkiye’yi Kıbrıs’ta ‘işgalci’ olarak nitelendiren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını kabul ettiklerini yazılı şekilde beyan ettiler. Bu, gerçekten sindirilmesi zor bir durumdur.
Her şeyi pembe göstermek doğru değildir. Yanlışları da konuşacağız ki kamuoyu bilinçlensin, eksikler görülsün ve gerekli adımlar atılsın. Elbette iyi yapılan işleri de takdir ediyoruz.
Bugün savunma sanayinde dünyanın 11’inci sırasındayız. Dünyanın ilk 20 ekonomisi içerisindeyiz. Türkiye’nin jeopolitik önemi her geçen gün artıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücü ortadadır.
Türkiye, kim ne derse desin, bugün bölgesel oyun kurucu, küresel oyun bozucu bir devlettir. Artık küresel oyun bozmanın ötesine geçip küresel oyun kuran bir devlet olma yolunda ilerliyoruz.
Ama bunun için eksiklerimizi de konuşacağız. Sadece eleştirmek için değil, çözüm üretmek için konuşacağız. Benim yaptığım da budur. Mavi Vatan bir öneridir. Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı bir öneridir. Kıbrıs konusunda da çözüm önerileri ortaya koymak gerekir.
Öncelikle milletimize ve bütün dünyaya şu gerçeği anlatmalıyız:
Kıbrıs hiçbir zaman bir Yunan adası olmamıştır. Biz Kıbrıs’ı hiçbir zaman Yunanistan’dan almadık. Kıbrıs’ı Venediklilerden aldık. Diğer adaları Cenevizlilerden ve Saint Jean Şövalyeleri’nden aldık. Dolayısıyla Yunanistan’ın Kıbrıs üzerinde tarihî hak iddia etmesi hem tarih bakımından hem de hukuk bakımından dayanaksızdır.
Şunu herkes çok iyi bilmelidir:
Kıbrıs Adası’ndan vazgeçersek Mavi Vatan’dan vazgeçeriz. Mavi Vatan’dan vazgeçersek Türk milletinin geleceğinden vazgeçeriz. Türk milletinin refahından vazgeçeriz. Türk milletinin güvenliğinden vazgeçeriz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği ve bekası, inanamayacağınız ölçüde tehlikeye girer.
Onun için Kıbrıs’a sahip çıkmak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yaşatmak ve güçlendirmek herkesin bir numaralı hedefi olmalıdır.
Geçmişte Annan Planı ile önümüze getirilen anlayışın benzerlerini yeniden gündeme getirecek girişimlere karşı son derece dikkatli olmak zorundayız. Kıbrıs’ta verilecek her taviz, yalnızca Kıbrıs’ı değil, Mavi Vatan’ı; Mavi Vatan’da verilecek her taviz ise Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini doğrudan etkileyecektir.”
YAYININ TÜMÜ👇
https://t.co/gBracsNXpo
6 Şubat depreminde tam 6 gün çocuğunun altında kaldığı enkazın başındaydım.
Ne AFAD ne KIZILAY ne AHBAP ne bir tek devlet yetkilisi görmedim.
Enkazın başında yüzlerini ilk kez gördüğüm gönüllü canlar ve TKP-TİP-CHP’ den gelen kurtarma ekipleri vardı.
Çocuğumu enkazdan Maltepe Belediyesi kurtarma ekibi çıkardı.
Bağrıma bastığım çocuğumla ‘ölüm kağıdı’ almak için tüm Hatay’ı dolaştım.
Devleti ilk kez Reyhanlı yolunda kimsesizlerin kepçelerle gömüldüğü yerde 4 savcı olarak gördüm.
İşleri evrak vermekti.
Cenaze nakil araçları bile yoktu.
Adana’ya kadar çocuğumu aracın arka koltuğunda eşinin kucağında taşıdık.
Yollarda binlerce yardım tırları-kamyonlar-özel araçlar gördük. Yine ne KIZILAY ne AFAD ne AHBAP yoktu.
Nakil aracını Mersin belediyesi
Adana’ya gönderdi çocuğumu ordan Akyaka’ya o araç getirdi.
Yalnızdık.
Dostlarımın, yoldaşlarımın, yürekleri ağlayan canlarımızın dışında yapayalnızdık.
Yetmedi ekranlarda basında bu durumu paylaştım diye davalar açıldı, yargılandım, yargılanıyorum.
Bugün AHBAP yardım paralarının peşine düşenler, KIZILAY’ı da diğer yardım adıyla para toplayan yapıları da sorgulamalılar.
Acılarımız üstünde tepinerek bizi halen adaletsizlikle boğanlara ise lanet olsun.
AKP’yi uzaya gönderilen bir füze olarak düşünelim; yükselmesini sağlayan yakıt tankı FETÖ idi. Atmosferi geçince (15 Temmuz’da) yakıt tankını attı. Böylece ağırlığından kurtulduğu için daha da hızlandı ve bu sayede tek adam sistemine geçti...”
https://t.co/Efyw7OyDa4
KARPUZ...
Bundan 40 sene kadar önceydi.
Finlandiya'dan bir misafirim gelmişti İstanbul'a.
Gezmekten eve dönüyorduk bir yaz akşamı.
Kamyon kasasında bir karpuzcunun önünden geçerken, "Müşteriye tattırılmak üzere kesilmiş" bir çeyrek karpuz gördü.
Biraz utanarak, "Bir çeyrek karpuz alabilir miyiz?" dedi. Ailece güldük. Kıpkırmızı oldu suratı. Utandı. Niye güldüğümüzü anlamadı tabii ki.
Sonra izah ettik. "Burada çeyrek satılmaz. O senin memleketinde öyledir. Sizde çok pahalı çünkü" dedik.
O misafirimle sonradan ne zaman (İstanbul günlerini) konuşsak o komik anı hatırlatırdık birbirimize.
Geldik 2026 AKP Türkiyesi'ne!
Bugün, pek çok aile o çeyrek karpuzu bile alamayabileceği için, misafire karşı kendileri mahcup olabilir.
ALLAH BELÂNI VERSİN MÜMTAZ!
Fırsattan istifade ve "haklı olarak" AHBAP'a yüklenip başımıza Kızılaycı veya AFAD'çı kesilen iktidar yadaşlarına sakin ol şampiyon diyerek hızlarını kessin diye sadece bir soru;
Kızılay ne yaptı?
-Çadırları AHBAP'a ve Eczacılar Birliği'ne parayla sattı.
- Topladığı bağış kanlarını hastanelere parayla sattı.
Nasıl acıtıyor mu?
Daha sayayım mı?
Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002'de öldürülmeden 4 gün önce Eskişehir'deki son konferansında bakın neler söylemiş:
"Bütün bu tarikatlar, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bu tarikatlar, bütün dünyada Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliklerinin koruması altında. Adeta cirit atıyorlar. Ve bundan Türkiye de nasibini fazlasıyla alıyor. Sadece bizim kendi tarikatlarımıza destek vermekle kalmıyorlar. Kendi tarikatlarını bu anlamda Türkiye'ye ve bütün dünya ülkelerine gönderiyorlar. Bakın Çin hükümeti tarikatı yasakladı. Ve Falun Gong tarikatının lider kadrosunun canını kurtaramayanları idam etti. Tarikatın lideri şu an Philadelphia'da. Buna karşılık bakıyorsunuz Moon Tarikatı, aynı şekilde bütün dünya için öngörülen tarikat, lideri yine aynı yerde. Türkiye için öngörülen Fethullahçılık. Fethullah Gülen yine aynı yerde.
Hatırlayacaksınız 1946 yılında barış gönüllüleri Türkiye'ye gelmeye başladığında, 10 binden fazla barış gönüllüsü, Türkiye'yi hallaç pamuğuna çeviriyorlar. Ve özellikle bir grubu yeşil kuşak teorisine en uygun grup olarak nitelendiriyorlar. Bu da Nurcular. Yine hatırlayacaksınız bu teoremi, komünizmin güneye inmesini önlemek amacıyla Türkiye dahil, İran dahil, Pakistan dahil, Afganistan, Suriye, Irak dahil olmak üzere; bütün İslam ülkelerinde şeriatçılığı güçlendirerek ulus devletler yerine tarikat yönetimlerini egemen kılarak, ateizme, komünizme karşı olan dinsel yapılanmayı güçlendirmeyi hedefliyor bu strateji. Türkiye'nin iş birlikçisi olarak da Said-i Nursi seçiliyor. Ve Said-i Nursi, bildiğiniz gibi Amerikalılara sonuna kadar hizmet ediyor. Aşağı yukarı 6 bin kişiyi, 6 bin Nur talebesini Türkiye'den götürüyorlar. Ve Amerika'da ilk Nur Cemaati kuruluyor. Elimde ilk Nur risalelerinin Amerika'daki yayın tarihine baktığımda, biri 1951 biri 1956. Yani o tarihlerden itibaren İngilizceye çevrilmiş risaleleri biz Amerika Birleşik Devletleri’nde görüyoruz.
Türkiye'de 4 bin 500 vakıf ve dernek var bunlara ait. Aşağı yukarı 1704 toplam okul var. Bunların 199'u Fethullah, 29'u Nakşibendilere ait. Mahmud Esad Coşan, Musa Topbaş gibi değişik Nakşibendi gruplarının da farklı okulları, farklı yurtları, farklı gazeteleri ve dergileri var. Bunların yanı sıra Cihat, Yöneliş, Darül Harp, Akabe, Vahdet, Selefi, Hizb ut Tahrir gibi, çok sayıda maalesef İslamiyet, resmen irticai tensip eden gruplar da yine faaliyetlerine devam ediyor."
Ayrıntı için bkz.👇
https://t.co/mnEJoDC9jT..
Necip Hablemitoğlu Atatürk'e, bağımsız, laik Cumhuriyete sahip çıkıp gerici ve bölücü teröre karşı çıktı ve katledildi. Hep Hablemitoğlu gibi Atatürkçü ve laik Cumhuriyet sevdalısı aydınlar katledildi, ancak nedense hep Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları mağdur pozlarında...
Anısına saygıyla...
Yıllarca Suriyeli sığınmacıların, Afgan, Pakistanlı, Afrikalı, milyonlarca kaçağın Türkiye’de kalmasının ülkemiz için bir beka meselesi olduğunu anlattık:
Milyonlarca Suriyeli sığınmacının uluslararası yasalara ve milli yasalarımıza göre vatanlarına dönmesi gerektiğini savunduk.
Milyonlarca Afgan, Pakistanlı, Afrikalı kaçağın ülkelerine dönmesinin bir zorunluluk olduğunu anlattık.
Aksi takdirde Türkiye’nin Türk milli kimliğini kaybedecegini ifade ettik.
AKP iktidarının sığınmacıları geri yollamayacağından duyduğumuz şüpheyi her fırsatta gündeme getirdik.
2023 seçimlerinden önce Suriyeli sığınmacılar başta olmak üzere çok sayıda yabancıya vatandaşlık verilerek oy kullanmaları sağlanmıştı.
Şimdi Türkiye’de kaldığı söylenen 2.300.000’den fazla sığınmacının Suriye’ye geri yollanmayacağını AKP iktidarının yetkilileri açıklıyorlar:
Onları Türkiye’ye entegre edeceklermiş!
Bu entegrasyonun Türkçesi onlara vatandaşlık verilecek olması ve böylece kitlesel oy ithalatı yapılması demektir.
Bu Türk milletinin milli iradesini tasfiye etmek demektir.
Bu Anadolu’ya yeni bir millet ithal etmek demektir.
Böyle bir eylem Türkiye’ye karşı yapılmış bir suikast niteliği taşımaktadır.
Büyük Türk milleti, aileni, vatanını ve geleceğini savunmak için Zafer Partisi’ne oy ver. Sığınmacı ve kaçakları vatanlarına yollayalım. Uyuşturucu çetelerini yok edelim. PKK ve FETÖ’yü ezelim. Ve Türk ekonomisini üreten bir ekonomi haline getirelim. @zaferpartisi
2008'de katıldığım 32. GÜN programında ben "Fetullah Gülen suç işliyor" dediğimde AKP’li Mehmet Metiner "hocayı yargısız infaza tabi tutuyorsun" demişti.
AKP'li Mehmet Özhaseki'de bir konuşmasında "cemaatle herkesin merhabası vardı" demişti.
Benim ve milyonların yoktu.
Siyaseten FETÖ'nün hesabını kimse vermedi.
Halen de tarikatlarla, cemaatlerle kolkola yürüyorlar.
En başta sana saygı, minnet duygularımı sunuyorum sevgili Sait Ertürk çünkü kimseden emir almadan anayasal düzene sahip çıktın, bu uğurda canını vermekten çekinmedin, bazılarının da ezberini bozdun! Sevgili eşin ve iki kızın, üniformanın namusunu koruyanlar seninle gurur duyuyor.
📍İşin aslı şu;
➖İktidar, Irak Merkezi Hükümeti’ni baypas ederek Barzani ile anlaştı ve Irak petrollerini Kerkük üzerinden boru hattı ile Ceyhan’a taşıdı.
➖Ceyhan’a gelen petrol tankerlerle dünya piyasalarına dağıtıldı ama ağırlıklı olarak İsrail’e gönderildi.
➖Irak Merkezi Hükümeti, bu ticaretin hukuksuz olduğu gerekçesi ile Türkiye’yi Paris Merkezli ICC Tahkim Mahkemesi’ne şikâyet etti ve davayı kazandı.
➖Bu ticaretten yerli ve yabancı şirketler milyarlarca dolar kazandı.
➖Ancak 1 milyar 470 milyon dolar cezayı Aziz Türk Milleti ödeyecek.
➖Bu para, böyle bir ticaretin nelere mâl olacağını öngörüp sorumluları ikaz etmeyen, bu ticaretin 1973 tarihli boru hattı anlaşmasının ihlali olduğunu hatırlatmayan, Dışişleri Bakanlığımızın 2026 bütçesinin tam 1.5 katı.
📍Hikâye burada da bitmiyor.
➖Aldığım bilgiye göre aynı petrol ticareti ile ilgili 2 yeni dava daha yolda ve toplam ceza miktarı muhtemelen 5 milyar doları bulacak.
➖Birileri inanılmaz bir servete sahip olurken, bedelini yoksulluk ve sefalet içindeki halk ödeyecek.
➖Yazık bu güzel ülkeye, yazık bu çilekeş millete!
KK Çankaya b Bşk için “kuşkularım vardı” diyor. Tüm tutuklular için de yargılanıp aklansın, beraat edip gelsin diyor.. Adalet yürüyüşü yapıldığında Enis Berberoğlu hüküm giymemiş miydi? O zaman nasıl kefil olmuştu? KK sadece kötü siyasetçi değil kötü insanmış!
Tabanca verilecek en iyi hediyeydi: Reisi içtenlikle kutluyorum | Mustafa K. Erdemol https://t.co/g0Bh9U4CwE
Dünyanın başına bela olmuş silahlı bir örgütün liderlerine gül verecek hali yoktu elbette Reis'in. Muhtemelen, “asker millet” oluşumuzu hatırlatsın ya da “at,avrat,silah” üçlüsü etrafında biçimlenmiş bir ulusal karaktere sahip oluşumuz bilinsin diye NATO liderlerine tabanca vermiş de olabilir. Ama hangi nedenle olursa olsun tabanca hediye etmek son derece uygun olmuş. Çiçek hediye etse tuhaf karşılardım doğrusu ben.
Bizim tabanca hediyesinden daha da tuhaf bulunan hediyelerle karşılaşılmıştır. Endonezya’nın eski ABD başkanlarından George W.Bush’a komodo ejderi hediye etme gerekçesini hala bilmiyorum.
Mali’nin eski Fransa Cumhurbaşkanı François Holland’a 2013 yılında deve hediye ederken pek hesaplı düşünmediği kanısındayım. Elysee Sarayı’na sığmayan deve Timbuktu’da barındırıldı, bir süre sonra kesip yedi birileri. Mali’nin ısrarı anlaşılır gibi değildi, yeni bir deve yolladılar Hollande’a.
Barış Terkoğlu "TSK’dan ihraç edilen teğmenlerden İzzet Talip Akarsu: 'Ben artık bir yüksek lisans öğrencisiyim. Teğmen olmasam da bu akademik toplantıyı izlemek istiyorum' deyip NATO Genel Merkezi'ne akreditasyon başvurusu yapıyor.
Ankara'da NATO toplantısına katılıyor. Çok enteresan bir şey oluyor. Toplantı sırasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ilişkin. üyelik delegasyonunda bulunan isim ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olup olamayacağı, Türkiye'nin Avrupa yoluna gidip gidilemeyeceği sorusu soruluyor.
AB delegasyonundaki üye diyor ki: 'Hayır. Türkiye, insan hakları ihlalleri, demokratik kriterler nedeniyle Avrupa Birliği'nden tamamen ayrı bir çizgide.'
Ve orada salonda kim el kaldırıyor? İzzet Talip Akarsu: 'Sayın diplomat, madem diplomasinizi insan haklarına, demokrasiye dayandırıyorsunuz; İsrail Gazze'de bu katliamları yaparken, İsrail ile kurduğunuz ilişkide aynı kriterleri uyguluyor musunuz?'
Siz bir teğmenin üzerinden üniformasını sökersiniz. Ama o gider, üzerinde takım elbise olduğu halde, kimseyi karalamadan, yalan da söylemeden, sorulması gereken bir soruyu sorar."
Deniz Göktaş...
Kendisini bilmezdim, hiç de izlemedim.
Ancak Şamil Tayyar başta olmak üzere “karşı mahalle” bu kadar promosyonunu yapınca merak edip izledim...
Eski bir karikatürcü, mizahçı abiniz olarak şöyle diyeyim...
Bu çocuk artık 24 senedir unutmuş olduğumuz bir şeyi yapıyor... Gerçek anlamda mizah yapıyor. Ve bence çok da yetenekli.
Çizgisi Cem Yılmaz’ın toplumu patlatasıya güldürüp lümpenleştirici çizgisinden çok farklı... Güldürürken “uyandırıyor”.... Uyutmuyor!
Ben çok ama çok sevdim.
Yalakalığa alışmış kalabalıkların beğenmemesini de anlayabiliyorum.
Bugün, yazar, gazeteci ve fikir adamı Nihat Genç'in aramızdan ayrılışının birinci yılı.
Onu Balyoz ve Ergenekon kumpas davalarının mahkeme salonlarında tanıdım. O, gerçek bir Kuvvacının ve devrimci Kemalistin günümüzdeki en güçlü temsilcilerinden biriydi.
Yazdıkları ve söyledikleriyle kamuoyuna her zaman şu temel tercihleri tokat gibi sorgulatırdı: Kişisel mutluluk mu, toplumsal mutluluk mu? Bedensel refah mı, vicdani ve ruhsal refah mı? Ben mi, biz mi? Erdem mi, kurnazlık mı? Akıl mı, dogma mı? Millet mi, ümmet mi? Türk mü, Türkiyelilik mi? Onur mu, kölelik mi?
Nihat Genç, hayatı boyunca daima ilk seçeneklerin bayraktarı oldu.
Onun adı, her zaman mücadelenin, direnişin ve kendine güvenen vatanseverliğin sembolü olarak yaşamalıdır. Genç kuşaklara, Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanan o yüzde 1'lik iradenin aslında bir milleti ayağa kaldırmaya yettiğini hatırlatmalıdır.
Nihat Genç, Sakarya'daki %1'dir. O ruhu bu topraklardan silmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.
Vefatının birinci yılında değerli ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Rotası cennet olsun.