Aslında, çevremizdeki herkesi aldatiyoruz; dişarıdan bakildiginda yaşam doluyuz, iyi niyetliyiz ve hatta biraz tuhafiz ama aslinda hepimizin yüregi kaygi dolu.
***
Sen bu evin kapısın henüz bulup açmadan
Mâşûka kavuşacak zamânı arzularsın
Dışarı üfürmekle yakılır mı bu ocak?
Gönlün Hakk’a vermeden ihsânı arzularsın
***
//-: Niyâzî-i Mısrî
'Tin'-siz..!
Fıtratı defolu;
mizâcı batak;
tabiatı çürük;
cibilliyeti kokuşuk;
seciyesi yozlaşık;
tıyneti çamur;
kısaca 'mayası bozuk'
bir 'oluşum'a
iyi-doğru-güzel cinsinden
ne kadar 'değer-erdem'
aşılarsan aşıla tutmuyor.
O kadar ki,
kemâl mertebesinde
yanlışına doğru katmıyor.
Bir kişiye verdiğiniz değer arttıkça,
kişinin o değeri 'takdîr etme' yetisi zayıflıyorsa,
o kişi gittikçe kabalaşır ve küstahlaşır.
Hele bir de söz konusu 'değeri',
doğal hakkı olarak görüyor,
ve bizâtihi hak ettiğini düşünüyorsa
gittikçe densizleşir ve edepsizleşir.
Konuşabileceğin biri varsa 'yalnız' değilsindir;
dertleşeceğin biri varsa 'arkadaş'ın;
hemhâl olabileceğin biri varsa 'dost'un var demektir.
Ama 'teklifsiz sükûnet' içinde
birlikte ağlayabileceğin biri varsa o da 'sen'sin...
BU ÜLKE'de,
dünya görüşü, makâmı, vb. ne olursa olsun
bazı kişileri tanımak için
söyledikleri 'doğru' 99 cümleye değil,
kritik bir noktada,
milletin anlam-değer dünyasının
'0-noktası'nı tahrip eden
'BİR' cümlelerine dikkat kesilmeli.
Câhil ya da ahmak değillerse kesin hâindirler.