🇪🇸 In Spain, protests against evictions and the housing crisis
🇫🇷 In France, protests against cuts to education spending and the broken education system
🇩🇪 In Germany, protests against the return of military service and the militarisation of the state
People are waking tf up
En France, c'est l'éducation. En Espagne, les logements. En Allemagne, la conscription. Mais, par toute l'Europe se répand la lutte ouvrière. L'avenir est sombre, mais je pense que, pour la première fois, on peut avoir de l'espoir
Soma'da maden ocağında göçük meydana geldi, 2 işçi göçükte mahsur kaldı
🔴Manisa Valiliği, olayın ardından Kriz Merkezi oluşturulduğunu ve ekiplerin bölgeye sevk edildiğini açıkladı
https://t.co/Ou8yj1e2Qw
t24'e uygulanan sansürün de çok ötesinde. o kadar yıllık, binlerce haberin yazının olduğu internet sitesi, onlarca gazeteci arkadaşımızın çalıştığı yer tek bir kararla kapatıldı. diyecek bir şey bulamıyorum.
Deniz Göktaş'ın anlattığının bağlamı sizin muhteşem başarılarınızdan kurulmuyor zaten. Beyin göçü olgusu, politik bir olgudur. Hem geldiğin hem gittiğin ülkenin şartlarıyla ve bu toplumlarla kurduğun bağlarla şekillenir. Özellikle bizim gibi ülkelerde beyin göçü, ülkenin kaynakları ile de oldukça ilişkilidir. Bazıları bireyselci bakıyor olabilir, ancak @idgoktas'ın söylediği bağlamın burada birlikte mücadele etmek olduğunu, gösterilerinden de bugünkü savunmasından da anlıyoruz. Bunu toplamda tartıştırması bile başlı başına büyük bir başarı. Umarım gelecek gösterilerinde daha fazla işler.
Not 1: "Deniz kendini bu konularda henüz yeteri kadar donatmadı" ile biten cümle başından sonuna oldukça üstenci bir bakış açısı.
Not 2: İçinde bulunduğumuz savaş konjonktüründe "dünya vatandaşı" kavramı içi bomboş olduğu kadar çok da komik.
İrfan abi yaşasaydı ortalığı toz duman ederdi. Biz hâlâ hiçbir şey yapmıyoruz. Özür dilerim. Utanmadan kendi hayatımıza devam bile ediyoruz.
Deniz’i ilk defa İrfan abinin cenazesinde bu kadar yakından görmüştüm. Yani onun hakkında fikir edinecek kadar. Çok fazla stand up izledim ama Deniz’i bir türlü yakalayamamıştım. Demek ki insan bazen bir komedyeni ilk kez cenazede görüyor. Hayatın booking sistemi biraz tuhaf.
Cenazeler garip yerler. Tahmin edersiniz. Herkes bir avluda buluşur. Birbirini tanıyanlar selamlaşır, başsağlığı diler; biraz ölen kişiden, biraz günlük hayattan konuşur. Herkes o burukluğu başka bir seviyede taşır. Fakat bazıları o hüznü gerçekten taşır.
Benim gibi kalabalık anksiyetesi olan, kalabalıklarda ne yapacağını pek bilemeyen ve mümkünse çok görünmek istemeyen insanlar da genelde bir kenara çekilir. En azından ben öyle yaparım.
Kafamı çevirdiğimde Deniz de duvarın kenarındaydı. Sessizce duruyor, hüzünlü gözlerle etrafta olup biteni anlamaya çalışıyor gibiydi. Kendini göstermeye, acısını sergilemeye, o anın içinde kendisine ayrıca bir yer açmaya ihtiyacı yoktu. (Bunu neden söylediğimi tahmin edenler vardır.) Kendi halinde biriydi işte. Ya da belki biz, bize benzeyen insanları iyi insan sanmaya biraz fazla meyilliyiz. Bilmiyorum. Nedense o gün Deniz’in iyi bir insan olduğunu düşündüm. Bunun bilimsel yöntemi yok tabii.
Şimdi uzun uzun alegoriler de geçiyor kafamdan ama gerek yok. Demem o ki, Deniz bu toplumdan izole edilerek ıslah edilmesi gereken birisi değil. Belki de öyle bir toplumu, böyle Denizlerden izole edip, toplumu ıslah etmek gerekir; kendilerine ait olmayan doğrularla da yaşamayı öğrenebilmeleri için ve hatta zaten çoktan olmuş gerçekleri duymak ve o gerçeklerle yaşamak üstüne.
Deniz 88 gündür cezaevinde.
Umarım bugün Deniz'in mektup adresi değişir. Umarım pazartesiden itibaren ona Instagram’dan mesaj atabiliriz. O yokken kaçırdığı capsleri falan atarız. Umarım Deniz çıkar ve yarın bir Peyk dinler.
"Don kafa don... Öyle feci don ki.."
Ayrıca @MTV_Turkiye rica etsek arada bi Peyk çalamaz mısınız?!
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.
After 25 years of being told that theoretical physics isn’t mathematics because we prioritize understanding over proofs, I find the math-AI debate rather heartwarming. Suddenly, many mathematicians are explaining that mathematics is about understanding, not just proofs. Welcome!
Aralarında Judith Butler, Noura Erakat, Slavoj Žižek, Susan Stryker, Jasbir Puar, Elizabeth Anderson, Etienne Balibar ve Peter Hallward'ın da bulunduğu 1.250'den fazla akademisyendenden ortak açıklama:
"TÜRKİYE'DEKİ LGBTİ+ TOPLULUĞUNUN YANINDAYIZ!" https://t.co/0suvBEkLeA
Erkekler her alanda olduğu gibi siyasette de hatta en çok siyasette büyük bir konfor alanı içindeler.
LGBTİ+ derneklerine operasyonla ilgili yanlışım yoksa 600 milletvekilinin büyük çoğunluğunu oluşturan erkek milletvekillerinden tek bir ses çıkmadı. (Çıkaran olduysa da baş göz üstüne görmemişimdir.)
Gerçi toplamda takip edebildiğim kadarıyla 5-6 kadın milletvekili dışında açıktan karşı çıkan da ses çıkaran da pek olmadı. Baktım, çoğumuz da zaten sosyalist hareketten, kadın hareketinden gelen vekilleriz.
(Dünkü erişim engelleri sonrası meselenin adını anmadan bir şeyler yazıp çizenler var ama onlar zaten apayrı bir kategori…)
Oysa mecliste sosyalist olmasa bile yeni bir yaşam tahayyülünden söz eden, demokratik toplumdan söz eden bunun ideolojik politik pratiği içinde olduğunu varsayan ya da ifade eden onlarca vekil var. Ancak çoğu ya gerçekten sosyal demokrat bile değil ya “toplumsal hassasiyetler” yanılgısıyla yükselen faşist dalgaya karşı suskunlar korosunda olmayı yeğliyor ya ülkede faşizm mi yükseliyormuş yükselsin umrunda bile değil ya da linç edilme kaygısı ve korkusuyla linç edilmeyi kadınlara bırakıyor, demokratlığın bile en basit temeli olan insan hakları mı çiğneniyormuş çiğnensin yine de etliye sütlüye karışmıyor hatta içten içe de kadınların linç edilmesinden kendilerine paye çıkarıyor (ki ben insan haklarına sahip çıktı, toplumsal mücadeleyi sahiplendi, politik bir ilkesellikle davrandı diye linç edilen bir erkek milletvekili henüz hiç görmedim)
Hadi eyvallah,
Cüret de cesaret de ilkesellik de linç de bize kalsın ona tamam da; mesele LGBT meselesini aşıyor görülmeyen bu, okunmayan okunamayan şey içinden geçtiğimiz nesnellik!
Bu ardışık operasyonlar faşizme el yükseltildiğini, yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.
Faşizme doğru dört nala koşulan bir nesnellikte iktidarın yürüttüğü operasyon çok yönlü bir şekilde ilerletilirken, rejimin ihtiyaç duyduğu ciddi bir gericileşme aşısı yapılıyor topluma. Müslümanlık, Sunnilik, Türk-Kürt aile yapısı kavram setleri etrafında bir kutsal aile miti yaratılmak isteniyor.
Dikkat ederseniz, bir yandan LGBTİ+lar üzerinden faşist karanlığın ihtiyaç duyduğu canavar-öcü miti yaratabilmek için derneklere, aktivistlere yapılan operasyonla fuhuş operasyonları aynı gece yapılarak bilinçli şekilde operasyonlar iç içe geçirildi. Ki; ahlak-ahlaksızlık-hastalık-sapkınlık algısı daha güçlü şekilde toplumda oluşturulabilsin.
Bu hususta, sosyalistler marjinalize, kriminalize edilmeye çalışılıp türlü operasyonlarla kıyıma uğratılırken,
eş zamanlı olarak bir operasyon da
DEM Parti’ye çekildi, çekiliyor.
Topluma yapılan gericilik aşısının bir benzeri Dem tabanına yapılmak istenerek. Tam bir özel savaş operasyonu. Neymiş nasıl olur da DEM Parti bu operasyonlara tepki gösterirmiş. Çoğunluğu operasyon hesapları olan bir saldırı dalgası tam da bugün AKP’nin saray rejiminin ihtiyaç duyduğu düşmancıl gerici dokuyu yaratabilmek için hafife alınmayacak bir toplumsal mühendislik olarak devrede. Aslında uzun zamandır Kürt özgürlük hareketinin demokratik halkçı mücadelesi ile kazanılan ilerici mevziler tırpanlanarak gericileştirilmek isteniyor. Bölgede sürekli alternatif olarak kutsal aile değerleri adı altında Hüdapar’ın büyütülmeye çalışması tesadüf değil. Hareketin solla, sosyalistlerle bağının kesilmesi için fikri ve fiziki müdahaleler yapılması, Alevilerle karşı karşıya getirilme çabası.
Ataerkil feodal yapının kodları kaşınarak muhafazakarlık adı altında faşist toplumun inşası için gerekli maya karılıyor. Saray rejiminin faşizmin inşasında ihtiyaç duyduğu tebaa toplumu-makbul vatandaş mühendisliği bölgede makbul Kürtlük inşası arzusuyla işte bu kodlarla yoğruluyor.
Çok kritik bir anın içindeyiz.
Sosyalistler, devrimciler, yurtseverler, demokratlar, tüm toplumsal hareketler gözümüze soka soka gelen faşizm hakikatini karşı, bu dalgaya karşı ortak bir eylem birliği ve mücadele ajandasıyla dalgakıran olmalıyız.
Olmak zorundayız.
Yoksa ötesi faşizmin koyu karanlığı.
Erişime engellenen ve Türkiye’den görünmez kılınan Barış Akademisyenleri hesabımızın yerine açtığımız yeni hesabımızdır.
Lütfen takip edelim ve yaygınlaştıralım.
#BarışAkademisyenleriSusturulamaz
Postmodern denen paçavra bugün LGBTİ+ dernekleri şuradan şu kadar fon aldı, buradan bu kadar fon aldı diye tweet atıp sildi. Hesaplarına etkileşim vermeyin lütfen.
Look at No Other Land which won an Oscar, but what did that change for Palestinians? One co-director was beaten & detained after the win, another contributor was shot dead. Hollywood applauded, then moved on. Storytelling didn’t stop the violence. We need action, not applause.
LGBTİ+ derneklerine ve aktivistlerine yönelik bu operasyonları kabul etmiyoruz.
Suç uyduruyorsunuz. Uydurma suçlarla insanlara, dayanıştıkları mekanlara saldırıyorsunuz.
Hedef aldığınız derneklerin, insanların ortak noktası sizin dayattığınız aileci, ahlakçı ve nefret üreten politikalara karşı çıkmaları. “Aileyi koruma” adı altında toplumu tek bir yaşam biçimine daraltmak, LGBTİ+’ları hedef göstermek ve hakları için mücadele edenleri kriminalize etmek istiyorsunuz.
Aileniz sizin olsun. Kimin nasıl yaşayacağına, kimin kiminle yan yana duracağına, kimin örgütleneceğine sizin düşmanca ahlak anlayışınız karar vermeyecek. LGBTİ+’ları düşmanlaştırmanızı, örgütlenme alanlarını kriminalize etmenizi ve bu politikaya itiraz edenleri gözaltına almanızı kabul etmiyoruz.
Hayatlarımızı hedef alan, aileci, nefret ve düşmanlık üreten bu politikaların karşısında olmaya devam edeceğiz.
Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
Çinliler sağolsun, sonunda Romalıların gladyatör müsabakalarını izlerken aldıkları keyfi suçluluk hissetmeden ben de alabildim… Daha fazla kopmuş uzuv, yanan batarya ve akan yağ görmek istiyorum!