Üç günlük dünyada şerefini değil koltuğunu düşünenler varsın geride kalsın.”
Doğru söz.
Her kim korkarak, çıkar umarak, intikam için,Şerefini güçlüye teslim ediyorsa geride kalsın.
Biz çileye talibiz.
Koltuk derdimiz olsa,Saraya kul olurduk.
Yolu doğru olanlara selam olsun.
183 yıllık kuruluş Economist şöyle demiş:
Erdoğan'ın itaatkar medya tarafından desteklenen hükümeti, seçmenin enflasyona ve demokratik çürümeye değil, Türkiye'nin yurtdışında büyüyen ayak izini önemsemesini istiyor.
Türkiye’de biz buna kısaca ne diyoruz?
Cambaza bak politikası !!
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez:
İspanya’nın yalnız olduğunu duymuş olabilirsiniz. Filistin Devleti’ni tanıdığımızda da aynı kişiler bunu söylemişti ve ardından diğerleri de bizi izledi.
Sonunda yalnız kalacak olanlar, savunulamaz olanı savunanlardır.
Anlamıyorlar ve anlamaktan çok uzaktalar bacım çünkü neyin ne olduğunu biliyorlar onlar, sadece sahiplerinden emir bekliyorlar -tepki vereceklerse de- derecesi için.
"...kabahat senin, -demeye dilim varmıyor ama- kabahatin çoğu senin, canım kardeşim…”
Çünkü bu partileri başımıza getiren sensin, ey halkım!..
1979-1981 yılları arasında, İngiltere Nottingham Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştım.
İngiltere'de en çok şaşırdığımız şey, tarımsal ürünlerin az ve çok pahalı oluşuydu. Zaten yerli ürün yok denecek kadar azdı. Daha çok Hollanda ve İspanyol ürünleri satılıyordu.
Bunlar hem, o yıllarda yurdumuzda bedava verilse kimsenin yüzüne bakmayacağı kadar kalitesiz, hem de çok pahalı idi.
Bu nedenle insanlar çok az miktarlarda satın alabiliyorlardı. Örneğin, tane ile meyve- sebze, dilimle küçük kavun karpuz alıyor; hatta bir salkım üzüm bile alamıyor, salkımdan kopardıkları bir cıngılı satın almakla yetiniyorlardı.
Biber örneği üzerinden bir anımızı anlatmak istiyorum:
Bizdekiler gibi, çeşit çeşit ve güzel biberler yoktu. Sadece kalın/ etli ve lezzetsiz dolmalık bir biber vardı. Bunu salatalara vs. koymak mümkün olmadığı için almıyorduk.
Bir gün markette alışveriş yaparken, eşim yapacağı bir yemekte kullanmak üzere bu biberlerden bir tane almak istedi. “Ama ben satıcıdan tek bir biber istemeye utanırım" dedi. "Sorun değil. ben alırım" dedim.
Hayatımızda ilk kez, tek bir biber satın aldığımız için gülerek marketten çıktık, gidiyorduk ki üniversitede doktora öğrencisi olan bir İngiliz kız arkadaşla karşılaştık.
Bize, "neden güldüğümüzü?" sordu. Olayı anlatınca çantasını açtı ve içinden yarım bir biber çıkararak, "bunda gülünecek bir şey yok. Bakın, ben yarım biber aldım" dedi...
***
Sonunda iki yıl bitti ve 1981 Ekim ayında, bir perşembe gecesi güzel yurdumuza döndük.
Evde hiçbir şey olmadığı için cumartesi günü, Sıhhiye Pazarına (Ankara) gittik.
Pazara girince, aşağıdaki fotoğraftaki gibi bolluk ve bereketi görünce adeta hipnotize olduk. Fiyatlar da İngiltere’dekine göre bedava gibiydi!..
Utanmasam, orada secdeye yatar gibi yapıp bu güzel vatanın topraklarını öpecektim.
Biber örneğine gelecek olursak; kılı, sivrisi, çarlistonu, çıtır dolmalık ve acılısı/ acısızı ile tezgahlara değil, yere serilmiş örtülerin üzerine harman yapar gibi yığılmışlardı.
Kendimizden geçtik ve çılgınlar gibi alışverişe başladık. Arabanın bagajını doldurmuş olarak eve döndüğümüzde, sadece 4 kilodan fazla biber almış olduğumuzu gördük…
***
İşte sevgili gençler, 45 yıl önce yurdumuz böyle bolluk ve bereket içindeydi.
45 yıl sonra bugün, biz de artık tane ile meyve- sebze alabiliyor, ya da sadece bakıp geçiyoruz!..
Milletimiz artık çöp bidonlarından yiyecek arıyor ya da pazar artıklarını toplamaya çalışıyor!..
Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını, tüm yer üstü ve yer altı kaynaklarımızı yabancılara sattık.
Satacak bir şey kalmayınca şimdi köprülerimiz ve yollarımız satılığa çıkarıldı…
Yollarımızın satılmasının, evimizin içindeki koridorların yabacılara satılmasından ne farkı var?..
Dahası, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalmış 500 milyar dolar dış borçtan daha çok dış borç edindik.
Milletten toplanan vergiler, bu borçların faizini ödemeye yetmiyor!..
***
Her şey küresel emperyalistlerin o yıllarda bize dayattıkları, yeni sömürgecilik yöntemi olan neo-liberalizmi uygulayacak partileri başımıza getirmeleriyle başladı...
Başımıza geçen bu partiler, kendilerini iktidar ya da muhalefet koltuğuna oturtan efendilerinin istekleri doğrultusunda Türk tarım ve hayvancılığını öldürdüler!..
Sonuçta, Roma'dan Osmanlı'ya kadar, binlerce yıl dünya imparatorluklarının askerlerini beslemiş olan bu bereketli topraklar, kendi insanlarını besleyemez oldu!..
Artık eti Güney Amerika'dan, mercimeği Kanada'dan, buğdayı Ukrayna'dan vs. satın alıyoruz.
***
Nazım Hikmet'in dediği gibi, "...kabahat senin, -demeye dilim varmıyor ama- kabahatin çoğu senin, canım kardeşim…”
Çünkü bu partileri başımıza getiren sensin, ey halkım!..
Biliyorum, "ana akım medya" denilen, iktidarı ya da muhalefeti destekleyen tv kanalları ve gazeteler (hatta sosyal medya), haberleri ve herbokolog yorumcuları aracılığı ile, kendilerini fonlayan emperyalistlerin isteği doğrultusunda algı operasyonları yaparak senin beynini yıkıyor ve istediklerini iktidar, istediklerini muhalefet yapıyorlar!..
Ama sen de biraz oku, düşün ve sorgula, canım kardeşim!..
Fazla değil, 100 yıl önce yaşadıklarımızı anımsa!..
0nlarca yıl süren savaşlarda, erkekler askerde olduğu için ekilmediğinden tarla niteliğini kaybetmiş araziler ve işgalciler tarafından yakılıp yıkılmış köyler nedeniyle, kuru ekmekle de olsa halkın karnını doyurmak için buğday ithal etmek zorunda olan yeni bir devlet kurulmuş...
Ama akıl ve bilimi kılavuz edinmiş olan bu genç devletin Kurucusu, kısa sürede tarımı canlandırmış; milletinin karnını doyurduğu gibi, ürettiği domates, portakal gibi tarım ürünlerini satarak fabrikalar kurup ülkenin sanayileşmesini de sağlamış!..
O yıllarda yaşanmış olan “1929 Dünya Büyük Ekonomik Krizi"ne karşın, Cumhuriyet tarihinin en yüksek kalkınma hızı (sanayide ve tarımda büyüme; fert başına düşen gayrı safi milli hasıla (GSMH/KİŞİ) artışı vs) elde edilmiş, parası değer kaybetmek bir yana değer kazanmış, bütçe açığı, cari açık, enflasyon vs. yok… ve benzer başka ekonomik göstergelerde görüleceği üzere bir mucize gerçekleştirilmiş. Üstelik hiç borç alınmadığı gibi Osmanlı’dan kalan 500 milyar dolar dış borç da ödenmiş (bknz, Ekrem Pakdemirli’nin “Ekonomimizin Sayısal Görünümü” adlı kitabından alınmış aşağıdaki tablo. Kitapta diğer ekonomik göstergelerle ilgi daha birçok tablo ve grafik var. Hepsinde ‘Atatürk Dönemi’ açık ara önde.). Kitap 1995’de yazıldığı için AKP dönemi yok. Olsaydı, ekonominin dibe vurulmuş rakamlarını da görürdük!..
Ey halkım! Bu mucizeyi gerçekleştiren "Mucize Adam"ın uyguladığı politikayı uygulama sözü vermeyen, O'nun yolundan gitmeyen, O'nun ilkelerini ve değerlerini savunmayan partilere artık oy verme!..
Unutma!
Demokraside güç sendedir...
İstemediğin kimseyi seçmek zorunda değilsin...
“Kötüler içinde daha az kötüsünü seçmek” zorunda da değilsin...
Bunu, O Mucize Adam, "daha az kötü, kötülerin en kötüsüdür (ehveni şer, şerlerin en kötüsüdür)" diye ifade etmiştir.
Sen istersen bütün partiler önünde secde eder ve senin gösterdiğin yola dönerler...
Yeter ki onların yalanlarına kanma. “Benim adım Hıdır, tuttuğum parti budur” diyerek ülkeyi bu hale getirmiş olanların peşinden, tıpış tıpış gitme!..
Tek kılavuzun akıl ve bilim, arkasından gideceğin tek adam da o mucize adam, Atatürk olsun.
Senden oy istemeye gelenlere, “Atatürk’ün yoluna dönmezseniz size oy yok” de ve verme!..
O zaman “el mi yaman, bey mi yaman” görecek ve senin istediğin yola döneceklerdir!..
Bunun için biraz okuyup, düşünerek sorgulaman yeterlidir!..
Prof. Dr. Süleyman ÇELİK
Gazeteci İsmail Saymaz @ismailsaymaz:
"Başkomiser Cengiz, neden canına kıydı?
Hakkari Emniyet Müdürlüğü’nde görevli Başkomiser Mehmet Cengiz, 12 Şubat’ta mesai saatinde kafasına ateş ederek, hayatına son verdi.
Cengiz, makamı odasında ya da bürosunda değil, müdürlüğün girişinde x-ray cihazının bulunduğu bölümde canına kıydı.
Burada tesadüf eseri beklemiyordu.
Ailesi Cengiz’in mobbinge uğradığı için bu muameleyi gururuna yediremediğini ileri sürüyor.
Mobbing iddiası
35 yaşındaki Cengiz, dün Yozgat’ın Kadışehri ilçesinde toprağa verildi.
Taziyeleri kabul eden ağabeyi Ertuğrul Cengiz ile kardeşinin intiharı üzerine konuştuk.
Cengiz, cenaze için Hakkari’den Yozgat’a gelen arkadaşlarının “Mehmet mobbingden öldü” dediğini söylüyor. Hakkari Emniyet Müdürü Attila Ataya’yı sorumlu tutarak, şu iddialarda bulunuyor:
“Beş ay önce emniyet müdürü değişmiş. Ayata, çarşıda gezerken polise denk geliyor. Polisin kepi yok. Çağırıyor, ‘Komiserin kim?’ diyor, başkomiserin ismini alıyor. Daha sonra kardeşimizi fırçalıyor. Bir başka zaman kardeşimin görevli olduğu karakola geliyor. Polis tanımıyor, yeni geldiği için. ‘Beni nasıl tanımazsınız’ diye kardeşimi çağırıyor ve fırçalıyor. Kardeşime milletin içinde devamlı şunu diyormuş: ‘Rezil karakolun rezil amiri.”
Cengiz, 9 Şubat günü kardeşine ve bir başkomisere jandarmalar tarafından uyuşturucu operasyonu yapıldığını, bu arama işleminin kumpas olduğunu iddia ediyor.
Operasyondan sonra kardeşinin emniyet müdürlüğünün girişinde görevlendirildiğini ileri süren Cengiz, şöyle devam ediyor:
“Nizamiyede x-ray cihazına veriyor ve ‘her gelip geçende bana selam vereceksin’ diyor. Diğer polisler gelip kontrol ediyor başkomiser yerinde duruyor mu durmuyor mu diye. Gururuna yediremiyor. Narkotik olayına çok canı sıkılmış. Çünkü itibarsızlaştırılmış.”
Cengiz, vali ve emniyet müdürünün kendilerini aramadığını ve cenaze için tören yapılmadığını belirterek, şunları söylüyor:
“Bizim çocuğumuz kaç yüz kilometre karayoluyla geldi. Devlet hava atıyor ya, kadın doğum yapıyordu, hastaneye yetiştirdik diye… Benim kardeşime bir helikopter ayarlayamadılar. Devlet bana bu zaman lazımdı. Ölümde bile yardımcı olamıyorsa… Bize kimse izah bile etmedi. Cenazemizi almaya gidiyorduk. ‘Gelmeyin’ dediler. Büyük ihtimalle olayları öğreneceğimizden korktular. ‘Cenazeyi aldık, çıkacağız birazdan, zahmet etmeyin’ dediler.”
Cengiz, kardeşinin başından geçenleri kendilerine anlatmadığını ifade ederek, şöyle diyor:
“Ancak geçen aylarda şöyle bir şey oldu: Biz ticaretle uğraşıyoruz. Mehmet, diğer kardeşime ‘Bıraksam gelsem, ticarete devam etsek, nasıl olur’ demiş. Kardeşim de ‘Şark görevin bitti, bu tarafa geldiğin zaman beraber devam ederiz’ demiş. Şark görevinin bitmesine üç ay kalmıştı. Kardeşim silah taşımazdı. Evimize geldiği zaman silahını getirmezdi. Dağda hayvana bile sıkmazdı, kendi canına sıktı.”
Cengiz, suç duyurusunda bulunacaklarını vurguluyor.
‘Uyuşturucu sevkiyatında adı geçiyor’
İçişleri Bakanlığı, iki müfettiş görevlendirdi.
Bakanlık kaynakları Cengiz’in bir komiserle birlikte uyuşturucu sevkiyatında adının geçtiğini, arama yapıldığını ve pasif göreve çekildiğini kaydediyor. Başkomiserin operasyondan sonra bu durumun ortaya çıkmasından kaygılanarak, hayatına son verdiğini belirten kaynaklar intiharı özendirmemek için tören yapılmadığını söylüyor."
https://t.co/EGph78geoa
Sık sık çok severek kullandığım bir söz vardır:
“Farenin geçtiğinden korkmam, yol olmasından korkarım.”
Milletin çoğunluğunun karşı çıkmasına rağmen;
- Okullardan andımızı kaldırırsan,
- Resmi tabelalardan TC ibaresini silersen
- Terör örgütü başına “kurucu önder” dersen,
İşin sonu bayrağı da indirmeye kadar gelir.
Yüce devletimizin sayın büyüklerinin, bu zihinsel kopuşun önüne bir şekilde geçmeleri gerekiyor diye düşünüyorum.
Umarım burada durur..
Millet yardım beklerken IBAN gönderenleri,
Sokakta kalanlara parayla çadır satanları unutmadık.
Şimdi depremzedeye evi senetle dayatan zihniyet de aynı zihniyet!
Hatay'ı algı operasyonlarına teslim etmeyiz!
3 kuruş emekli aylığı bir ülkenin gece gündüz gündeminde tartışılıyorsa, o ülke şapa oturmuş demektir!
Siz hala “ekonomimiz iyiye gidiyor, seneye tek haneli enflasyon, en kötüsü geride kaldı” martavalları dinlemek istiyor ve inanıyorsanız, buyurun kendinizden geçerek dinleyiniz!!
Saygıdeğer keklerim;
Asgari ücrete kalın bir zamla zenginlik, refah gelse, dünyada fakir emekçi kalmazdı.
Öyle bir dünya yok maalesef..
Keşke olsa…
Emeğin değerini, ücretleri arttıran tek şey, çalıştıracak eleman bulamayan işverendir.
Eleman arayan işveren sayısının, iş arayan sayısından fazla olmasıdır.
Refah yatırımla gelir.
İş yeri yoksa iş de yok.
İş yoksa maaş da yok.
Anlamadiginiz yer varsa, dünyaca ünlü bir ekonomiste sorunuz..
Benim aklım bu kadarına eriyor!!!
AKP’nin vatandaşın dikkatinden kaçırmaya çalıştığı gerçekler-44❗️
Yerlilik ve millilik nutukları atan AKP’nin, Türkiye’de çalışan yabancı mühendisler için belirlediği maaş tarifesindeki ikiyüzlülüğünü tespit ettik.
Çalışma Bakanlığı resmi tarifesine göre;
2025 yılında⬇️
Yabancı mühendislere ödenmesi zorunlu en düşük aylık net maaş: 104.000 TL
Aynı tecrübedeki, aynı işi yapan, kamuda çalışan bir mühendise ödenen aylık net maaş 68.000 TL
Aradaki fark 36.000 TL❗️
Yani AKP marifetiyle, kamu mühendisleri, yabancılara göre her yıl 432 bin lira eksik maaş alıyor.
Bunun adı ayrımcılıktır!
Bunun adı kendi ülkende yok sayılmaktır!
Kaynak: Çalışma Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğ
Cumhurbaşkanlığı Bütçesinde Sayın Cevdet Yılmaz’a sorduk;
“Barzani konuşmasında -tırnak içinde- Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan'a teşekkür ederek başlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin başının adının bir bebek katiliyle yan yana getirilmesini ne Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak ne de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ben bunu kabul etmiyorum.”
#Cumhurbaşkanlığı
#Bütçe2026
#TükenişBütçesi
Abdullah Öcalan’ı “barış elçisi” diye pazarlayanlar, önce şu fotoğraflara baksınlar:
21 Ekim 1993, Siirt - Baykan - Derince Köyü.
Gece yarısı PKK’lı teröristler köye baskın yaptı.
Köydeki insanları zorla okul bahçesine topladılar.
Aralarında 3 aylık bebeklerden 7-8 yaşındaki çocuklara kadar masum siviller vardı.
Sonra taramaya başladılar.
22 sivil şehit edildi:
- 13’ü çocuk,
- 9’u yetişkin,
- Aralarında kundakta bebekler, hamile kadınlar vardı.
İşte o katliamın emrini veren bebek katili Abdullah Öcalan’dı.
Şimdi kalkıp bu alçağı “barış elçisi” diye yutturmaya çalışıyorlar.
Derince’nin yetim kalan çocukları,
o gece kurşunlanan anneler,
kundakta şehit edilen bebekler size “barış” mı dedi?
Asla unutmayacağız.
Asla affetmeyeceğiz.
Katliamın hesabı sorulacak.
Bebek katili Öcalan ve onun siyasi uzantıları,
eninde sonunda bu milletin vicdanında ve adalet önünde hesap verecek.
Derince Köyü Katliamı’nı unutanı Allah unutmasın.
Şehitlerimizin ruhu şad, mekânı cennet olsun.
@1Sehitoglu@idrisTugunmus12
🇹🇷 #DerinceKatliamı #Unutmadık #Unutturmayacağız