Eylemlerini sürdüren madencilerden biri:
"Ben hanımımdan 'Ben seninle bu hayatı daha fazla yaşayamam' sözünü işittim.
Bunu bana garantör olan bakanlıklar açıklasın.
Benim yuvam yıkılmak üzere."
Türkiye'de siyasal baskı ile yoksulluk el ele yürüyor. Artık insanlarımız kasaptan et almak yerine kemik alıyor ve onu yemeklerine pişirirken ekleyip et kokusunu kemikle sağlıyorlar. Bunu bizzat bir Türk kasap anlatmış.
“Sömürücülerin yasası budur: Geri kalmış ve zayıf olanı dövmek. Bu, kapitalizmin orman yasasıdır.
İleri ülkelerin elli ila yüz yıl gerisindeyiz. Bu mesafeyi on yılda kapatmalıyız. Ya bunu yaparız ya da bizi ezerler.”
— J. V. Stalin, 4 Şubat 1931
Stalin bu sözleri söyledikten neredeyse tam on yıl sonra, 22 Haziran 1941’de Nazi Almanyası Sovyetler Birliği’ne saldırdı.
SSCB’nin o on yıl boyunca yürüttüğü olağanüstü sanayileşme, ağır sanayi ve savunma hamlesi olmasaydı Nazi savaş makinesini durdurabilecek maddi temel de yaratılamazdı. Stalin’in “on yılda kapatmalıyız” sözü bu nedenle tarihin en çarpıcı öngörülerinden biri olarak kaldı.
Tam da Sovyetler Birliği yaklaşan savaş için kendisini güçlendirmeye çalışırken Troçki ve takipçileri ise Stalin ve Sovyet yönetimine karşı mücadeleyi sürdürüyordu; Sovyet yargılamalarında Troçkist muhalefet sabotaj, komplo ve yabancı güçlerle işbirliğiyle suçlandı.
Bir tarafta birkaç on yılın geri kalmışlığını on yılda aşmaya çalışan bir ülke, diğer tarafta onu içeriden parçalayabilecek siyasal mücadeleler vardı.
Sonuç 1941’de görüldü: Ya yetişeceklerdi ya da ezileceklerdi. Yetiştiler ve sonunda Nazileri ezen taraf Sovyetler Birliği oldu.
“Bugün Marksist olmak, komünist olmak, zorunlu olarak Marksist-Leninist-Maoist olmayı gerektirir. Aksi takdirde gerçek komünistler olamayız.”
— Abimael Guzmán, El Diario Söyleşisi, 1988.