Kaptan Eda Erdem: "Cumhuriyet'in bize açtığı yolda, Türk kadınının neler başarabileceğini gösterdik.
Türk kadını her zaman hayal etmeye, mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek."
Her zamanki gibi güvenlik yok, doktor hanım yeşilde tek çalışıyor, elini sırtına bağlamış dayılar da ona hesap soruyorlar. Mecburiden arkadaşım Sevinç başka alandan gerilimi azaltmaya geliyor, ona da gelme kardeşim çekiyorlar. Kadın doktor olmak ne demektir videoda görebilirsiniz.
Şey çekti canım… Ilık bir yaz akşamında, hani yaseminlerin efil efil kokmaya başladığı saatlerde yazlık bir yerde yürürsün. Sen sadece bir yerden bir yere gitmeye çalışırken birilerinin balkonundan gelen karpuz ve rakılı sofra kokusu, başka bir sokaktan gelen kızartma kokusuyla karışır mesela. Hayattaki tüm ağırlığını sen yürürken bu karışık kokular alır; ayakların bile yorulmaz. O anın içine hapsolduğun saniyelerde aklın başından uçar gider ya, “ohh be yaşamak!” deyip şükürler edersin içinden. Kendin bile bilmezsin de bütün bir yıl sadece o birkaç saniyeyi yeniden yaşamak için kışa sabredersin aslında hani. O ne umarsız, o ne büyülü, o ne hem gerçek hem rüya bir küçük zamandır. Bundan çekti canım…
"Hayatın boyunca beş para etmez pek çok insanla karşılaşacaksın. Onların davranışlarına onlar gibi karşılık verme. Dünyada intikam ve garez hissinden daha kötü bir şey yoktur. Saygınlığını hep koru ve kendine karşı dürüst ol."
🎞Persepolis / 2007
Kızın bin emekle iyileştirdiği,gözünün içine baktığı babasını bir psikopat elinden aldı. Kafayı yememeye çalışıyorum. Meslektaşım ve ailesi için adalet sağlansın,kalbi biraz huzur bulsun istiyorum.
Ülkece unutma işini ne yazık ki çok iyi beceriyoruz…
Ateş sadece düştüğü yeri yakıyor. “Biz de yanalım” demiyorum ama en azından gözümüzden söndürmek için iki damla yaş aksın. Yanmayı göze almıyorsak, yakmayalım; yaktırmayalım Nizamettin amca gibi babaların, güzel annelerimizin kalbini…
Unutmayalım ki birileri hatırlasın, adalete ışık tutsun. Uyuyanlar uyansın.
“Ben bir şey değiştiremem” demeyin, çünkü biz olursak çok şey değişir.
Uzun zamandır edit yaparken ağladığım tek video olabilir… Belki de Nizamettin amcayı gerçekten tanıdığım için, onun kalbinin acısı kalbime sıçradığı için.
Normalde böyle bir ricada bulunmam ama lütfen bu videoyu olabildiğince çok insana ulaştırın. Sessiz kalmayın, kalmayalım…
Ki babalarımızdan, annelerimizden önce bu dünyadan göçüp gitmeyelim.
#RojinİcinAdelet #rojinicinadalet
Marcus Aurelius’a göre, kaygılarımızın çoğu zihnimizin yarattığı yanılsamalardır ve gerçekte olduğundan daha ağır görünür. Bu kaygıların üstesinden gelmenin yolu, sadece içinde bulunduğumuz ana ve elimizdeki işe odaklanmaktır. Geleceğin belirsizliğine takılmak yerine, erdemli ve akılcı yaşamak iç huzur getirir. Çünkü gerçek özgürlük, kontrol edemediğimiz şeylere teslim olmamaktır.
Kız öleli tam 1 yıl olmus ama telefonunun şifresini açabilmek için daha bugun uzman görevlendirmisler. Demek ki babası üstünde durmasa intihar deyip kapanacaktı dosya.
Biz kadınların dirisi de sahipsiz,
ölüsü de. #rojinicinadalet
Her gün biraz daha, olmak istediğiniz kişi olun.
Her sabah aynı olumlu düşünceyi tekrarladığınızda beyniniz yeni sinir yolları oluşturur ve zamanla bu düşünce sizin bir parçanız haline gelir.
✅✅ A reminder by Dr. Rahaf Ajaj:
She wasn’t on the Stanford list… but she made it to the Nobel stage. 🏅
Mary E. Brunkow, one of this year’s Nobel Prize winners in Medicine, has only 34 published papers and an H-index of 21.
She never appeared in Stanford’s ranking of the world’s top 2% of scientists.
She didn’t chase citations, metrics, or the spotlight.
Yet, she became part of a discovery that changed how humanity understands the immune system.
Today, while many are busy chasing numbers, titles, and rankings —
she reminds us what truly matters in science: the question.
🔹 She wasn’t running after the lists.
🔹 She was running after the truth.
Because in the end, it’s not about how many papers you publish…
It’s about how deeply your idea can reshape the world.
Focus on your idea, not your ranking.
modern çağ bizi mutlu etmiyor, sadece meşgul ediyor. sürekli bir şeylerin peşindeyiz: yeni bildirimler, yeni hedefler, yeni hazzın bir üst versiyonu… ama tüm bu hareketin içinde anlam kayboluyor. meşguliyet üretkenlikle karıştırılıyor, hız huzurla. oysa gerçekten yaşamak, her saniyeyi doldurmak değil; bazen durup hissetmektir. modern çağın en büyük yanılgısı: dolu bir takvimin, dolu bir ruh sanılması