Gulser Guzelê digot;
“Kezeb. Min hê êşa Kenan ji bîra nekiriye te jî da pey wî Elî. Bila mezelê te vekin min bixin hembêza te.”
Alî Guzel (Çiya Sekvan) yek ji 49 cangoriyên Amedê ye. Birayê wî Kenan jî 2007an li Dêrsim canê xwe ji dest dide.
Wêne ji bernameya Îro li Amedê.
This was me as a little girl, forced into hijab. And this is me after I broke free.
In Iran, I was told: wear the hijab or be kicked out of school. Resist, and you can be arrested, beaten, lashed, or imprisoned, or killed it in the hand of morality Police.
Then I came to the West and was told: be careful telling your story, it might cause “Islamophobia.”
I am a woman from the Middle East. I have lived under Islamist ideology. I have every right to fear it, criticize it, and speak about it.
Don’t silence us in the name of tolerance. Let us talk.
Ağrı Diyedin’de çalıştıkları fırının odunluğunda yargısız infaz ile katledilen çocuk işçiler 16 yaşındaki Muhamet ve 15 yaşındaki Orhan’ı asla unutmayacağız .#1MAYIS
Kurdish political prisoner Shaker Behrouz was greeted by large crowds, Kurdish dancing and flowers as he returned home near Urmia after 7years and 5 months in prison without a single day of leave
Behrouz was twice sentenced to death, but both sentences were eventually overturned
"Kıyısında değil
köşesinde değil,
Tam orta yerinde olmalıydım savaşın; dağın, acının, sevincin, zorluğun ve sevginin kıyısında değil orta yerinde olmalıydım."
📌Ağrı Dağı'na yürüyenler
◾️“Kuzey Kürdistan'a yaptığım yolculuğun benim için birçok nedeni var. Bunlardan ilki, Botan'da başlayıp Ağrı Dağı'nda sonuçlanacak ve kuzeyin gerillasını anlatacak belgesel film hazırlamaktır…”
https://t.co/YvrxZRNGm3
Link: https://t.co/f50FKBNKIy
Erneut anti-kurdische Gewalt in Syrien!
Während der ehemalige syrische Diktator Bassar Al-Assad von einem Gericht in Damaskus zum Tode verurteilt wird, müssen Kurdinnen im Norden des Landes um ihr Leben fürchten.
Was ist passiert? Nach sieben Jahren, in denen hunderte kurdische Familien in einem IDP-Camp verbringen mussten, sollten sie gestern zurück in die Stadt Serekaniye, bzw. Ra’s al-Ayn zurück kehren. Ein Konvoi von 400 Familien war von einem Camp im Norden Hasakehs aus unterwegs nach Serekaniye.
Die Familien sind Flüchtlinge, die 2019 aus ihren Häusern durch das türkische Militär und mit diesem verbundene islamistische Milizen vertrieben wurden, als diese das Gebiet eingenommen haben.
Es gibt sogar eine Vereinbarung für die Rückkehr der Familien zwischen der kurdischen SDF und der HTS-Regierung in Damaskus, das Ende Januar 2026 beschlossen wurde.
Doch statt, dass diese Familien friedlich in ihr lange ersehntes zu Hause zurück kehren konnten, erwartete sie ein hasserfüllter bewaffneter Mob, der sie mit Knüppeln und Gewehrkolben angriff. Es werden Menschen vermisst und einige mit schweren Wunden im Krankenhaus behandelt.
Bei den Angriffen wurden anti-kurdische Parolen skandiert wie: „Wir werden niemals einen Kurden in dieser Stadt akzeptieren.“
Die Angreifer sind Siedler, die sich die Häuser und Felder der vertriebenen KurdInnen in ihrer Abwesenheit übernommen haben. Einige von ihnen waren auch an der Invasion von Afrin im Jahr 2019 beteiligt.
Wie kann es sein, dass die so genannte „Interimsregierung“, die sich der Welt als Stäbilitätsanker und Friedensgarant für Syrien präsentiert, keine geregelte Rückkehr für die Familien gewährleistet? Wie kann es sein, dass immer noch Kurdinnen um ihr Leben fürchten müssen.
Nichts ist klar in Syrien! Mit https://t.co/MQkBFVLWWR verurteilen wir die Übergriffe auf die vertriebenen Familien und fordern eine geregelte Rückkehr! Zugleich muss es Konsequenzen für die Angreifer geben.
“Her şey yaşanmışlık da değil
Yaşamadıklarımız da bizim
diyalektik doğruysa ve sonsuzsa
onlar da bir gün bir yerde yaşanır..."
Atakan Mahir
Saygı ve minnetle🍃
This is one of the many graveyards in Rojava where thousands of brave and courageous men and women who fought ISIS rest. This is not just a Kurdish graveyard, many internationalists and non-Kurds are buried here too, but it is a global graveyard and belongs to our shared human heritage.
It tells the story of resistance against extremist and violent terrorist groups that tried to create a new world order built on death and destruction, on murder and subjugation, and the eradication of Indigenous peoples, minorities, and ethnic and religious groups who refused to surrender to their extremist ideology.
This graveyard, and the many others like it across Rojava, belong to the world. They belong to all those who dream of a better, more humane future; to the women and girls who refuse religious fundamentalism and insist on the right to choose their own lives; to the men and women, young and old, who believe that democracy, humanity, dignity, and peaceful coexistence are worth fighting for.
These graveyards belong to all of us. They are part of our collective memory, our shared history of resistance, and our enduring hope for a freer and more humane world. They remind us that a new world is possible!
“Us” he says - a picture perfect metaphor for the discrimination that the Kurdish people are facing in Iran.
Pictured is a Kurdish men in Rojhelat (western Iran) who improvised a mask during the pandemic - at that time, the Iranian government has supplied every other region across Iran and completely ignored the Kurdish regions.
Masks were smuggled on foot into Rojhelat via the KRG.
Now these monarchists are using such pictures to use them to support their agenda of reinstalling Reza.
While at the time they and other Iranians were very supportive of these fascist policies.
This applies to the monarchists and the IRGC alike - there’s no genuine “us”
Ahmet Telli, Belki Yine Gelirim:
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
'Tükürsem cinayet sayılır' diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
tek yaprak bile kımıldamıyor nedense
ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
dizginlerini koparan bir at sanki bu
soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim
Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
Ewro seba ma roja sîya ya; na roje de zulmkarî waşt kamîye, estîye û ziwanê ma wedarno. Qaso ke înan herdê dewrêsî rê modernîzm ardo. Mîyanê modernîzmî de çekî, sunguyî û hêrişê qilêrinî est ê.
Na roja sîyaye de dedeyê îqtîdarî "zîrwe" virazenê. Îtîqatê ma de zîrwe nê, rizayîye est a. Mîyanê zîrweyê înan de asîmîlasyon, şîdet û înkar est o.
Senên ke Tertele de Sekîne Kankotane dewa xo ra gêrîyaye û dîyaye Kenan Evrenî, peynameyê ci "Evren" bî; Gulîstan Doku de kî hişmendîya nîyanêne est a.
Ma ewro Dêrsim de seba yadkerdisê cananê xo ameyîme têlewe û çilayê xo vêsnayî. Wa cayê ercanê ma gul û sosin bo.
***
Bugün bizim için kara bir gün; inkarcı anlayış 4 Mayıs'ta kimlik, dil ve varlığımıza yönelik bir imha planı devreye sokmuştur. Güya derviş toprağına modernizm getireceklerdi. Onların modernizmi silah, süngü ve kıyımdan ibaret.
Bu yaslı günümüzde iktidarın dedeleri bizzat Dersim'de "zirve" düzenliyor. Bizim inancımızda zirve değil, rızalık vardır. Onların zirvesinde asimilasyon, inkar ve şiddet var.
Tertele'de Sekine Kankotan'ı köyünden alan, Kenan Evren'e götüren ve soyadını "Evren" yaptıran zihniyet ile Gülistan Doku cinayetini organize eden zihniyet aynıdır.
1937-1938'de yitirdiğimiz canları anmak için bugün Dersim'de bir araya geldik. Değerlerimizin devr-i daim olsun; toprak incitmesin.