başına korkunç şeyler geldiyse, bilgeleşmeliydin. başına olabilecek en kötü olaylar geldiyse en bilge kişi sen olmalıydın. ama çoğu insan bilgeleşmek yerine, yaralanır.
sadhguru
sevilmemek o kadar da acıtmaz, bu gerçeği kabullenebilirsiniz ama sevildiğini sanmak, belki de sevildiğine inandırılmak; insanın kalbine kendi elleriyle diktiği en derin sızıdır.
Şu an hayat sana serbest bırakma yasasını öğretiyor. Gerçekten hiçbir şey senin değil. İnsanlar gelir ve gider. Anlar geçer. Aşk biter... Hepsi geçici. Tutunmaya çalışmadan keyif almayı öğrenmelisin. Değişimi kabul et. Zamanı geldiğinde bırak gitsin. Huzurunu koru ve çoktan solmaya başlamış olan şeylerden ne zaman uzaklaşman gerektiğini bil.
bu yüzden çok seven, aşırı seven birini gördüğümde ürkerim; çünkü sevgi ne kadar büyürse, hayal kırıklığı da o kadar derinleşir. aynı kalp, büyük bir şefkatle bağlanabildiği gibi, incindiğinde aynı ölçüde sertleşebilir. insanı asıl ürküten, sevgiyle başlayan bir şeyin nefrete bu kadar yakın durmasıdır.
İlahi Komedya’da Odysseus, Cehennem 26. kantoda karşımıza çıkar. Bulunduğu hendekte, zekasını başkalarını aldatmak için kullanan "hileli öğüt verenler" cezalandırılır. Dante’nin tasvirinde bu ruhlar, dünyada dilleriyle yaktıkları ateşler gibi devasa alevlerin içine hapsolmuşlardır.
İşin en ilginç yanı ise Dante’nin o dönemde Homeros’un eserlerine erişimi olmadığı için Odysseus’un sonunu tamamen kendi kurgusuna göre yazmış olmasıdır.
Dante’nin kurguladığı Odysseus, Truva’dan sonra evine dönüp huzur bulacak bir adam değildir. Aksine, içindeki dünyayı tanıma hırsı her türlü aidiyetin önüne geçer. Yaşlılığına ve yorgunluğuna rağmen mürettebatını yanına alıp bilinen dünyanın sınırına, o dönemin deyimiyle Herkül’ün insanlar geçmesin diye direkler diktiği dar geçide dayanır. Korkan tayfasını o meşhur hitabetiyle gaza getirir:
"Sizler hayvanlar gibi yaşamak için değil, erdem ve bilginin peşinden gitmek için yaratıldınız."
Ancak bu sınır ihlali, Dante’nin dünyasında kahramanlık değil, ilahi iradeye açık bir başkaldırıdır. Aylarca süren o zor yolculuğun sonunda, sislerin arasından Araf Dağı’nı gördükleri an dev bir fırtına patlak verir. Fırtına gemiyi üç kez döndürür, dördüncüde pruva batar ve deniz üstlerine kapanır.
Dante burada bize aslında çok modern bir trajedi anlatır: Rehbersiz ve inançsız bir zekanın, sahibini sadece felakete sürükleyeceği gerçeği. Odysseus’un asıl suçu merak değil, o merakı hiçbir kutsal değere bağlamadan, egosunun merkeze koymasıdır.
Bir yanda sonsuz gizemi kapsayan ilahi düzen, öte yanda ise insanın kendi büyüklüğünün bilinciyle bu gizemle yarışma arzusu... Bu sahnede ne ilahi olan ne de insani olan yapaydır; ikisi de Dante’nin zihninde aynı anda var olan, birbirini hem var eden hem de yok eden iki gerçekliktir.