treat all ambiguity or lack of clarity as an attempt to confuse you & all attempts to confuse you as psychological or emotional abuse. psychological & emotional abuse start with disturbances to your peace of mind. constantly feeling confused or scattered steals your peace
toxic workplaces are especially good at draining capable people by making them feel like they’re perpetually behind, even when they’re doing more than enough.
Mobbinge uğramak hayatımızın bir parçası oldu adeta. Bakın bunu özellikle bekar kadınlara yapıyorlar. Birçok arkadaşım ve ben maruz kaldık. Bir de haksızlığa susmayan omurgalı bir duruşun varsa mobbinge uğramak kaçınılmaz oluyor.
Irmak öğretmenin yalnız olmadığını bilmek daha da üzüyor. Taşrada kraldan çok kralcı yöneticilerin ve onlara yaltaklanmak için gözüne kestirdiği tecrübesiz öğretmenler üzerinden kendini parlatmaya çalışan yalakalarının içinde neler yaşadık, neler gördük!
“the opportunity of a lifetime is to be who you are” being who you are = crafting a life that reflects your aesthetics, values, and taste, without fear-induced compromise or contraction
İnandığım bir teori var. Bir yer, insan ve durum hayatınızda artık olmaması gerekiyorsa sizi sürekli hayal kırıklığına uğratıyor. Tekrarlayan hayal kırıklığı rastlantı değildir. Sorun tek olay değil, yolun kendisidir.
kim hayatının arka planında neler yasıyor bilmiyorsunuz. nelerle mucadele etti de bugunlere geldi bilmiyorsunuz. cok iyi bildiginizi sandıgınız seyleri de bilmiyorsunuz. o yuzden nezaketi artıralım
En yalın gerçek yoksulluk, açlık ve adetsizlik. Yoksulluk sadece paranın olmaması değildir. İnsanın kendi hayatı üzerindeki kontrolünü kaybetmesidir. En yalın haliyle yoksulluk yarını planlama lüksünün elinden alınmasıdır. Yoksul insan sadece bugünü hayatta kalarak atlatmaya programlanır. Maddi imkânsızlık bireyi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sürekli birilerine veya sisteme bağımlı hale getirir. Bu bağımlılık ise özgürlüğü ve iradeyi zedeler boyun eğiririr. Eğer yoksulluk ve açlık varsa orada kaçınılmaz olarak bir adaletsizlik vardır.
Eskiden beri eğitim fakültelerini, öğretmenlik bölümlerini tercih edenlerin ekseriyeti ülkenin köylerinden, kasabalarından, taşra şehirlerinden çıkıp gelmiş yoksul çocuklar olmuştur.
Atatürk Cumhuriyeti’nin belki de en büyük alamet-i farikası yoksul, köylü, halk çocuklarının yüreğine gelecekle ilgili, daha güzel, daha gelişmiş günlerle, yarınlarla ilgili son derece güçlü bir umut duygusu aşılamak olmuştur. Benim köyümün ilkokulundaki sınıfların havasını, kokusunu çok net anımsıyorum. Hepimiz; öğretmenlerimiz, biz öğrenciler ve ailelerimiz okulla ilgili, okumakla ilgili hep bir yücelik, bir gurur, bir güç duyumsardık içten içe.
Cumhuriyet için öğretmenlik işte bu gurur, bu umut ve bir toplum inşâ etme duygularının coşkusuyla tercih edilmiş bir meslekti. Bugün korkunç, ölümcül yaralar almış olmasına karşın hâlâ da bu böyledir.
Başkalarına verdikleri hasardan keyif alan insan aciziyeti diye bi şey var. Bu insanlar karakteriyle var edemedikleri önemli olma ihtiyacını travma yaratarak karşılamaya çalışıyor. Çünkü onlara göre önemli hissetmenin tek yolu iz bırakmaktır.
Garip bir şekilde ilk kez insanlardan bu kadar uzaklaştığım ve onlar tarafından yanlış anlaşılmayı her türlü göze aldığım yorgun bir dönemdeyim. Kibar ve güleryüzlü olmak eskisinden daha zor geliyor.
Değerlerimizle örtüşmeyen, kendimize zarar veren davranışlarda bulundukça özdeğer ve özgüvenimizi zedeler, içimize utanç salarız. Bu ise kendimizden kaçma güdüsünü tetikler, bizi hayrımıza olmayan davranışların kucağına daha da iter. Bu döngüyü kırma şevki ve becerisi kritiktir.