RUHUMU YORDUNUZ
Bu kadar kalp karasına masumiyet dayanmıyor Kabağın sahibine havale ediyorum sizi
Aklınızdan geçeni tez vakitte boynunuza dolasın Rabbim
Herkes TRT'ye verdiği röportajı paylaşıyor ama Eda Erdem'in şampiyonluk sonrası direkt salona seslendiği konuşması çok daha coşkuluydu.
#FileninSultanları
Allah’ım, Allah’ım; çocuklarımızın güzel günlerini, mürüvvetlerini, hayırlı adımlarını, berrak ve huzurlu geleceklerini görmeyi nasip eyle.
Onlara yalnızca açık yollar değil, hangi yolun kendileri için hayırlı olduğunu anlayacak bir idrak nasip eyle. Kararlarında akıllarını berrak, vicdanlarını diri, iradelerini güçlü kıl. Kendilerine ait bir hayat kurabilecek cesareti, o hayatı doğrulukla sürdürebilecek karakteri ver.
Allah’ım; çocuklarımızı vicdanlı, merhametli, sözüne güvenilir, hakkı ve hukuku gözeten insanlarla karşılaştır. İnsanların niyetini anlayabilecek feraset, iyiliği kötülükten ayırabilecek basiret nasip eyle. Kalplerinin temizliğini korurken kendilerini korumayı da öğret.
Emeklerini bereketlendir. Bilgilerini, yeteneklerini ve çalışmalarını karşılıksız bırakma. Önlerine hak ettikleri imkânları çıkar; kapılarını doğru zamanda, doğru yerde aç. Başarılarını kibirden, başarısızlıklarını umutsuzluktan koru.
#Allah’ım; hayatın değişen şartları karşısında çocuklarımızı sağlam kıl. Kaybettiklerinde yeniden kurabilmeyi, yanıldıklarında doğruyu görebilmeyi, düştüklerinde ayağa kalkabilmeyi nasip eyle. Zorlukların onları sertleştirmesine değil, olgunlaştırmas��na izin ver.
Kalplerine huzur, zihinlerine açıklık, bedenlerine sağlık ver. İçlerinden çıkamadıkları meselelerde önlerine bir çıkış yolu, karanlıkta kaldıkları zamanlarda bir işaret, bekledikleri zamanlarda sabır nasip eyle.
Onları haksızlıktan da haksızlık etmekten de koru. Kimsenin hakkını üzerlerinde bırakma, onların hakkını da kimseye çiğnetme. Doğrunun yanında durabilecek cesareti, gerektiğinde hayır diyebilecek iradeyi, gerektiğinde affedebilecek büyüklüğü ver.
Allah’ım; çocuklarımızın dünyayı tanırken kendilerini kaybetmelerine izin verme. Başkalarının ölçüleriyle değil, kendi vicdanları ve değerleriyle yaşayabilmelerini nasip eyle. Onları gösterişin, hırsın, kıyasın ve geçici heveslerin esiri etme.
Rızıkları #Ay gibi parlak, kazançlarını bereketli, işlerini hayırlı eyle. Alın terlerinin karşılığını #Güneş gibi görmeyi, üretmeyi, paylaşmayı ve sahip olduklarının kıymetini bilmeyi nasip eyle.
Bizim göremediğimiz tehlikelerden Sen koru. Bizim yetişemediğimiz yerde Sen yetiş. Bizim bilemediğimiz yarınlarını Sen hayırla yaz. Onlara yük olacak olanı uzaklaştır; hayatlarına değer katacak olanı yaklaştır.
Allah’ım; çocuklarımızın yüzlerinin güldüğü, emeklerinin karşılığını aldığı, kendileriyle gurur duydukları, iç huzuruyla yaşadıkları günleri görmeyi bize nasip eyle. Güzel haberlerini duymayı, başarılarına şahit olmayı, yollarının açıldığını görmeyi nasip eyle.
Ömürlerini anlamlı, yollarını temiz, vicdanlarını rahat eyle. Arkalarında iyilik bırakan, bulundukları yere değer katan, insanlara faydası dokunan kişiler olmalarını nasip eyle.
Çocuklarımızı Sana emanet ediyoruz Allah’ım. Onları yalnız bugünün kötülüklerinden değil, yarının bilmediğimiz imtihanlarından da muhafaza eyle. Kaderlerine hayır, ömürlerine bereket, gönüllerine sükûnet, geleceklerine aydınlık nasip eyle.
Bize de çocuklarımızın güzel günlerine, hayırlı adımlarına, başarılarına ve huzuruna sağlıkla şahit olmayı nasip eyle.
Amin.
Yıllar boyunca evcil hayvanını kaybeden insanların yaşadığı derin acı çoğu zaman küçümsendi...
“Alt tarafı bir kediymiş…”
“Bir tane daha sahiplenirsin…”
“Bu kadar üzülmeye değer mi?”
Toplum uzun süre bu kaybı tam olarak anlayamadı.
Çünkü insan-hayvan ilişkisi çoğu zaman yalnızca “bakım vermek” ya da “beslemek” üzerinden değerlendirildi. Oysa birçok insan için evdeki kedi ya da köpek bundan çok daha fazlasıydı.
Sabah ilk gördüğü canlıydı.
Sessiz gecelerde yanında uyuyan dosttu.
Depresyon anlarında hiçbir şey söylemeden yanında duran bir ruhtu.
Ailesiydi.
Bazen de hayata bağlayan son sebepti.
Ve artık bilim de bunu açık şekilde söylüyor:
Evcil hayvan kaybı, insan beyninde gerçek bir yas süreci oluşturuyor.
Son yıllarda yayımlanan psikoloji, nörobilim ve yas araştırmaları; bir kedinin ya da köpeğin kaybının insan zihninde ciddi bir duygusal travma yaratabildiğini gösteriyor
Işıl Aykan Atmaca
Keditör
Haberin devamına https://t.co/6GktZ8M2zU üzerinden ulaşabilirsiniz.
https://t.co/Zk5gVf5Uct
Arifler der ki:
"Allah, sevdiği kulun kalbini bazen hüzünle yıkar; çünkü tozlu aynada cemâl tecelli etmez."
Bu yüzden acı, bir ceza değildir.
O, bâtından gelen sessiz bir davettir.
İnsan onu felaket sanır.
Ruh ise onu eve dönüş yolunun ilk işareti olarak tanır.
Ve gün gelir,
çektiğin bütün acıların tek bir isme çıktığını fark edersin:
Yakınlık.
Çünkü en büyük nimet,
hiç incinmemiş bir kalbe verilmez.
En büyük tecelliler,
içinde en derin boşluğu taşıyabilen kalplere iner.
Belki de bu yüzden hikmet ehli şöyle fısıldar:
"Rab, kalbini kırdığında seni terk etmiş olmaz; seni kendi sonsuzluğunu taşıyabilecek kadar genişletiyordur."
📻 Babam için...
❤️🔥 Kendi sözlerimle hazırladığım #AşıkYüreklerYanmış adlı 📼 türkü albümüm tüm dijital müzik platformlarında...
🎶Dinleyicilerime moral ve şifa olması dileğiyle...
#türkü#aşık#ozan#dijitalplatform
Bu baharda bahçeye iki adet gül aldım. Saksıda bakıyorum. Güllerden biri narin cins diğeri sıradan. Narin olanın özellikle yeni filiz veren körpe yapraklarına bit geliyor. Diğerine hiçbir şey gelmiyor.
Gül ilacı aldım, narin olanı güzelce ilaçladım. Zararlılar ölünce bütün filizleri coştu. Sonunda harika güller verdi.
Narin çocuklar da böyle. Onların diğerlerine göre farklılıkları var. Zararlılar narin çocukları daha çok seviyor. Yeni filizler vermesin, çiçek açmasın diye her zaman en zayıf yerlerine saldırıyorlar.
Narin çocukların da ilacı görülmek ve farklılıklarının kabul edilmesidir. Tıpkı benim narin gül gibi dışarıdan desteğe ihtiyaçları olur. Gerekli desteği aldıklarında, onun narinliğine saldıranlar uzaklaştırıldığında en güzel çiçekleri onlar açar.
Ama güzel çiçekler hep kıskanılmamıış mı...
❤️ Şarkımızı Spotify'da da dinleyin 🇹🇷🇹🇷🇹🇷💫 Bizim Çocuklar 2026 Dünya Kupası Şarkısı ile Milli Takımımızı destekliyor, bu coşkuyu tüm milletimizle paylaşıyoruz 🤝
https://t.co/pFlzIoXIzK
🚀 Yapay zekâ çağında müzik üretimi geri döndürülemez bir dönüşümden geçiyor; bu süreçte yapay zekâ bir sanatçı değil, insan niyetini büyüten güçlü bir araçtır ve asıl belirleyici olan hâlâ insanın kurduğu hikâye, yaptığı seçim ve verdiği anlamdır.
🔑Telif, etik ve veri şeffaflığı gibi sorunlar gerçek ve çözülmesi gereken alanlar olsa da bunlar sanatın kendisinden değil, mevcut sistemlerin yetersizliğinden kaynaklanır.
🧲 Üretimin demokratikleşmesiyle birlikte içerik artmış, gürültü çoğalmış, fakat bu durum sanatı değersizleştirmemiş; aksine gerçekten özgün olanı ayırt etmeyi zorlaştırarak sanatçının rolünü daha görünür hâle getirmiştir.
📍Sonuç olarak mesele yapay zekânın sanat olup olmadığı değil, insanın bu yeni araçla neyi, nasıl ve hangi niyetle anlattığıdır; çünkü sanat, araçta değil, anlamda yaşamaya devam eder.
#Anlamİnsanda #YapayZeka #YapayZekaMüzik #aimüzik #YapayZekaDestekli
🏆⚽ Dünya Kupası coşkusunu "Bizim Çocuklar 2026 Dünya Kupası Şarkısı" ile siz de yakalayın!
🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Milli Takımımızı destekliyoruz
🚨📺 Resmi müzik videosu Youtube'da: https://t.co/Gwk2PQOgVj
➡️ YouTube ve Spotify gibi dijital müzik/video platformlardan dinleyip, beğenebilir ve yorumlarınızı benimle paylaşabilirsiniz.
#DünyaKupası #worldcup2026 #MilliTakım #Türkiye #futbol
O psikolojik eşiklerden biri bu mesela. Şu zımbırtılara dokununca ne olacağını, ne ceza alacağını bilen var mıydı? Yoktu. Herkes "elleyemeyiz" diye düşünüyordu ve ellemiyordu. Bu kadar.
Kimsenin, dokunsa ne olacağına dair bir öngörüsü de yoktu. Korku desen tam olarak büyük bir korku sebebi yoktu yani. Sadece "elleyemeyiz" düşüncesi vardı tüm çocuklarda. Kimse kimseyi neden yapmaması gerektiği konusunda eğitmiş ya da ikna etmiş filan da değildi. Görünmez bir engel, kaç nesli bu zımbırtılardan uzak tutmayı başarmıştı.
O görünmez engel -bence- okulun bir "kurum" olması idi her şeyiyle. Disiplin, ast-üst ilişkisi, devletin elinin varlığı, düzen, intizam... Dışarıdaki psikopatları okuldan uzak tutan da buydu. Yabancı kimse okula girmezdi. Güvenlik olduğundan mı? Hayır. Devletin eli orada olduğundan sadece. İçerde takım elbiseli adamlar, düzgün giyimli kadınlar, üniformalı çocuklar olduğundan.
Her şey için senelerce sürecek bir psikolojik çözümleme süreci ya da çok caydırıcı, ibretlik cezalar ve kanunda inanılmaz değişiklikler gerekmeyebilir yani.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Hypatia'nın Hikayesi 📜
MS 355 civarında doğan ve MS 415'te öldürülen İskenderiyeli Hypatia, zamanının en önde gelen bilginlerinden biriydi. Matematikçi İskenderiyeli Theon'un kızı olarak, genç yaşta matematik ve felsefe dünyasıyla tanıştı ve İskenderiye'deki Neoplatonist okulun başına geçti. Zekâsı oldukça tanınmıştı ve Akdeniz'in dört bir yanından gelen öğrencilere matematikten felsefeye kadar çeşitli konularda ders veren evrensel bir dahi olarak kabul ediliyordu.
Büyük ölçüde erkek egemen bir toplumda kadın olmasına rağmen, Hypatia, aralarında birçok önde gelen Hristiyanın da bulunduğu çağdaşlarının saygı ve hayranlığını kazanmayı başardı. Astronomi ve matematikteki olağanüstü yeteneğiyle tanınıyordu ve bu alanların gelişimine önemli katkılarda bulunduğu kabul ediliyordu.
Pergalı Apollonius'un konik kesitler üzerine yazdığı karmaşık esere dair derinlemesine yorumlar yazdı. Bu yoğun metinleri açıklayarak ve netleştirerek, çalışmaları hiperbol, parabol ve elipslerin modern anlayışımızın matematiksel temelini korumaya yardımcı oldu.
Ancak Hypatia'nın hayatı trajik bir sonla bitti. Yoğun dini ve siyasi çekişmelerin yaşandığı bir dönemde yaşayan Hypatia, İskenderiye'nin laik Roma valisi Orestes ile yeni atanan Hristiyan piskopos Cyril arasındaki acımasız bir iktidar mücadelesinin ortasında kaldı. Orestes kendisi bir Hristiyan olmasına rağmen, bu çekişme şehrin siyasi kontrolü için şiddetli bir mücadeleydi. Orestes'in yakın arkadaşı ve danışmanı olan pagan Hypatia, önemli bir hedef haline geldi. İki adamın uzlaşmasını engellemek için kara büyü kullandığı söylentileriyle körüklenen Hypatia, Hristiyan fanatiklerden oluşan bir kalabalık tarafından pusuya düşürüldü ve vahşice öldürüldü.
Hypatia'nın ölümü, o dönemin entelektüel dünyası için derin bir şoktu. Bugün, mirası yaşamaya devam ediyor. O, öğrenmenin güçlü bir sembolü, bilimde kadınlar için bir öncü olmaya devam ediyor ve trajik sonu, cehaletin ve hoşgörüsüzlüğün tehlikeli potansiyelinin altını çiziyor.
Astroloji & Köpekler
Türkiye, kuruluş haritası itibariyle Yükselen Yengeç bir ülkedir.
Bu da halkı koruma, kollama ve güvenlik refleksinin ülkenin kaderine yazılı olduğunu gösterir.
Kuruluş haritasında 1. evdeki Plüton, Sirius yıldızıyla kavuşumdadır.
Sirius; köpekler, kurtlar ve koruyucu ruhlar ile yakından ilişkilidir. Orta Asya kökenli mitolojimizdeki kurt ve köpek sembolü de tam olarak bu hattı anlatır: Yol gösteren, bekleyen, koruyan ve gerektiğinde bedel ödeyen sadık güç….
Bu nedenle Türkiye’nin kolektif kaderinde köpekler ve kurtlar yalnızca hayvan değil,koruyucu semboller ve kadersel yoldaşlardır.
Ülkemizde köpekleri korumak, onlara iyi davranmak, sahip çıkmak; yalnızca vicdani değil, astrolojik ve karmik olarak da güçlendirici bir eylemdir…
🐕 Köpeğe uzanan iyi niyetli ve sevgi dolu eller, aynı zamanda bu toprakların kaderine uzanan bir şifa hattı oluşturur🇹🇷
Kedilerin sabah miyavı neden farklıdır hiç düşündünüz mü?
Evet kediler de çoğumuz gibi aç uyanır, ışık artışı ve kortizol yükselişi vücudu aktive eder.
Geceki düşük tonlu ses gider.
Sabah daha tiz, daha ısrarcı bir frekans gelir.
Bu tesadüf değil.
Araştırmalar, yüksek frekanslı ve kısa aralıklı seslerin insanda daha hızlı yanıt oluşturduğunu gösteriyor ve kediler de bunu biliyor.
Sonuç:
Stratejik bir miyav.
Bu çoğu zaman manipülasyon değil,
pekiştirilmiş iletişimdir.
Bir kez kalkıp mama verdiyseniz,
o ton artık kaydedildi.
Kediniz sizi kandırmıyor.
Sadece hangi frekansın hangi saatte işe yaradığını biliyor 💫
@dincerguner Hocam allasen daha dünyanın düz olmadığına tam ikna olmamış vatandaşa ikiz üçüz beşiz vs. aslında milyarlarca kilometre farklı mesafelerle doğduklarını açıklamayı Bi denesene
Epeydir festival alanına dönmedi X 😂😂😂
Rahmetli Tayfun Talipoğlu birgün, bir hastanenin acil servisinde sabah erken bulunduğu esnada, acilde üzeri örtülmüş bir cenazeden saat alarm sesi geldiğini duymuş. Ve bunun üzerine şöyle bir söz söylemiştir.
"Akşamdan kurduğunuz saat sizi sabah uyandırmayabilir. Hayatımıza, insanlığımıza dikkat." Nurlar içinde uyu güzel insan.