35 yaşında hayatını kaybeden oyuncu Ece İrtem'in 1 ay önceki röportajı:
"Bir kul olarak çok fazla şeyi kafaya takıyoruz. Allah bizi buraya bir deneyim, şükür ve sevgi için gönderdi."
Merhaba, ben Ezgi Dokak. Hız sınırının 70 olduğu yerde yüksek hızla, frene basmadan ve hiçbir manevra yapmadan 13 yaşındaki kardeşime çarparak ölümüne sebep olan şahısın tutuklanmasını istiyoruz.Lütfen sesimizi duyun.
#AysimaİçinAdalet
🔴Yıllarca kamyon şoförlüğü yapan Mustafa Yıldız geçirdiği ani bir felçle çalışamaz hale geldi ve 4 çocuğu tarafından terk edilince Antalya'da Doğuyaka Mahallesi'ndeki terk edilmiş bir harabede yaşam mücadelesi vermeye başladı.
Tek böbreği %15 çalışan Mehmet Parlak cezaevinde bulunuyor.
Eşinin aktardığına göre Mehmet Parlak'ın sağlık durumu endişe verici boyutlara ulaştı, korkulan olmadan Parlak tahliye edilmeli!
MehmetParlaka DestekZamanı
Engelli bir vatandaş , "Ben ölürsem ona kim bakar?" diyen fedakar annesinin vefatıyla kimsesiz kalırken, dökülen her damla gözyaşıyla yürekleri dağlıyor…
Allah her işini rast getirsin her şeye kolaylıkla kavuşsun.. bizde derdimiz var sanıyoruz 🥹
KHK’lı zabıt katibi Mehmet Parlak 3 yıldır cezaevinde. 4 yaşından beri böbrek hastası, nakil sonrası şimdi yine böbreğini kaybediyor.
“Hayatım hastanelerde geçti” diyor. Acilen tahliye edilsin!
MehmetParlaka DestekZamanı
Şu anı aşamıyoruz ya. Sakatlanmasına rağmen son ana kadar topu kovalayıp maçı hızla başlatma isteği ve devamında gelen şampiyonluk golü. Galatasaray’ın ta kendisi
Hz. Yakup sevdiği kadına 14 yıl sonra
kavuştu. Hz. Zekeriya yıllarca dua ettiği evladına 120 yaşında kavuştu. Hz. Nuh kavmine 950 yıl bıkmadan, sabırla teblig yaptı. Ashab-ı Kehf 309 yıl mağarada bekletildi.
Allah’a inananlar için geç kalmışlık diye bir şey yoktur. Biz daha yirmili yaşlarımızda geç kalmışlık hissiyle sarsılıyoruz. Kuran diyor ki ne yapıyorsan yapmaya devam et. Zamanı, zamanın sahibine bırak.
İdris Şahin:
"Suçlu ile suçsuzu ayıramadınız, sonra da binlerce insanı sosyal hayattan sildiniz.
KHK mağduriyetini görmeden, infazda eşitliği sağlamadan adaletten söz edemezsiniz!!"
#DEVAPartisi#KHKMağduriyeti#10YıllıkKHKGerçeği
Bir akrabam vefat etmişti. Başsağlığı için oğlunu aradım. Korkudan telefonumu açmadı. Başsağlığı mesajı yazdım sadece "sağol" cevabı yazdı. #KHK lı olmak böyle birşey.
🔴 Günlük 2 saatlik öfke....
➖️Her gün mutat olarak 2-3 saatlik;
"öfke, kin, kaşları çatma, dişleri sıkma, kafada birileri hakkinda surekli kurma, senaryo yazmz hali"
➖️bağışıklık sisteminizi o gün için 7-8 saat baskılar....Uyumadanda kolay kolay toparlamaz...
🔸️NK hücre fonksiyonları azalir
🔸️ T lenfosit yanıtları zayıflar
🔸️ Kronik inflamasyon artar
🔸️ Enfeksiyonlara yatkınlık artar
🔸️ Uyku kalitesi bozuksa etkisi daha da fazla olur...
➖️Sistem "düsman var" algısına girer...❗️
▶️Öfke kontrolünün en kolay yolu yeni şeyler öğrenmek, yeni bilgiler ogrenmektir....Konunun ne olduğu hiiiç ama hiç önemli degil.
🔹️Uzay, silahlar, tıp, dinler tarihi, kuşlar, kelimelerin kökeni , camın tarihçesi, At'ın neden duygusal bağ kurduğu... her hangi bir konu...
➖️Teknolojinin ve bilginin bu kadar kolay ulaşılabilir olduğu bir dönem aslında muazzam bir firsat..
➖️Hele şu siyasi konular, yok futbol, yok erkek burnunu tutarsa şu demek, kadın kulağını kaşırsa bu demek gibi seylerin altinda tartışıp kufur kiyamet yazışmak sadece size zarar verir.... Biri burnunu tutmus, öbürü kulak kaşımış, hepsi bu....siz uzun süreli kortizol salgilatmayin.
➖️Yoksa o surekli kas/eklem agrisi,yorgunluk, uyusanda bir türlü uykuyu alamamanin sonu gelmez....
⭐️Bu arada; Kuşlarada çok imrenmemek lazım, uçmanın da çoğu çırpınmak....
Irmak öğretmen bugün toprağa karıştı, halâ yapılması gerekenler yapılmadı.
Ben bugün mesleğimin ekmeğini yiyorum ama bugünlere gelmek için nelerle sınandım. Şube müdürü afedersiniz s.ktr diyip odasından mı kovmadı, milli eğitim müdürü hakaret mi etmedi. Hatta bir gün çok hasta oldum da hafta ortası, hiç unutmuyorum. Boğazım kilit, sıtma, ateş.. Doktor sadece o güne rapor verdi. Raporumu tek öğretmen müdür yetkili olduğum için milli eğitime ben götürmek zorundaydım. Merdiven çıkamıyorum, baygınlık geçircem, halsizlikten yığılcam. Zor bela çıktım merdiveni, beni yalandan rapor aldı diye suçlamıştı, hakaret etmişti şube müdürü. Çok zoruma gitmişti. O günkü ahım gökkubbeye çıktı. Muhtar arar, geleceksin, cumhurbaşkanı bile olsan sen bugün okula geleceksin demişti, hastayım inandıramadım. Aday öğretmenim sesimiz çıkmıyor tabi. Ya daha neler neler…
O ilk idealist öğretmenlik hayallerim devamlı travmatik olaylarla yontuldu.
Ahırdan bozma gibi bir sınıfı, çiçek gibi yaptım, müfettişin dahi uğramadığı, gelmeye tenezzül etmediği bir köy okuluydu benim okulum.
Ben 15 yıl önceden bahsediyorum ve aynı bölgede bu durumların yaşanıyor olması beni kahrediyor..
Noldu şimdi? Gencecik bir öğretmen yok oldu. Hayalleri, umutları yok muydu o öğretmenimizin?
Yazıklar olsun, ne diyeyim…
SARAR İLKOKULU’NDA NELER OLUYOR?
Ankara’nın göbeğinde…
Millî Eğitim Bakanlığı’nın hemen yakınında…
Bir okulda üç kadın öğretmen aylarca mobbinge maruz kaldıklarını söylüyor.
Dilekçe veriyorlar.
Tutanak tutuyorlar.
Tanık gösteriyorlar.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
Çalmadıkları kapı kalmıyor.
Çünkü iddialara göre öğretmenler;
“Okulun sahibi benim.”
“Sizi paramla satın alırım.”
“Açlıktan nefesiniz kokuyor.”
“Çekil önümden.”
“Ben istersem izin veririm.”
“Nereye şikâyet ederseniz edin.”
gibi ifadelerle karşılaşıyor.
İddialara göre öğrencilerin ve velilerin önünde azarlanıyorlar.
Mesleki itibarlarının zedelendiğini düşünüyorlar.
Hazırlamak istedikleri gösteri ve törenlere izin verilmediğini belirtiyorlar.
Ve bütün bunların bir bütün olarak mobbing oluşturduğunu savunuyorlar.
Bu yüzden dilekçeler yazılıyor.
Bu yüzden tutanaklar tutuluyor.
Bu yüzden üç öğretmen aylarca mücadele ediyor.
Ama asıl hikâye bundan sonra başlıyor.
Çünkü öğretmenler çoğu zaman yaşadıkları baskıdan değil, o baskıyı şikâyet ettikten sonra yaşadıklarından yoruluyor.
Yalnızlaştırılıyorlar.
Dışlanıyorlar.
Sorun çıkaran kişi ilan ediliyorlar.
Sonra dosya kapanıyor.
Sonuç kısmına şu cümle yazılıyor:
“İddialar sübuta ermemiştir.”
Ve ardından…
Müdür görevine devam ediyor.
Öğretmene ise görev yeri değişikliği çıkıyor.
İşte tam da bu noktada eğitim camiasında şu algı büyüyor:
“Şikâyet edilen kalıyor, şikâyet eden gidiyor.”
Dün Ağrı’da…
Bugün Ankara’da…
Yarın başka bir şehirde…
İsimler değişiyor.
Okullar değişiyor.
Ama hikâye değişmiyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’na ve Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne soruyoruz:
Üç öğretmenin aylarca verdiği mücadelenin karşılığı bu mu?
Sarar İlkokulu’nda neler oluyor?
Ve bu hikâyeyi daha kaç öğretmen yaşamak zorunda kalacak?
@cankayailcemem@MemAnkara@mebpgm@meb_ogm