Normalde bırak aynı masaya denk gelmeyi, aynı semtte bile denk gelemeyeceğin, apayrı ideolojilere sahip tiplerle, okul ve velicilik müessesesi yüzünden muhattap olmak zorunda kalmak çok saçma.
Gelin, size bilgisayarımın İstanbul Havalimanı’nda nasıl yok edildiğini anlatayım. Ben gaflete düştüm, aman siz düşmeyin.
19 Şubat Perşembe sabahı, 7.20 uçuşum için, iç hatlarda bir saatlik uykuyla 9.30’daki toplantıma gitmek üzere kapı etrafındaki oturma gruplarında bekliyordum. Bir kol çantam, bir de bilgisayar çantam vardı.
Yolcu alımının başladığını geç fark edince panikle kapıya yöneldim. Otobüse geçtik, otobüs uçağa doğru hareketlenince bilin bakalım yanımda ne yoktu? Bilgisayar çantamı oturma grubunda unuttuğumu fark ettim.
Geri dönmek istedim. Şoför, harekât ekibinin çantayı getirebileceğini söyledi. Geri dönersem yeniden uçağa alınmayacağımı da eklediler.
Oradaki yer görevlilerine rica ettim. O birine söyledi, diğeri başka birine… Nihayetinde yardımcı olamayacaklarını söylediler. Güvenlik gerekçesiyle çantama dokunamazlarmış. “Çantanız kayıp eşyaya götürülür, akşam oradan alırsınız” dediler.
Hemen kayıp eşyayı aradım. “Web sitemizden form doldurun” dediler. Sonra İGA güvenliğe bağlanmaya çalıştım. Birine aktardılar, o başka birine… “Tam şu noktada, şu oturma grubunda, şu renk çantam var. Onu kayıp eşyaya iletebilir misiniz?” dedim. Herkesin dilinde aynı cümle: “Zaten oraya gider, hiç merak etmeyin. O kadar kamera önünde kimse çalmaya cesaret edemez. Oraya gelen herkes bilet okutarak, kimlik ibraz ederek giriyor. Hiç merak etmeyin…”
Toplantı mühimdi. Bir sonraki uçak öğlendi.
Düşündüm: Tüm bilgilerim bulutta. Gittiğim yerde bilgisayar temin edebilir, döndüğümde de bilgisayarımı kayıp eşyadan alırım.
Çantayı unuttuktan sonra ikinci büyük gafletim de geri dönmemek oldu.
Gerekli formu doldurdum. Saat başı kayıp eşyayı arayıp darladım. Nafile. Bilgisayarım bulunamadı.
Sonraki gece, emniyette kamera kayıtları izlenirken gördüm ki bilgisayarım tam beş saat boyunca, o bıraktığım yerde, aynı şekilde öylece beklemiş.
Sonra bir temizlik görevlisi alıyor. Kayıp eşyaya götürecek zannediyorsunuz, değil mi?
Hayır. Bir çöp poşetine sarıp lavaboya sokuyor. On beş dakika sonra başka bir oturma grubuna bırakıyor.
Aradan iki saat geçiyor. Bir erkek yolcu alıyor. O da başka bir tuvalete giriyor. Bir süre sonra çantamı başka bir yere bırakıyor.
Akşam 17.30 oluyor. Çantam hâlâ bir oturma grubunda öylece bekliyor. Bir kadın yolcu alıyor bu defa. Sırtında kendi çantası elinde benim çantam var. Montsuz halde tuvalete giriyor. Çıkarken üzerinde şişme bir mont, sırtında sadece kendi çantası...
Sonra çantamdan başka iz bulunamıyor.
Benim beş dakikalık gafletimin bedeli büyük oldu.
İşle ilgili çoğu şey neyse ki yedekliydi. Ama yedeği olmayan Osmanlıca çalışmalarım ve şahsi arşivim gitti.. Aile fotoğraflarıma hâlâ içim yanıyor.
En yaralayıcı olan ise şu oldu: Bir topluluktan üç örneklem çekelim. Üçü de boşta bulduğu bir çantayı kurcalayacak, kamerasız bir alana taşıyıp içini karıştıracak kadar kötü.
Bir görevli topluluğu düşünün; saatlerce boşta bekleyen bir çantayı kayıp eşyaya bildirmeyecek kadar duyarsız ve ilgisiz, onca bildirimi aramaları yok sayacak kadar ihmalkâr..
Özetle havalimanlarını mal güvenliği açısından sıradan bir metropol sokağından daha güvenli zannetmeyin.
Havayolu şirketlerinin biletler aracılığı ile yolculara yansıttığı güvenlik masraflarının böyle kriz anlarındaki karşılığı; duvara çarpan etkisiz ve yanıtsız kalan bildirimler ve "çantana sahip çıksaydın" öğüdü oluyor. Geçmiş olsun. Kaybettiğimiz her şeye...
@enesapp Dün aradılar +902129220537 numaralı hattan. Üşenmedim ben de 1’e bastım en kısa sürede geri dönücez dediler 10dk sonra yine aradılar. Aboneliğiniz bitmek üzere dediler, tam olarak hangi abonelik dedim. Yanlış oldu galiba pardon diyip kapattılar🤷🏻♀️ Edeceğim küfür içimde kaldı.
Başrollerinde Sydney Sweeney ve Amanda Seyfried'in yer aldığı The Housemaid filminin fragmanı yer aldı.
• Aynı adlı romandan uyarlanan psikolojik gerilim filmi, zengin bir çiftin hizmetçisi olan genç kadının tehlikeli hale gelen hikayesini anlatıyor.
Şişli'de taksiciyle yolcu arasında çıkan tartışma:
+ Beşiktaş Evlendirme Dairesi dediniz değil mi? Sağdan mı ineceğiz?
- Ben bilmiyorum, siz bileceksiniz. Taksicisiniz.
+ İstanbul ne kadar büyük biliyorsunuz.
- İstanbul o kadar da büyük değil.
Aşırı turistik bir Avrupa şehrinde, bir Türk başka bir Türk’ü görünce neden şaşırır ki? Sen kalkıp gelmişsin, ben de kalkıp geldim güzel kardeşim. Grönland’da mı karşılaştık?