Annem ölünce koca dünyada tek başıma kalacağım, amına koyayım senin ben dünya neden bu kadar büyüksün?
Belki de ben küçüğümdür daha, yine amına koyayım.
Az önce alaturka tuvalete girdim ve kapıyı kilitlerken annemle aldığım bileklik bileğimden patlayarak dağıldı. Nerdeyse bütün parçaları da tuvaletin içine gitti, üzerine sıçmamak için sifonu çektim ve oturup sıçarken ağladım.
Hayat işte bu kadar boktandır.
O an babamı bo��mak istedim ve bu da “Son zamanlarda çok mu şiddet yanlısıyım?” diye sorgulamama yol açtı.
Beraber yaşamak zorunda olduklarımız laftan, sözden anlamadıklarında ve durum bu kadar hayati önem taşıdığında ne yapmak gerek?
Bilmiyorum.
Özetle:
Amına koyayım senin hayat.
Sene 2010, babam proje ödevlerinde kullanalım diye eve yeni bilgisayar ve yazıcı almış.
Yaz olduğundan ben ve ablam evdeyiz de annem seminerde.
O dönene kadar San Andreas’te araçları patlatıp polisten kaçıyorum.
Keşke tekrar annemin seminerden dönmesini beklesem.
Amk senin hayat.
Dün gece bu saatlerde odamdan inerken uyuyan annemin nefes alışını dinledim, bir gün bir daha dinleyemeyeceğimi bilerek… Merdivene oturup ağladım bir süre. Sonra babam salonun kapısını çarptı! Ve annem irkilerek uyandı. “Bir şey yok, babam kapıyı kapattı.” diye girdim odasına…
Imagine the international media meltdown if this exact same thing happened to a Greek player here in Türkiye. The phrase 'Turkish barbarity' would be trending globally in minutes. The absolute silence right now is deafening. The double standard is unreal.
Call it exactly what it is: pure, unfiltered racism.
Motosikletsiz geçen bir yılım... Hiç bu kadar eksik hissetmemiştim, öyle ya tatmadan özlenmiyormuş bazı hisler. Baharda kaybediyorum ben de hep, Fenerbahçe'm gibi... Kazanmak istiyor insan artık, kaybetmekten yoruluyor. Bir gün albayım... Elbette ki bir gün ben kazanacağım!